Haftalardır bu yazıyı yazmaya çalışıyorum. yürütücü

Ne zaman yazmayı düşünsem donup kalıyorum ve ne zaman geçtikçe başlamak benim için zorlaşıyor. Aslında kelime işlemcimi açmak için bir arabayı başınızın üzerine kaldırmak, zihninizle bir tuğla yığınını hareket ettirmek veya bir gecede bir milyar dolar kazanmak için harcamak gerektiğini düşündüğüm kadar enerji harcadım. yürütücü

Bu sadece bu yazı için geçerli değil. Çoğu zaman bu harekete geçememe hali günlük işlere de yayılır. Bulaşıkları yıkamak, yatağı toplamak – cehennem gibi; hatta yataktan çıkmak bile aynı derecede zor olabilir.

Bu benim için yeni bir durum değil.

Akademik kariyerim boyunca sürekli okuldan eve getirilmesi gereken şeyleri okulda unutur, bazı ödevleri teslim etmeyi unutur ve her şeyi son dakikaya bırakırdım.

Bu durum o kadar kötüydü ki, annem neredeyse her gece masamda unuttuğum şeyleri almak için beni okula geri götürmek zorunda kalırdı.

Birçok insan bu davranışı gördüklerinde bunu hemen tembellik olarak damgalarlar.

Ancak bu süreç, sorumluluklarımdan kaçmanın ya da okul işlerinden kaçmanın bir yolu değil işleri zamanında halletmek için gerekli planlama ve öz motivasyondan yoksun bir beynim olmasının sonucuydu.

Hayatımın ilk 22 yılı boyunca odaklanamayışım, tembelliğim ve bir şeyleri planlayamayışımdan şikâyet eden öğretmenlerimi ve akranlarımdan çok şey duydum.

İlgisizliğimle biliniyordum ve hayatımdaki çoğu insan umursamadığım için işleri “savsakladığımı” düşündü.

Bu durum inanılmaz derecede sinir bozucuydu çünkü bir yandan sadece kayıtsız ve tembel olduğumu söyleyen insanlara inanmaya başlarken, diğer yandan bunun tembellik ve kayıtsızlıktan daha farklı bir şey olduğunu biliyordum.

İşleri başkalarının yaptığı gibi yapamıyor oluşunuz için başka bir tanım bulamadığınızda size söylenen kelimelere inanmaya başlarsınız.

Arkadaşlarımın, akranlarımın ve öğretmenlerimin her gün beynime karşı bir mücadele verdiğimi – bilmelerine imkân yoktu.

Ayrıca, bırakın başkalarını, bir şeyleri başkalarının yapmamı istediği şekilde yapmak için kıçımı bile kaldıramadığıma kendimi bile ikna edemedim.

Kendime yapmam gereken şeyi neden zamanında yapamadığımı sorduğunda, ya da başkalarından aynı soruyu aldığımda aklıma gelen tek cevap “Yapamıyorum.” olmuştu.

Ve bu geçerli bir cevap gibi görünmüyordu.

Sonra kendime bakışımı kökten değiştiren bir terimle karşılaştım: yürütücü işlev bozukluğu.

Yürütücü işlev bozukluğu, planlama, esneklik, organizasyon ve özizlemeyi etkileyen nörolojik farklılıklar için bir terimdir ve otizmli, anksiyetesi veya OKB’si olan kişilerde ortaya çıkabilir (Bunların üçü de bende var).

Yürütücü işlev bozukluğuyla mücadele eden birçok insan bu “tembellik ” fikrini içselleştirse de, bazı insanların sizin yaptığınız aynı miktarda şeyi yapamayacağını (sizin yaptığınız şekilde) kabul etmek yerine birinin bir şey yapmak istemediğini varsaymak sağlamcılıktır.

Ve içselleştirdiğim bu düşünceler sadece benim için değil, diğer engelli insanlar için de bunaltıcıdır.

Şu an engelli bir yetişkin olarak, yürütücü işlev bozukluğu hakkında birçok yararlı kaynağı ortaya çıkarmakta zorlandım. Belli ki bu durum sadece okul ortamlarında konuşuluyor. Ve bu, okulun planlama; organizasyon ve özizlemenin normatif başarının anahtarı olarak görüldüğü bir yer olduğu düşünülürse gayet mantıklıdır.

Ancak İnternet (ve tüm yürütücü işlev bozukluğuyla ilgili makaleler), yetişkinlerin de yürütücü işlev bozukluğu yaşadığını unutmuş gibi.

Eğer siz de bu insanlardan biriyseniz, bunun bir sınıf ortamında başlayıp biten bir şey olmadığını çok iyi bilirsiniz.

Öyleyse, bunu biraz açalım.

Yürütücü işlev bozukluğu tam olarak neyi etkiler?

  1. Planlama ve Zaman Yönetimi:

Diyelim ki büyük bir araştırma ödeviniz var.

Öğretmeninizin genellikle size söylediği ilk şey “Bunu yapmak için önceki geceyi beklemeyin” olur.

Ve bu oldukça mantıklı çünkü araştırma makaleleri gibi şeyler muazzam miktarda planlama gerektiriyor.

Bir konu düşünmeli, o konuyu küçük parçalara ayırmalı, gidip o konuyla ilgili birkaç kitap almalı, faydalı parçaları seçmeli, bir taslak yazmalı, hepsini temize çekmeli ve bir çalışma alıntı sayfası oluşturmalısınız. – hepsi sadece verilen bolca zaman içinde.

Bu süreç, tüm bu görevleri ne zaman, nerede ve nasıl tamamlayacağınızı planlamanızı gerektirir, belki de yazılı bir programla veya planlayıcılara yazarak olabilir.

Ama “araştırma kâğıdı” gördüğümde beynim bir nevi “hayır” diyor.

Aşırı kalabalık ve gürültülü kafamda bir yerde, araştırma ödevi gibi bir şeyin planlama gerektirdiğini anlıyorum ama bu terimlerle alakalı düşünemiyorum.

Benden neyin istendiğini açıkça biliyorum (çünkü kelimenin tam anlamıyla tüm süreci listelemiş oluyorum), ama kişisel olarak böyle bir şeyle karşılaştığımda, bırakın bu süreci yürütmeyi, zihnim sıralama bile yapamıyor.

Bu sizin için son teslim tarihine kadar her günü kendinizi azarlayarak geçiriyormuşsunuz gibi (“Neden hala ödevine başlamadın?”, “Zamanıntükeniyor.”, “Yapacak çok işin var.” ve “Neden bu kadar tembelsin?”  şeklinde).  Ve sonra, teslim tarihinden bir önceki gece, sadece bilgisayarınızı kucağınıza alıp, enerjinizin her zerresini kullanarak kelimeleri bir arada mantıklı olacak bir şekilde birleştirerek kâğıda dökmeye çalışıyorsunuz.

Neyse ki ben kelimeleri seviyorum ve bu yüzden genellikle kelimeleri nispeten iyi bir şekilde bir araya getiriyor ve iyi bir iş ortaya çıkarabiliyorum. Ve yazdıklarım iyi olduğu için çevremdeki insanlar zamana ihtiyacım olmadığını ve makale yazmak benim için kolay bir iş olduğundan her şeyi ertelediğimi düşünüyorlar.

Gerçekte, beynim ne yapmam gerektiğini planlayamıyor ve tüm bu adımları zamanında tamamlayamıyor. Bu yüzden tüm yarışı teslim tarihinden önceki gece, birkaç saat içinde koşmak zorunda kalıyorum.

  1. Planlarda Esneklik

Yürütücü işlev bozukluğu komik bir şeydir.

Çünkü hiçbir şeyi planlayamıyor olsanız veya bir plana bağlı kalamıyor olsanız bile olmasını beklediğiniz şeyler beklediğiniz gibi gerçekleşmediğinde, bu bir nevi kafanızın içinde bir atom bombası patlamış gibi hissettiriyor.

Açıklamak gerekirse, bu sadece arkadaşlarının yaptıkları planı değiştirmeleriyle ilgili değil ki bu da aslında kafamın patlamak istemesine sebep oluyor. Ama aslında bakkala gitmek için kullandığınız yol kadar basit bir şeyi dahi etkiliyor.

Birisi başka bir yolun daha kolay veya daha hızlı olduğunu söylese bile kesinlikle her zaman kullandığım yola sadık kalacağım.

Bu yüzden bir şeyleri kendim için planlayamazken bir model ya da plan gördüğümde ondan sapmak yıkıcı ve sinir bozucu oluyor.

Esneklik açısından, yürütücü işlev bozukluğu olan beyinler bir tür araba radyosu gibidir. “Markete giden yol”  bire ayarlanmış, “gece rutini”  ikiye ayarlanmış, vb.

Radyonuzdaki bir düğmeye basarsanız ve en sevdiğiniz ilk 40 DJ’in yerine caz çalmaya başlarsa ne kadar kafanızın karışacağını ve heyecanlanacağınızı hayal edin.

Yani bir şey yapmaya gittiğimde ve ortaya farklı bir senaryo çıktığında kafamın içinde küçük bir patlama oluyor.

Bu hayal kırıklığını dillendirmemek için çok fazla enerji harcamam gerekiyor ancak bazen ağzımın veya vücudumun bu hayal kırıklığına tepki vermesini engelleyemiyorum.

Çoğu insan bunu inatçılık olarak görüyor ancak bu sadece beynimin çalışma şekli ve olumsuz bir kişilik özelliği gibi basitçe değiştirebileceğim bir şey değil.

Bu da bizi yürütücü işlev bozukluğunun diğer bir yönüne getiriyor…

  1. Özizleme ve Dürtü Kontrolü

Hey gidi özizleme.

Bazı insanların içindeki, sosyal statülerine göre, diğeri yerine belli bir şeyi yapmalarını veya söylemelerini söyleyen küçük şeydir.

Özizleme düzeyi düşük olan kişiler diğer insanların “doğal” veya “bariz” olarak nitelendirdiği belirli sosyal kuralların ve düzenlemelerin farkında olmadıkları için “tuhaf”, “sosyal açıdan garip” ve “kaba” olarak kabul edilirler.

Paneller ve konferanslar sırasında saldırgan veya kaba olarak kabul edilen sorular sormaktan beni alıkoyabilecek şey özizlemeydi.

Annem ve babamın “Lütfen bunu burada yapma.” diye fısıldamasına neden olan taşkınlıkları yapmamı engelleyen şey buydu.

Eğer siz de özizleme eksikliği yaşıyorsanız kendinizi yazılı olmayan toplumsal bir kurala uymadığınız için garip bakışların hedefi olabilirsiniz veya size bağıran insanlarla karşılaşabilirsiniz.

Belki bir şeye başkalarının uygunsuz bulduğu bir tepki verdiniz belki de koltuktan kalkamamanın ne kadar sinir bozucu olduğunu ya da “akışına bırakmanın” sizin için ne denli kafa karıştırıcı bir öfke denizi olduğunu anlamadıkları içindir.

Konuştuğunuz kişinin sizi anlayıp anlamadığına bakılmaksızın, kendinizi aklınıza ne gelirse söylerken bulabilirsiniz.

Nörotipik insanlar, bazı insanların olaylara farklı tepkiler verebileceğini ve herkesin kendi oluşturdukları yazısız sosyal kurallar listelerine uygun davranmayacağını öğrenmek zorunda.

***

Yürütücü işlev bozukluğu, bulaşıkları yıkamaktan yeni arkadaşlar edinmeye kadar her şeyi neredeyse imkansız hale getirir.

En küçük şeyler bir maraton koşmak kadar enerji tüketebilir.

Ve tüm hayatım boyunca sadece tembel, kaba, tuhaf ya da kayıtsız olduğum söylendi ve karşılığında kendimle ilgili bu fikirleri içselleştirdim.

Ama size şunu söylemeliyim ki eğer yönetici işlev bozukluğu yaşıyorsanız tembel değilsiniz.

Nörotipik bir toplum tarafından “kolay” ve “basit” kabul edilen şeyi yapmak için çoğu insandan daha çok savaşıyorsunuz.

O yüzden kendinizi hırpalamayı bırakın dostlarım.

Elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz ve bu çok güzel bir şey.


Kaynak 

Görsel

İlginizi Çekebilir:

Gaslighting: En Tehlikeli Psikolojik Manipülasyon Biçimi

Nörobilim Tarihinin En İlginç Vakası: Phineas Gage

Sosyal medyada paylaş

Edanur Elmas

İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Öğrencisi. Edebiyata ve sanata meraklı. Çokça okur biraz da çizer. Kültür Sanat alanında yazılar yazar. Sanat filmleri izlemeyi ve mitoloji ile ilgili okumayı sever.
Published On: Ekim 18th, 2021Categories: Bilim, Çeviri, Psikoloji0 Yorum

Leave A Comment