Yok Artık Evren!

“Gökyüzünde ne çok yıldız var; biri parlak, biri ürkek, biri yalnız, diğeri sanki burada…”

Pinhani’nin de söylediği gibi, ne kadar çok yıldız var. Sanki buradaymış gibi hissettiğimiz muhtemelen her yıldız, bir gün soğuyup sönecek olan Güneştir.

“Evren sonlu mudur yoksa sonsuz mudur?” sorusuna cevap arayanların arasında ben, evrenin sonlu olduğunu düşünen taraftanım sanırım çünkü maddesel her varlık bir gün mutlaka tükeniyor. Evren’nin nasıl bu kadar şanslı olduğu hep kafamı kurcalayan bir gerçeklik olmuştur. Evren o kadar şanslıdır ki tüm ihtimaller bir araya gelmiştir ve kendisi oluşmuştur. Bu ihtimallere biraz bakalım istiyorum.

Eğer evren Tanrı’nın donanımıysa birkaç ilgi çekici soru ortaya çıkar. Örneğin insanlar da evrenin bir parçası olduğuna göre biz de mi bu donanımın bir parçası oluyoruz? Hayır mı? Ancak belki bizler de kendi içimizde bir evreniz. Belki de evren o kadar büyüktür ki bu yüzden onu göremiyoruzdur, büyüklüğü görünmez olmasına neden oluyordur. Belki biz hücrelerimizden ne kadar büyüksek evren de bizden o kadar büyük olan bir şeydir. Belki bizim evrenle olan ilişkimiz nöronlarımızın bizimle olan ilişkisi gibidir. Belki de bizler nöronlarımıza göre birer kâinatız ve bizler de bizden daha büyük bir şeyin nöronlarıyız. Belki de evren organik bir yapıdır ve bizler de onun hücrelerinden başka bir şey değilizdir. Bizler hücrelerimizin Tanrı’sı ve aynı zamanda da Tanrı’nın hücreleri olabilir miyiz?

Şu an size sorduğum soruların hepsi bizi “sonsuzluk” kavramına getiriyor ve sonsuzluk sorunu bizi bir yöne doğru götürüyor. Fizikçiler bu sorunu maddenin en temel parçacıklarını arayarak çözmeye çalışıyorlar, bilimden konuştuğumuz için ben de fizikçilerin bakış açısıyla bu sorunu açıklamaya çalışacağım.

Fizikçiler ne zaman bir temel parça bulsalar onların daha küçük parçalardan oluştuğunu gördüler. İlk başta atomların temel parçacıklar olduğu zannedildi. Sonra da atomların daha küçük parçacıklardan oluştuğu keşfedildi; proton, nötron ve elektronlar. Sonra bunların temel parçacıklar olduğuna inandılar. Sonunda proton ve nötronların da kuark denen daha küçük parçacıklardan oluştuğu anlaşıldı. Kuarkların da daha küçük parçacıklardan oluştuğunu düşünenler ve mikrokozmos sonsuz derecede küçüktür diyenler de vardır.

Peki, eğer bu kadar küçük parçacıklar “varsa” bu parçacıklar zekalarını kullanarak maddeyi nasıl oluşturdular sizce? Eğer dünyanın güneş çevresindeki dönüşüne bakarsak bu harekette bir zekâ olduğunu açıkça görebiliriz ama bu hareket bir amaca sahip midir yoksa sadece tesadüfi midir? Her şey şans eseri de olabilir, öyle değil mi?

Eğer evren sonsuz bir büyüklüğe sahipse içindeki sonsuz sayıdaki farklı örnekten birinin bizimkine benzer özelliklere sahip olması mümkündür, dolayısıyla eğer zekâ tesadüfi ise o zaman burada Tanrı’nın müdahalesi olduğundan emin olamayız. Emin olabilmek için zekânın varlığında bir amaç olduğunu da ispat etmemiz gerekiyor.

Evrende kanunlar, kuvvetler ve sabitler var; gizemli bir amaçla yaratılmış ve çözemediğimiz bir şekilde düzenlenmişler. Kanunları üstünkörü anlar, her şeyin arkasında bir düzen olduğu fikrini ediniriz ve yüzeysel bir sezgiyle takımyıldızların ve atomların belli bir şekilde hareket ettiklerini biliriz. Ne var ki detaylardan habersiz olmamıza rağmen hepsinin arkasında yatan nedene dair belli belirsiz bir fikrimiz vardır. Şu da vardır ki tüm evren belli bir amaca göre düzenlenmiştir. Aynı bir kütüphane gibi.  Hiçbir kitabını okumasak da, nasıl yazıldıklarını bilmesek de bir bilgi içerdiklerini ve zekice düzenlendiklerini biliriz. İşte evren de böyledir. Evren, Büyük Donma ile Büyük Çöküş arasındaki kritik çizgide inanılmaz derecede yakın bir oranda genişliyor. Genişlemenin arttığını keşfettik ki bu da gelecekte Büyük Donma’nın gerçekleşeceğine işaret ediyor ama bu konuda kesin bir şey de söylenemez. Ne kadar imkânsız görünse de her iki ihtimalin de tam sınırında bulunuyoruz.

Büyük Patlama’nın haşin kuvvetini dikkate alırsak bunu kontrol etmenin mümkün olmadığını görürüz. Ya çekim kuvvetini yenecekti ya da yenemeyecekti. İkisinin dengede olması pek mümkün görünmüyor. Yine de birbirlerine eşit olmasalar da eşit olmaya inanılmaz derecede yakındırlar. Eğer Büyük Patlama tesadüfi ve kontrolsüz bir olay olsaydı evrenin maksimum entropide ve kaotik bir durumda kalma ihtimali çok yüksek olurdu. Eğer Büyük Patlama sırasında serbest kalan enerji çok küçük bir miktar daha az olsaydı madde büzülerek devasa bir kara deliğe dönüşürdü ve eğer serbest kalan enerji çok küçük bir miktar daha fazla olsaydı bu, çok büyük bir hıza sahip bir dağılmaya neden olacağı için galaksiler şekil alacak zamanı bulamayacaktı. Çok küçük bir miktar derken gerçekten de küçük bir miktardan bahsediyoruz, trilyonda birden daha küçük bir oranda farklılık olsaydı yani olması gereken rakamdan kıl kadar bile bir fark olsaydı evrende yaşamın var olması mümkün olmazdı. Ya çöküp devasa bir kara delik olacak ya da hiçbir şekil almadan yayılacaktı. Daha somuta indirgeyecek olursak, değerli okurlar, uzaya doğru attığınız bir okun diğer galaksiye gidip orada bir milimetre çapındaki bir hedefi vurma ihtimali bile içinde bulunduğumuz evrenin oluşma ihtimalinden daha fazladır. Böyle bir olasılığın gerçekleşmesi ve evrenin oluşması ne kadar büyük bir ikramiyeyi kazandığımızı gösteriyor ve öte yandan diğer bazı soruları da akıllara getiriyor: Bu ikramiye neden bize vurdu? Biz bir yazılım mıyız yoksa koca bir yazılımın sadece bir parçası mıyız? Seçimlerimizde ne kadar özgürüz? Bu hayat ne kadar bize aittir? Doğduğumuzdan beri özgür olduğumuzu düşündüğümüz her adımda dahi önceden belirlenmiş bazı adımları mı izliyoruz?

Hemen hemen her yazımda olduğu gibi sizi yine sorularla bırakıyorum, değerli okuyucular. Düşünmeyi bırakmamanız ve hep yeni pencerelerinizin açılması dileğiyle,

Sağlıklı kalın.

Sajan Saini – What is the universe expanding into?
Tuğçe Ok
Tuğçe Ok
96 İzmir doğumlu. küçüklüğünden beri özgürlüğüne düşkün , hayalleri olan bir kız çocuğu. Saçları gibi aklını bazen hiç toparlayamayan , ama istediğini elde etmeden mücadeleyi asla bırakmayan bir başak . Sosyal Hizmet lisans mezunu. Aktif olarak dezavantajlı bireyler için Erasmus+ projeleri yazıyor ve yönetiyor. Ha bir de "Nothing more than human".

Rastgele Yazılar

Kız Kardeşim Angela Davis’e Açık Mektup – James Baldwin

Biliyorsak, o zaman hayatın için kendi hayatımızmış gibi savaşmalıyız - ki öyle - ve gaz odasına giden koridoru vücutlarımızla geçilmez kılmalıyız. Çünkü sabah seni alırlarsa, o gece bizim için de geleceklerdir.

Sahi, Ülkede Neler Oluyor?

Bir kadın-insan, yarı-zamanlı işçi ve öğrencinin gözünden ““Kadın bedeni üzerindeki tahakküm” diye söz girsem... Güneşin altında yeni bir...

13. Documentarist Online Olarak Erişime Açılıyor!

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri ekibi, 6-16 Haziran tarihleri arasında 13. Documentarist'i online olarak erişime açıyor! “Home Edition” (Ev...

Adalet Savaşçısı Tahir Elçi’nin Ardından

Bu duruşma, bu topraklarda adalet mücadelesi yürütenlerin hiç de yabancı olmadığı bir atmosferde gerçekleşti. Ancak asıl unutulmaması gereken, adalet mücadelesi sürdürenler bu boğuk havada nefes almayı, yol yürümeyi tıpkı Tahir Elçi gibi biliyorlar. Anısı önünde saygıyla…

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz