Yaşam Nöbeti

Bugün size hayatımda önemli bir yer tutan “Yaşam Nöbeti”nden bahsetmek, sizi bu konuyla ilgili bilgilendirmek; bir yandan da yıllar sonra “Neler yapmıştık?” diye hatırlamak istediğimde dönüp bakabileceğim bir yazı yazmak istiyorum.

18.12.2019 günü, Adalar’da ruam hastalığı taraması sonucu hasta olduğu tespit edilen 81 atın ölümüne karar verilmişti. Atlı faytonlar her zaman hayvan aktivistlerinin mücadele ettiği bir alan olmuştur; adalarda denize atılan atlar, hasta olduğunda ilaç fiyatları yüksek olduğundan ölüme terk edilen atlar, saatlerce koşturulup susuz bırakılan atlar… Atların çalıştırılma şartlarının korkunç olmasıyla birlikte aslında konu şartların iyileştirilmesi değildi; konu, 21. yüzyılda atların hala köle gibi kullanılmasıydı ve köleliğin iyi şartları olamazdı. Atların fayton çekmesi değil, özgürce koşması gerekiyordu; ama özgürlüğü bir kenara bırakın, her şeyiyle sömürdükleri bu atlar kötü koşullar yüzünden ruam hastalığına yakalanmıştı ve insanların sorumsuzluğu yüzünden öldürülüyordu. Tam o akşam Yaşam Nöbeti’nin kararı alındı, sosyal medya üzerinden çağrılar yapıldı ve nihayet Yaşam Nöbeti’ne İBB önünde başlandı. İlk başta İBB binasının tam önünde olan Yaşam Nöbeti, daha sonra Saraçhane Parkı’na taşındı. Ben de Saraçhane Parkı’nda olduğu ikinci gününde katıldım bu nöbete. Sayıca 50 kişi ya vardık ya yoktuk, ama hepimiz aynı amaçla gelmiştik oraya: Atları kurtarma amacıyla.

Ekrem İmamoğlu bizimle görüşmeyi kabul etmişti, ikinci gün yaptığımız forumda aramızdan seçtiğimiz temsilciler İmamoğlu ile görüşmeye gittiler. Açıkçası umutluyduk, çünkü İmamoğlu başkan seçilmeden önce faytonların kalkacağı sözünü hayvan aktivistlerine zaten vermişti; ama yapılan görüşmede sembolik faytonlardan, bazı atların kalacağından, nostaljiden bahsetti. Bu bizim için kabul edilemezdi; ölümün biri, onu, beşi yoktu. Nöbetimize devam etme kararı aldık.

İlk günlerde sadece herkesin kendi getirdiği bir ya da iki kişilik çadırlar vardı, gece orada kalan arkadaşlar çok üşüyorlardı; yemek problemi vardı, şarj problemi vardı, hijyen problemi vardı… Bu noktada yardım çağrılarında bulunmaya başladık. Herkes evinden battaniye, mat, powerbank, türlü yiyecekler getiriyordu. Bir süre sonra katalitik sobamız oldu, kimileri maddi yardım yapıyordu; bu paralarla tüpler, yiyecekler alınıyordu. Kimisi evde yemek pişirip getiriyor, kimisi orada yemek yapıyordu. Birbirini hiç tanımayan bir grup insan, beraber, bir parkta, çadırların içinde yaşıyor, dayanışıyordu; çünkü hep beraber buradan gitmemenin kararını almıştık.

Zamanla şartlarımız iyileşmeye başladı, başka şehirlerden hayvan aktivistleri bize koli koli yiyecekler gönderdiler, TVD tarafından büyük çadırlar kiralandı, içeride sobamız vardı, kendimize minik bir mutfak bile kurmuştuk. Tuvalet için hastaneye ve camiye gidiyorduk, gece evde kalanlar powerbanklari doldurup gündüz geri getiriyorlardı. Toplu yemek pişiriliyor, cami musluğunda bulaşıklar yıkanıyordu. Hava çok soğuktu, hiçbir anı kolay olmadı ama her anı dayanışma doluydu. Buz gibi suda bulaşık yıkarken de gülümsüyorduk, bir çadırda 20 kişi otururken de…

“Madem burada kalıyoruz, bari boş durmayalım.”, dedik. Atölyeler düzenledik: Vegan bakış açısına göre “var olan ve olması gereken” hukuk atölyesi, dil atölyesi, oyun atölyesi, güvenli alan inşası atölyesi, işaret dili atölyesi… Ne kadar süreceğini bilmiyorduk, ama sonuna kadar kalmaya kararlıydık. Yaşam şartlarımızı stabilize ettikten sonra eylemliliğimizi artırma kararı aldık. Bu arada, tüm kararları akşamları düzenlediğimiz ve Whatsapp grubundan duyurduğumuz forumlarda, topluluğun ortak fikriyle alıyorduk. Hep beraber bazı eylemler belirledik. İBB önünde yaşam zinciri kurduk. Taleplerimizi yüksek sesle dile getirdikten sonra kol kola giriyor, elimizdeki pankartlar açık hâlde bekliyorduk. Beşiktaş Meydanı’nda imza topladık, Kadıköy Rıhtım’da yaşam zinciri kurduk, Kadıköy Çarşı’da imza topladık, Twitter’da etiket çalışmaları yaptık…

Hava çok soğuktu, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yorgunduk. Vazgeçmeyi hiç düşünmedik. Yardım ettiğimiz tek hayvanlar atlar değildi. Nöbetin başından beri çadırlarımızda uyuyan Yaşam vardı. Ailenin bir parçası olmuştu, bizi tanıyor ve sanırım seviyordu… Yuvalandırdığımız yavrular, hasta kediler vardı. Tiny gibi, Düdük gibi, Loi gibi… Yeni evlerinden güzel güzel fotoğraflarını alıyor, güvende olduklarını biliyoruz. Saraçhane Parkı’nda, orada yaşayan Arif Ağabey ile tanıştık. Ona elimizden gelen yardımı yaptık; nöbet sırasında da, sonrasında da…

Biz eylemlere devam edip bir yandan da yeni eylem planları yaparken bir gün televizyonun karşısında, faytonların kaldırıldığı haberini aldık. Şaşkındık, gururluyduk; ama en çok da mutluyduk. O gün hep beraber, o akşam gelemeyen herkesle birlikte alana koştuk. Birbirimize sarıldık, dans ettik. Herkesin gözündeki mutluluk, herkesin birbirine bakınca fark ettiği mutluluk… Kendimiz için değil, birbirimiz için değil, kurtulmuş atlar için olan o özgürlük… Çünkü hepimiz eşittik ve tüm türler için özgürlük istiyorduk. Sonrasında İBB ile yeniden görüşmeler yapıldı, atların kurtarılma sürecine dahil olmamız kabul edildi ve adalarda atlı faytonların bir at bile kalmayacak şekilde son bulduğu kesinleşti. Amacımıza ulaşmıştık, hava da diğer günler yağmur çamurken o gün durumu biliyormuşçasına güneşliydi. İnsanların eşyalarını almaları için çağrılarda bulunduk, kimsenin almadığı battaniyeleri ordu barınağına gönderdik, mamaları Arif Ağabey’e bıraktık.

O gün içimde büyük bir boşluk oluşacağını ve bunun kolay kolay geçmeyeceğini biliyordum, hayvanların özgürlüğü için kendi yaşamından gözü kapalı taviz veren bu kadar insanla bir daha ne zaman böyle zaman geçirebilirdim bilmiyordum; ama içim zaferle ve çok güzel anılarla doluydu. Dönüp arkama baktığımda, her zaman çok çok güzel şeyler olmadı; tartışmalar çıktı, tam anlamıyla aç kaldığımız oldu, ellerim bazen üşümekten mosmor oldu… Ama biz, bir avuç hayvan aktivisti, hep beraber atlı faytonları kaldırdık. Geri dönüp baktığımda kimiyle konuşmuyor, kimiyle görüşmüyor olsam da hayvanların özgürlüğü için hayatından feragat eden bu insanların hepsiyle tek tek gurur duyuyorum. İyi ki yaptık, iyi ki dayanıştık, iyi ki atları kurtardık…

Rastgele Yazılar

Kitap İncelemesi: Yüklerin En Değerlisi – Bir Masal

Çizim: Canan Barış Masalımız her masal gibi bir varmış bir yokmuş ile başlar.  Ardından zamanın belirsizliği hepimizin zihnindeki kendi...

Orman Yangınları Deprem Riskini Artırıyor

Her yıl olduğu gibi bu yıl da orman yangını haberleriyle karşılaşıyoruz. Özellikle pandemi döneminde karşılaştığımız sebebi tespit edilemeyen orman yangınları, geçmiş yangınlar...

Salda Gölü Talanı

Salda Gölü, Burdur'un Yeşilova ilçesinin birkaç kilometre ötesinde bulunan ve bir süre öncesine kadar dünyanın en temiz suyuna sahip beşinci gölüydü.Salda, doğasında...

Hükümete Ses: Çocukların Cinsel İstismarı Af Paketlerine Hayır!

17 Kasım 2016 Meclis Genel Kurulunda ‘’Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının görüşmeleri yapılırken AKP Grup Başkan vekili Mehmet Muş ve bazı milletvekilleri tasarıya geçici madde eklenmesi için önerge verdiler. Önerge, cinsel istismar suçunda fail ile mağdurun evlenmesine sonuç bağlayan bir düzenlemeydi.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz