Yaradılanı Severiz Yaradandan Ötürü?

Türkiye, geçmişten bu yana süregelen mezhep çatışmaları ve Kürtlere yönelik ırkçılık vakaları sonrası Suriyeli mültecilere yönelik nefret söylemleri ve ırkçı kavgalar ile çalkalanıyor. Yunus Emre’nin, Mevlana’nın sözlerini şiar edinerek büyütülen bu ülkenin insanları, ne yazık ki hoşgörü ve kardeşlik yerine kavgayı, nefreti tercih ediyor. “Ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana’nın öğretilerinin aksine şehrine gelen Kürt’ü, ülkesine sığınan Suriyeliyi nefretle karşılayan insanımız görünen o ki yaradılanı yaradandan ötürü dahi sevemiyor.

Afyon’da Kürt işçilere silahlı saldırı sonucu 1 kişi hayatını kaybetti

Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde mevsimlik işçi olarak çalışmaya giden Ercişli inşaat işçilerine, kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından silahla ateş açıldı. Saldırı sonucunda iki kişi yaralanırken Özkan Tokay isimli şahıs yaşamını yitirdi.

Haziran ayında 20 yaşındaki Barış Çakan isimli gencin Kürtçe müzik dinlediği için saldırıya uğrayarak yaşamını kaybetmesinin ardından bu hadise, tekrar Kürtlere karşı ırkçılık ve nefretin boyutunu bizlere gösterdi. Kürt bireylerin anadilinde konuşması ya da müzik dinlemesi bir provokasyon olarak algılanıyor toplumda, yalnızca etnik kimlikleri sonucu nefrete ve şiddete maruz kalıyorlar.

Kürtlere yönelik ırkçılık toplumsal bir sorun olsa da en büyük sorun varlığının toplum tarafından kabul edilmemesi. Kürtlere yönelik ayrımcılık ve nefret dilimize kadar yerleşmiş bir olgu olmasına karşın bu, toplumdaki ayrıcalıklı bireyler tarafından kabul edilmiyor ve bunlar münferit vakalar olarak değerlendiriliyor. Oysa, son aylarda karşılaştığımız tablo bize toplumda nefretin ve ayrıştırmanın her geçen gün arttığını gösteriyor.

Samsun’da 16 yaşındaki Suriyeli genç Eymen, bıçaklanarak öldürüldü

Mültecilik çeşitli sebeplerden kaynaklanır ve beraberinde küresel evsizliği getirir. Yeri yurdu olmayan bu insanlar için şüphesiz ikinci cehennem karşılaştıkları ırkçı tutum ve şiddettir. Türkiye, hükümetin uyguladığı yanlış politikalar sonrası Suriyeli mültecileri suçlarken halk içinde bir nefret ve ayrışma yaşanması devlet tarafından önlenemedi. Çalışma koşullardan sosyal konumlarına kadar ırkçı tutumla karşılaşan Suriyeli mülteciler, uzun zamandır fiziksel ve psikolojik şiddetle boğuşuyor. Bu haberlerden en sonuncusu Samsun’dan geldi.

9 yıldır Samsun’da yaşayan Eymen Hammamı, dört yıldır bir fırında çalışıyordu. Olayın ardından konuşan abisi, birlikte yürürken arabayla önlerini kesen dört kişinin ırkçı küfürlerle saldırdıklarını ve aralarında çıkan kavga sırasında Eymen’in bıçaklanarak hayatını kaybettiğini belirtti.

Suriyeli mültecilere yönelik nefret toplumda sistematik bir şiddeti tetikliyor. Hükümetin mültecileri siyasi bir araç olarak kullanması sonrası halk, ülkede yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunlardan mültecileri sorumlu tuttu. Burada sorumlu tutulması gereken tek tarafın hükümet olduğunu ve savaştan kaçan insanların yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle bir ayrımcılığa maruz kalmasının insanlık dışı bir deneyim olduğunu unutmamak gerekiyor.

Türkiye ırkçı bir ülke değildir

Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yükselen Black Lives Matter hareketi sonrası yaşanan bu ırkçı olayların ardından sosyal medyadaki nabzı kontrol etmek bize toplumsal bir tablo çiziyor. ABD’deki sistematik ırkçılığı eleştiren onlarca insanın Kürt ve Suriyelilere karşı aynı insancıl tavrı barındırdığını görmüyoruz. Bu kişiler, Kürt ve Suriyeli bireylerin anadilini dahi bir tehdit ve provokatör olarak algılıyor ve kendince toplumumuzda yaşanan ırkçılığa kılıf buluyor. Kime karşı yapıldığı fark etmeksizin bir insanın yalnızca doğuştan gelen kimliği, anadili, dini gibi hususlar üzerinden ayrımcılığa uğraması kabul edilemezken şiddete maruz bırakanların ağır cezalarla karşılaşması gerekiyor.


Görsel: http://psacunion.ca/march-21-psac-stands-against-racism

İrem Tutcu
İrem Tutcu
Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi. İki senedir sürdürülebilirlik danışmanlığı alanında stajyer olarak çalışmakta olan Tutcu, ileride sürdürülebilir ve etik işletme konusuyla ilgili akademik çalışmalar yapmak istemektedir. Küçük yaştan itibaren insan hakları aktivisti olmak hayaliyle büyümüştür. Son yıllarda ise çevre, hayvan hakları ve mülteci hakları alanlarında çeşitli STK’lerde aktivizm faaliyetlerini sürdürmektedir. Yoga, plant-based aşçılık ve sinema gibi hobilerinin yanında küçüklükten bu yana en sevdiği hobisi olan yazmayı da bu amaçta kullanmaya karar vermiştir. Bu doğrultuda, ENT Dergi'de Ekoloji Bölümü editörlüğü yaparken içerik üretmekte ve çeviriler yapmaktadır.

Rastgele Yazılar

Bugün Ölüleri

-Gözlerinin derinlerine bakıldığında ölülüğünü ağlarcasına itiraf eden binlerce bugün ölüsü. -Şimdi dirilmektir görevimiz.

TERF Tartışmaları: Trans Varoluş ve Görünürlük Mücadelesi

Türkiye’de 2019 yazından beri süregelen TERF (Trans Dışlayıcı Radikal Feminizm) tartışmaları feminist aktivistler ve cinsiyet çalışmalarında bulunan akademisyenlerin ikiliği arasından çıkarak LGBTİQ+...

Kim Bu Normal İnsanlar?

Sıradan zamanların birinde iki uzak insanın birlikte boy vermesinin hikayesi. İlk olarak Normal İnsanlar 2018’de yayınlandığı andan itibaren...

Sıfır Atık Yaşam

Doğadaki ayak izimizi azaltmaya yönelik uygulamalar doğal ve yıllar önce bile garipsemediğimiz uygulamalardır. Buna rağmen, hiç de zorlayıcı bir yaşam biçimi olmadığını söylemeyeceğim. Koşuşturmalı büyük şehirlerin içinde hayatta kalmaya çalıştığımız bu çağda, en kolay olan alternatiflere yönelerek büyük bir tüketim çılgınlığının içine gömüldükçe gömüldük ve buna oldukça adapte olduğumuz bugün, bırakın sıfır atık kadar büyük bir hedefi hayal etmeyi birçoğumuz plastik atık çıkarmadan bir gün bile geçiremez olduk.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz