Sosyal medyada paylaş

Dünyadaki beyaz azınlık yüzyıllar boyunca beyaz tenli insanların üstün olduğunu düşünmemiz için bizi kandırmaya çalıştı. Oysa beyaz tenli olmanın tek etkisi sizi ultraviyole ışınlara ve kırışıklığa daha yatkın hale getirmek. Erkekler de bütün kültürleri kadınların “penis kıskançlığı” olmasını “doğal” karşılamak fikri üzerine kurdu. Halbuki bu kadar korunmasız bir organa sahip olmanın erkekleri savunmasız hale getirdiği söylenebilir, ayrıca doğum yapma gücüne sahip olmak “rahim kıskançlığını” en az “penis kıskançlığı” kadar mantıklı hale getiriyor. Ya erkekler regl olsaydı

Kısaca, güçlünün özellikleri, artık her neyse bu özellikler, güçsüzün özelliklerinden daha iyiymiş gibi düşünülüyor ve bu konunun mantıkla bir ilgisi yok.

Örneğin; bir anda mucizevi bir şekilde erkekler regl olsaydı ve kadınlar olamasaydı ne olurdu?

Cevap belli. Regl olmak kıskanılan, böbürlenilen maskülen bir olay haline gelirdi:

Erkekler ne kadar uzun sürdüğü ve ne kadar kanama olduğu konusunda övünürlerdi.

Erkek çocuklar regl oldukları ilk günü işaretler, erkekliklerinin kanıtı olarak görür, partiler ve dini törenler düzenlerlerdi.

Meclisler “Ağrılı Menstrüasyon Enstitüsü” bütçesi oluşturup, erkeklerin aylık ağrılarını dindirmek için uğraşırlardı.

İlgili sağlık ürünleri devlet tarafından sağlanır ve ücretsiz olurdu. Tabii bazı erkekler prestij amacıyla ünlü markalara para verirlerdi.

Ordu, sağcı siyasetçiler ve radikal dinciler aşağıdakileri, menstrüasyonu sadece erkeklerin yapabileceğine kanıt olarak kullanırlardı;

  • Askerlik, “Başkasının kanını dökmek için kendi kanını dökmen gerekir.”
  • Siyasi mevkiilerde koltuğa sadece erkeklerin oturması gerektiği, “Kadınlar Mars tarafından yönetilen düzenli döngü olmadan agresif olabilirler mi?”
  • Sadece erkeklerin din adamı olabileceği, “Bir kadın günahlarımız için nasıl kanını dökebilir?”
  • Ya da yalnız erkeklerin haham olabileceği, “Her ay düzenli olarak kusurlarını kaybetmediklerinden, kadınlar “kirli” kalabilirler.”

Erkek radikaller, solcu siyasetçiler ve mutasavvıflar ise kadınların onlarla eşit, sadece farklı oldukları konusunda ısrar ederlerdi. Eğer kadınlar vücutlarında her ay büyük bir yara açmaya  (“Devrim için kan dökmelisin!”), menstrüel konuların üstünlüğünü kabul etmeye, ya da kendi varlığını “Aydınlanma Döngüsü” içindeki erkeklere bağlı görmeye razı olursa kadınların kendileriyle aynı rütbeye gelebileceklerini söylerlerdi.

Sokakta erkekler böbürlenirdi (“Ben üç pedlik adamım”) ya da arkadaşlarının övgülerine “Çok iyiyim, çünkü ped kullanıyorum!” diye cevap verirlerdi.

Televizyon dizileri konuyu uzun uzun ele alırlardı. (“Kuzey Güney”: İki aydır regl olmamasına rağmen Kuzey’i hala erkek olduğuna ikna etmeye çalışırlar.)

Gazeteler de aynı şekilde. (KORKU REGL DÖNEMİNDEKİ ERKEKLERİ TEHDİT EDİYOR. HAKİM TECAVÜZCÜLERİ AFFEDERKEN AYLIK AĞRILARINI SEBEP GÖSTERDİ.)

Ve tabii ki filmler. (Newman ve Redford’dan “Kan Kardeşleri”!)

Erkekler kadınları “ayın o döneminde” cinsel ilişkinin daha zevkli olduğuna ikna ederlerdi. Lezbiyenlerin kandan korktuğu ve “iyi regl olan bir erkeğe” ihtiyaçları olduğu için hayatın onlar adına zor olduğu söylenirdi.

Tabii, erkek entelektüeller en ahlaki ve mantıklı argümanları sunarlardı. Kadınlar zaman, uzay, matematik ya da ölçü gerektiren herhangi bir öğretide nasıl uzmanlaşabilirdi ki? Mesela, ayın ve gezegenlerin döngüsünü kendi kendine bilen içgüdü olmadan diğer şeyleri nasıl ölçebilirlerdi ki?  Felsefe ve din gibi nadide bilimlerde kadınlar evrensel ritimlerinin eksiliğini telafi edebilirler miydi? Ya da her ay yaşanan sembolik ölüm ve tekrar canlanmanın eksikliğini?

Bütün alanlardaki liberal erkekler kibar olmaya çalışırlardı: “bu insanlar”ın hayatı ölçmek için ya da evrenle iletişim kurmak için bir yeteneği olmaması, liberallere göre, yeterli bir ceza olurdu.

Ya kadınlar bütün bunlara nasıl tepki verirdi? İnsanlar geleneksel kadınların bütün bu argümanlara sadık ve mazoşist bir gülümsemeyle katılacağını düşünebilir. (“Kocanızın kanı İsa’nın kanı kadar kutsaldır. Ayrıca seksidir!” Marabel Morgan)

Reformcular ve “Kraliçe Arı*”lar erkekleri taklit ederlerdi ve sanki aylık döngüleri varmış gibi davranırlardı.

Bütün feministler de bıkmadan usanmadan kadınların regl-kıskançlığını aşmaları gerektiği gibi, erkeklerin de “ayın o döneminin” agresifliği fikrinden uzaklaşmaları gerektiğini söylerlerdi. Radikal feministler ise buna ek olarak regl olmayanların gördüğü baskının diğer bütün baskıların tabanını oluşturduğunu söylerlerdi.(“Vampirler bizim ilk özgürlük savaşçılarımızdı!”). Kültürel feministler sanat ve edebiyatta “kansız bir dönem” oluştururlardı. Sosyalist feministler erkeklerin yalnızca kapitalizmin gücü altında regl kanını tekelleştirebildiğini iddia ederlerdi…

Aslında, erkekler regl olsaydı, güç kanıtlamaları sonsuza kadar devam edebilirdi.

Eğer biz izin verirsek tabii.


Kraliçe Arı: Otorite Pozisyonunda olup astları olan kadınlara eleştirel yaklaşan kadın. (Ç.N)

Kaynak: Kimmel, Michael S., Michael A. Messner. Men’s Lives. Allyn and Bacon, 2010.

Çeviri: İbrahim Aktürk

Sosyal medyada paylaş

İbrahim Aktürk

İbrahim Aktürk
Hacettepe'de tercümanlık okuyor. Bilimin, sanatın ve müziğin hep takipçisi. Kahve meraklısının teki. İnsan ve bilgi arasında köprü olmayı amaçlayan iletişim heveslisi. Sosyal adalet savaşçısı, yarı zamanlı müzisyen, yarı zamanlı çevirmen.

Leave A Comment