Sosyal medyada paylaş

Modern toplumlar, uzay çağıyla birlikte bambaşka bir evreye girdi. Bu evre, insanlığın doyumsuzluğunu, ulaşılmazın çekiciliğini, imkansıza olan açlığını ortaya çıkardı. Teknolojiye olan yatırımlar, ar-ge çalışmaları, uzay keşif araştırmaları bunun en üst örneklerinden. Ay’a ayak bastık, yetmedi gözlemevleri kurduk, Mars’a araç gönderdik, ilk kara deliği gözetledik.  Yetmedi, yörüngede maden araştırmaları yaptık. Yapay zekayı yarattık, anılarımızı izledik. Yetmedi, düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmeye başladık. Peki, yüzyıllardır en çok neyi arzuladık? Neyi arzuladık da başaramadık. Tüm bilim kurgu filmlerinde, kitaplarda, masallarda, dizilerde düşlediğimiz bir şeyi; “Zaman Makinesi”

Zamanın Ötesine Keşfeden Gökbilimci: William Herschel

Bilimin sağladığı imkanlar ışığında, bilim insanlarının en büyük arzularından biri geçmişe ya da geleceğe ulaşmak oldu. İnsanlığın bu arzusu, imkansızlığa olan tutkularından yalnızca biri. Sadece bilim kurgu filmlerinde, romanlarda gördüğümüz bu ütopik buluş gerçekten var mıdır? Belki de gözümüzün önündeki gerçeği göremiyoruz. Aramaktan bakmaya fırsatımız olmuyor bazen. Şimdi gözünün önündeki gerçeği gören, zaman makinesini bulamayan ama perdeleri aralayarak geçmişi keşfeden birinden bahsedeceğim size: William Herschel.

William Herschel, 15 Kasım 1738’de Almanya’nın Hannover şehrinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan beri gökbilimine ilgi duyan Herschel, vaktinin tümünü gezegenleri ve yıldızları araştırarak geçirmiştir. Çalışmalarına yılmadan devam etmiş ve nihayetinde bir gökbilimci olmuştur. 1757 yılında ailesi ile birlikte İngiltere’ye göç ederek çalışmalarına orada da devam etmiştir. Herschel’ın en büyük buluşlarından biri Uranüs’tür. 1871 yılında yaptığı gözlemler ve araştırmalar sonucunda Herschel Uranüs’ü keşfetmiştir. Uranüs’ün keşfi haricinde, Güneş’in uzaydaki hareketlerini ve Samanyolu’nun şeklini de bulan Herschel, kısa sürede büyük bir üne sahip olmuştur.

William Herschel
Görsel: en.wikipedia.org

Müzikle yakından ilgilenen bir ailede büyümesi sebebiyle müziğe de meraklı olan William Herschel, müzik öğretmenliği ve Yorkshire’da bir müzik grubunda şeflik yapmıştır aynı zamanda. Hershcel, astronomi çalışmaları sırasında bir dönem maddi durumunun el vermemesi üzerine, kartonlardan ve teneke kutularından yaptığı teleskoplarla çalışmalarını sürdürmek zorunda kalmıştır. 1774 yılına kadar kendisinin yapmış olduğu 6 metrelik odak uzaklığıyla cisimleri yansıtan teleskobu ile gökyüzünü gözlemlemiştir.

Uranüs’ün Keşfi İle Copley Ödülünü Aldı

13 Mart 1871’de dans eden çift yıldızları görüntüleyen Herschel, “Bulutsu, gaz kütlesi yıldızı ya da kuyruklu yıldız gibi merak uyandıran bir görüntü.” yakaladığını not almıştır. 4 gün boyunca sürekli nesneyi takip ederek, görüntülediği nesnenin hareket ettiğini fark etmiştir. Bugün keşfedilen şeyin, ilk gezegen olan Uranüs gezegeninin olduğu ortaya çıkmıştır. Bu keşifle kendisine 1781 yılında “Copley” madalya ödülü takdim edilmiştir.

Herschel’ın bir diğer keşiflerinden biri de Güneş’in hareket geçişleridir. Yedi yıldızın hareketlerini gözlemler. Belli bir zaman içinde bu hareketlerin, Güneş’in geri çekildiği nokta olarak yorumlandığını, sabit bir noktada birleştiğini gösterir. Herschel ayrıca bu çalışmalarında yıldız istatistiklerinin ne kadar verimli ve kullanışlı olduğunu kanıtlamış olur. Bu şekilde yıldızları sayabiliyor ve bu verileri galaksinin alanındaki boyut açısından yorumluyordu.

Ancak Herschel’ın en az konuşulan ama en önemli buluşu bunların haricinde bir buluştu. William Herschel, teleskobun bir zaman makinesi olduğunu anlayan, gören tarihteki ilk kişidir.

Işıkların İlizyonu

Uzay boyutundaki bir cisme baktığımızda geçmişi görürüz. Işık, 1 saniyede 300.000 km ya da 186.000 mil kat eder. Bu da hemen hemen Dünya ile Ay arasındaki mesafe kadardır. Yani Ay, 1 ışık saniyesi uzaklıktadır. Ay’a baktığımızda onun 1 saniye önceki halini görmüş oluruz. Örneğin, gün doğumu da aslında tamamen bir ilizyondur. Dünya’nın atmosferi, gelen Güneş ışıklarını bir bardakta olduğu gibi kırar. Bizler de Güneş aslında henüz o noktaya gelmemişken, ufkun üzerindeki yansımasını görürüz. Gün ışığının Dünya’ya ulaşması 8 dakika kadar sürer. Yani Güneş 8 ışık dakikası uzaklıktadır. Bizler Dünya’dan baktığımızda Güneş’in yalnızca 8 dakika önceki halini görebiliriz. Dünya ile en dıştaki gezegen Neptün arasındaki mesafe, gezegenler Güneş’in etrafında döndükçe değişkenlik gösterir. Işığın bu iki gezegen arasındaki yolculuğu da ortalama 4 saattir. Yani biz Dünya’dan baktığımızda, Neptün’ün 4 saat önceki halini görmüş oluruz.

Görsel: whatelseison.tv

Güneş’in yakın komşularından ayrılıp daha uzaklara yol aldığımızda ise ışık saatinden, ışık yılına geçeriz. Işık yılı evren için standart bir birimdir. 1 ışık yılı yaklaşık 10 trilyon km ya da 6 trilyon mile eşittir. Güneş’e en yakın yıldız olan Proxima Centauri Dünya’dan 4 ışık yılı uzaklıktadır. 4 ışık yılı ne kadar uzaklıkta tahmin edebilir misiniz? Şöyle açıklayalım; Nasa’nın “Voyager” isimli uzay aracı saatte 56.000 km yol alıyor. Bu hayal edilemez hıza rağmen bile Voyager’ın en yakındaki bu yıldıza ulaşması tahmini olarak 80.000 yıldan uzun sürecektir. Ülker kümesinin yıldızları ise 400 ışık yılı uzaktadır.

Proxima Centauri  / Görsel: en.wikipedia.org

Dünya’dan Yengeç Nebulası’na baktığımızda, zamanda çok daha eskiyi görmüş oluruz. Yengeç Nebulası eskiden devasa bir yıldızdı. Kütlesi ise Güneş’inkinin on katıydı. Ta ki bir patlama sonrası süpernovaya dönüşene kadar. Yengeç Nebulası Dünya’dan yaklaşık 6500 ışık yılı uzaklıktadır. Hatta bazı inanışlarda evrenin yaşı budur. Lakin evren yalnızca 6500 yaşında olsaydı, Yengeç Nebulası’ndan daha uzaktaki cisimlerin ışığını nasıl görebilirdik? Herhangi bir yönde, 6500 ışık yılından daha uzaktan gelen ışığının Dünya’ya ulaşması için yeterli zaman olamazdı. Bu kadar sürede ışık sadece Samanyolu’nda çok az bir mesafe kat edebilir. Evrenin sadece 6500 yıldan ibaret olduğuna inanmak, galaksimizin ve gözlemlenebilir evrendeki yüz milyarlarca galaksinin çoğunun ışığını yok saymaktır.

Hubble uzay teleskobu tarafından görüntülenen en eski ışık 13.4 milyar yaşında.
Görsel: www.smithsonianmag.com

Bir Yıldızın Dans Eden Hayaleti

Sombrero galaksisinden gelen ışık 30 milyon yıllıktır. Bu ışık dünyaya doğru yola çıktığında, atalarımız ağaçlarda yaşıyorlardı. 5 kilogram ağırlığındaydılar ve uzun kuyrukları vardı. Peki görebildiğimiz en eski ışık hangisidir? En eski ışık neredeyse sönmüş bir ateş kadar soluktur. Hubble uzay teleskobu tarafından gözlenen bu yıldız ışığı, bugüne kadar kaydedilmiş en eski ışıktır. Bu yıldızın ışığı bize 13.4 milyar yıl uzaklıktan geliyor. Evrenimizin başlangıcı bu sönmüş ışığa dayanır.

Görsel: www.poffysmoviemania.com

1802 yılında bir gecede William Herschel, oğlu John ile İngiliz kıyılarında gezerken tüm gözlemlerini kendisine bahsetmiştir. Herschel kozmik okyanusun derin sularını görmüş ve ışığın zamanla birlikte yaptığı sihirli bir oyuna şahit olmuştur. Herschel elindeki teleskopla gökyüzüne baktığında, gördüğü yıldızların aslında birer hayaletten ibaret olabileceğini keşfetmiştir. Bizler bir yıldıza baktığımızda, ölü bir yıldızdan arta kalan ışığı, yani onun hayaletini görüyor olabiliriz. Yıllardır bizi geçmişe götürmek isteyen bilim insanlarının aradığı buluşu William Herschel, 1802 yılında oğlu John’a açıklamıştır. Teleskop zamanında ötesinde varolan bir zaman makinesidir.

Kaynak: Cosmos: A Spacetime Odyssey / Carl Sagan: Kozmos / www.bilgiustam.com

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Ömer Aygül

Ömer Aygül
Ent dergi ekoloji editörü. Meslek lisesi bilişim teknolojileri mezunu. IT uzmanlığı ve satın alma uzmanlığı alanlarında çalıştı. Taze veganlardan. Şiir ve öykü alanında yazılar yazıyor. Ruh ve beden sağlığını muhafaza etmek için yoga / meditasyon yapıyor. İran sineması ve Abbas Kiarostami ile alakalı onunla ters düşmenizi tavsiye etmem.
Categories: Bilim0 Comments

Leave A Comment