Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin İdlib saldırısı sonrası uzun süredir Avrupa Birliği’ne karşı koz olarak kullandığı kapıları açarım kartını kullanarak sınırları açtı. Buradan şunu bir kere daha görüyoruz ki, Türkiye mültecilere kapıyı açmasının nedeni onların yaşam haklarını düşünmesi değil mültecileri bir siyasi hamle olarak görmesidir. Tabii ki bunun bir de finansal boyutu var. O başka bir yazının konusu. Yaşanan büyük insanlık dramı sürerken asıl amaçlarından biri dünya barışını ve güvenini sağlamak olan uluslararası örgüt BM’nin ve insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğünü temel ilkeleri olarak kabul eden AB’nin nasıl bir rol üstlendiğine göz atalım.

BM, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada aynı felaketlerin yaşanmaması için 24 Ekim 1945 yılında kurulmuş olan uluslararası bir kuruluştur. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık bu kuruluşun güvenlik konseyindeki beş daimî üyesidir. Bu beş ülke dünyanın en çok silah üreten ve pazarlayan ülkeleridir. Bu bilgiyle BM’nin Körfez ve Kore Savaşı’na neden destek verdiğini anlamamak zor olsa gerek. Şimdi soruyorum sizlere, bu ne tas bu ne hamam. Asıl gayesi dünya barışını sağlamak olan bir kuruluşun herhangi bir savaşa onay vermesi beklenemez. Barış asla ama asla savaş ile gelmez. Bu gerçeğe her tarih okumasında tanık oluruz. Peki, bugün İkinci Dünya savaşından sonra, dünyada aynı felaketlerin yaşanmaması için kurulan BM Türkiye’nin kapıları açmasından sonra neler yaptı? Edirne ve Ege kıyıları arasındaki sonsuz döngü içinde kaybolan hayatlar karşında BM ne yaptı veya yapıyor? İnsan hakları ihlali yaşanırken her an her dakika BM ne yaptı? BM’nin bütün bunlar olurken üstlendiği rol âdeta bu katliamların üstünü örten uluslararası şemsiye gibi.

Yaşanan insanlık dramında sadece BM sorumlu tutulamaz. Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı kınama tepkisi ile bilinen Avrupa Birliği’nden, Yunanistan’ın Türkiye sınırında yaşanan insan hakkı ihlallerine hala bir kınama gelmedi. Tam tersine Almanya’dan herhangi bir insan hakkı ihlali olmadığı, Yunanistan’ın AB hukukunu ihlal etmediği açıklaması geldi. Mültecilere plastik mermi ile saldırmak AB hukukunu nasıl ihlal etmiyor? İnsan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğünü temel ilkeleri olarak kabul eden AB, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 14. maddesinin ihlaline neden ses çıkarmıyor? (´Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır. `) Yahut, Avrupa’nın farklı ülkelerinden, özellikle Almanya, örgütlenen neo-Nazi grupların mülteci karşıtlarını desteklemek için Yunanistan’a gitme planları yapılıyorken AB ülkeleri ne yapıyor?

Uluslararası örgütler ve devletler bu katliama sessiz kalırken, dünyanın farklı ülkelerinden insanlar mülteciler için dayanışma çağrısında bulunuyor. Yunanistan’da on binler mültecilerin yanında olduklarını göstermek için sokağa döküldüler. Devletler ve kurumlar sessiz kalırken dünyanın her yanından gelen bu dayanışma çağrısının bize anlattığı şey şu; insanlığı kurumlar ve devlet değil dayanışma, birlik ve kardeşlik yaşatacaktır. Çünkü biliyoruz ki onlar için insan hakları ve hukukun üstünlüğü sadece sermayeden ibarettir.

Sosyal medyada paylaş

Fatma Kızılırmak

Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. Şu anda Wroclaw Ekonomi Üniversitesi’nde yüksek lisansını yapmakta. Özellikle ekonomi, politika ve feminizm üzerine okumalar yapmayı sever. Ursula Le Guin diyarını ziyaret etmek hobilerinden sadece biri. Şu sözü her daim aklında ‘…küçük ama derin bir umudunun bilincindeydi.’ Queer feminist bir hak savunucusu. Ukulele çalıyor.
Published On: Mart 15th, 2020Categories: Gündem, İnsan Hakları, Politika0 Yorum

Leave A Comment