Sosyal medyada paylaş

Gittikçe gelişen bir dünyada istediğimiz daha yapıcı, daha insancıl ve daha kapsayıcı haklar iken gelişmenin de getirisi olan daha büyük haksızlıklar, eşitsizlikler oldu. Bazı ülkelerin kendi gölgesine razı ettiği dünyanın diğer kısmı hala eşitsizliklerin, haksızlıkların tam ortasında durmakta.

Üçüncü Dünya ülkeleri hala kadınların ölümlerine neden olan yaşam tarzlarına ve düzenlemelerine sahip olmakla beraber Üçüncü Dünya ülkelerinde kadın iş gücü istatistiklerinde yer almamaktadır. Kadınlar küçük işletmelerde, temizlik işlerinde çalışmakta, ailelerine katkı sunmakta fakat bu istatistiklerin dışında kalmaktadır. Üçüncü Dünya ülkelerinin bulunduğu yoksulluk ve gelişmemişlik  savaşının içerisinde kadınlar bir de ötekileştirilmenin yükünü taşımaktadırlar.

 Az gelişmiş ülkelerde eğitim düzeyi düşüktür. Buna bağlı okur yazarlık seviyesi de düşüktür. Bu Birinci Dünya ülkeleriyle aralarında büyük bir uçuruma sebep olmaktadır. Ayrıca kadınların üzerindeki ezilmişliğin sinmesi durumu kendini hukuki, siyasi ve ekonomi gibi pek çok noktada da göstermektedir. Hem eğitim alanındaki eşitsizlikler hem de bu ezilmişliğin kabullenişi kadınları yaşam alanlarından  soyutlamaktadır. Ayrıca yoksulluk ve bedensel tehlikenin yanında mutsuzluk, sosyo-psikolojik sorunlar Üçüncü Dünya ülkelerinde büyük bir sorundur.

Farklı ülkeler, farklı kültürler, farklı kadın sömürülerine işaret eder. Ülkelerin sosyo-kültürel durumu ele alınıp faaliyetler gerçekleştirilmelidir. Bu ülkelerin sosyo-kültürel durumunun belirlenmemesi niteliksel ve işlevsel faaliyetlerin zayıflığına neden olmaktadır.

Bununla ilgili ilk somut adım 1946’da kurulan Birleşmiş Milletler (BM) ile kadınların politik, sosyal ve ekonomik haklarını korumak için “Kadının Statüsü Komisyonu” ile atılmıştır. Bunu takip eden süreç, kadınların günlük yaşantısını iyileştirecek somut adımlar atılması için 1975 yılının “Uluslararası Kadın Yılı” ilan edilmesi olmuştur. Aynı yıl için de “Birinci Dünya Kadın Konferansı” düzenlenmiştir. Konferansın ardından 1975-1985 yılları arası Kadının On yılı ilan edilmiş. Bunun sayesinde kadın hakları hükümetler arası gündeme taşımıştır.

Tüm bu gelişmelerle beraber dünya kadınları arasındaki iş birliği kadın hareketlerine büyük katkı sağlamıştır. Süre gelmiş tüm zamanların acımasızlığından, adaletsizliğinden ele ele çıktık. Ve adalet somutlaşıncaya kadar da bu mücadele devam edecektir. İyileşmiş zamanlara da iş birliği ve el ele varılacaktır.

https:// dergipark.org.tr

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Leyla Can
Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.

Leave A Comment