Sosyal medyada paylaş

“Özgür düşünceli bir insan için hayvanların çektiği acı, insanların çektiği acıdan daha katlanılmazdır,” dedi Romain Rolland. Hiç hayvansever olduğunuz halde diğer canlıların canlarını fark etmeden yakabileceğinizi hatta öldürebileceğinizi düşündünüz mü? Earthlings isimli belgesel işte bu gerçekleri tüm şeffaflığıyla gözler önüne seriyor. Kendi açımdan belirtmeliyim ki bu kadar fazla gerçeğin bir anda önümde belirmesi ve ne kadar kör olduğumu fark etmem için sadece ilk 20 dakikası izlemem yeterli oldu. Sadece acı çekmelerini görmek beni çok derinden etkiledi. Tabi ki belgeselden önce de farkındaydım ancak tüm çıplaklığıyla görmek beni dehşete düşürdü. Peki, belgesel tam olarak nelerden bahsediyor, biraz da bunu inceleyelim.

Genel hatlarıyla belgesele baktığımızda 5 ana konu üzerinde durduğunu görüyoruz. Bunlar; Evcil hayvan ve üretim sektörü, gıda sektörü, giyim sektörü, eğlence sektörü, bilim sektörü. Ana fikir ise, insanların sırf kendi çıkarlarını göz ettikleri ve bunu nasıl rahatlıkla yaptıklarıdır. Belgesel şu cümlelerle başlıyor: “Birazdan görecekleriniz özellikle seçilmemiştir. Aksine evcil hayvan, yemek, giysi, eğlence ve araştırma amacıyla yetiştirilen hayvanlar için mevcut endüstri standartlarıdır. İzleyicinin sağduyulu olması beklenir.”

Öncelikle “Earthlings” kelimesinin neyi ifade ettiği açıklanıyor. Türkçe’ye “Dünyalılar” olarak çevriliyor ve anlamı tahmin edebileceğiniz üzere dünyada yaşayan tüm canlılar. “Hepimiz dünyada yaşadığımız için hepimiz dünyalı sayılırız. Bu kelime seksizm, ırkçılık ve tür ayrımcılığı taşımaz.” Belgesel aynı zamanda bize tür ayrımcılığının ırkçılık ve seksizmle aynı kalıpta olduğunu da hatırlatmaktadır.  Biyolojik olarak evet farklı türleriz ve evet daha gelişmiş sistemlere sahibiz. Ancak bu bizi tüm canlıların sahibi yapmaz. Tıpkı bizim duygularımız, psikolojimiz, hislerimiz olduğu gibi canlıların da duyguları, psikolojisi ve hisleri bulunur. Bunu belki de en yakından deneyimleyen evcil hayvanlarla evini paylaşanlar bilir. Kedinizin en ufak ortam değişikliğinde nasıl durgunlaştığını, köpeğinizin siz üzgünken yanınızdan ayrılmadığını örnek verebiliriz. Doğada yaşayan hayvanlara gelirsek; onların da yemek, barınak, su, üreme ihtiyacı gibi gereklilikleri bulunmaktadır. Onlarda arkadaşlık kurup acıya maruz kalmaktan kaçınıyorlar. Bizim gibi sadece “kendilerine” ait olan hayatlarının merkezindeler. Tıpkı bizim gibi psikolojileri etkilenebiliyor, mental hastalıklara sahip olabiliyorlar. Kısacası onlarda dünyayı anlıyorlar hatta sanırım bizden daha fazla anlıyorlar. Peki, bu derece bizlerle benzerlik taşıyan bu canlılara biz nasıl muamelede bulunuyoruz?

Belgesel sadece görüntülerden değil kitaplardan da örnekler, alıntılar barındırıyor. Nobel Barış Ödülü sahibi Isaac BashevisSinger’ın çok satan romanı “Enemies, A LoveStory” de şöyle yazıyor:

“Herman hayvanların ve balıkların kıyımını her gördüğünde aynı şeyi düşünürdü: Canlılara davranışlarından ötürü tüm insanlar birer nazi. Diğer türlere canı istediğinde yaptığı tüm kendini beğenmişlik, en radikal ırkçı teorilere örnek sunmakta: Güçlü olan haklıdır.”

Isaac BashevisSinger

1.Evcil Hayvan ve Üretim Sektörü

Evcil hayvanlar belki de kendi türümüz dışında ilk temas kurduğumuz canlılardır. Belgeselde ise petshoplar ve köpek fabrikaları ele alınıyor. Petshoplar ne yazık ki içler acısı durumda. Pis, aşırı kalabalık, sosyalleşme yok ve çoğunda hayvanlarla ilgilenen bir veteriner hekim bulunmamaktadır. Buralardan gelen çoğu hayvan büyüdüğünde ya fiziksel ya da psikolojik problemlere sahip oluyorlar. Köpek üretim fabrikaları da ne yazık ki petshopların doluluğunu daha da arttırıyorlar.

Barınaklara gelirsek, yılda ortalama 25 milyon hayvan evsiz kalıyor ve bunların %27’si safkan. 25 milyon hayvandan 9 milyonu sokaklarda ölüyor. Hayatta kalan 16 milyona da ev bulunamadığından barınaklarda öldürülüyorlar. Belgeselin bu kısmında Türkiye’deki barınak doluluğundan bahsediliyor. Bu doluluğun önüne geçmek için kullanılan yöntem ise çok üzücü. Ötenazi uygulanıyor ve bunun için belli kimyasallar kullanılıyor. Bu ilaçlardan biri euthasol ancak tedariği yapılamadığında gaz odaları kullanılıyor. Evet, yanlış okumadınız gaz odaları. Hayvanlar 20 dakikaya kadar can çekiştikten sonra ölüyorlar. Yaşamları sonlandıktan sonra bedenleri çöpmüşçesine atılıyor.

2.Gıda Sektörü

İşte belgeselin bu kısmı sizi mezbaha görüntüleri ve gerçeklerle baş başa bırakıyor. Bu acıları sırf sizi doyurmak (!) için çeken hayvanları izliyorsunuz. Gerçekten biz nasıl oluyor da onlara bu acıları çektirmeyi kendimize hak görüyoruz?

Hayvanların gıda sektöründeki işlemleri ilk olarak damgalamayla başlıyor. Bildiğimiz ateşle ısıtılan damgalama hayvanın yüzüne yapılıyor. İkinci olarak boynuzlar sökülüyor, anestezi yapılmadan… Belgesel bu izlemesi bile zor olan görüntüleri size gösteriyor. Siz izlerken zorlanıyorsunuz hayvanlar bu işkenceyi yaşıyor. Üçüncü olarakta ulaşımda yaşanan acı. Kurban bayramlarında şahit olmuşsunuzdur, birkaç büyükbaş ya da küçükbaş hayvan kamyona sıkıştırılarak bindirilir. Bazıları üst üste biner. Dördüncü ise süt sağma işlemidir. Bu işlem boyunca hareket edemiyorlar ve artık yorgunluktan yere yığılıyorlar. Ortalama bir ineğin ömrü 20 yılken bu işlem sonrası 4 sene yaşayabiliyorlar. Bundan dolayı bir sonraki işlem de et üretimidir. Benim artık dayanamadığım kısım burasıydı. Cıvata silahı kullanılıyor, beyinleri hedef alınarak öldürülüyorlar. Bazı mezbahalar ne yazık ki bunu da yapmıyor. Tabi ki biz etimizi marketlerden aldığımız için bu acı verici sahnelere tanık olmuyoruz ama yine de tabağımızdaki bu yemeğin nasıl geldiğini sorgulamamak çok büyük bir sorumsuzluk.

3.Giyim Sektörü

Her zaman gündemde olan deri ve kürk… Nasıl elde edildiğini sorgulamadığımız diğer bir sektördür. Ne yazık ki kafeslere hapsedilen hayvanlar ucuz olan ölümlerle yok ediliyorlar. Karbon monoksit kullanımı, boğma, anal elektrikli idam yada hayvan canlıyken kürkünü/derisini yüzme gibi işlemler uygulanıyor ve bunlar yapıldıktan sonra bile bu hayvanlar hâlâ acı çekmeye devam ediyor.

4.Eğlence Sektörü

Rodeo, hayvan dövüşleri, hayvan yarışları, sirkler, avcılık ve hayvanat bahçeleri. Son günlerde sirk konusu biraz yol almış durumda. Artık hayvanlar kullanılmadan da şovlar yapılabiliyor. Bu tarz “şovlarda” hayvanlar dövülüyor, kanca batırılıyor, itaat etmediklerinde aç bırakılıyorlar. Neden? Sırf biz biraz gülelim, eğlenelim sektörün de cebine para girsin. Aslında .ocuklarımıza hayvan sevgisi aşılansın diye hayvanların nasıl esir tutulduğunu gösteriyoruz.

5.Bilim Sektörü

Bir biyoloji öğrencisi olarak en çok canımı sıkan konulardan biri de bu. Derslerde etik kurulun izin vermediği hayvanları disseksiyon amaçlı kullanmak yasaktır. Örneğin farelerin iç organlarını incelemek istersek bunu 3D olarak hazırlanmış videolarla yapıyoruz. Ancak balık, istiridye, kalamar, karides gibi canlıları kesebiliyoruz. Evet, çoğu bilimsel keşfi bu canlılara borçluyuz. İlaçlardan tutun da ameliyatların başarılarına kadar. Ancak çoğu hayvan deneylerinde zehirleme, elektroşok, yakma, kör bırakma gibi işlemler de uygulanıyor.

Belgeselin isterseniz hepsini izleyin isterseniz bu 5 konudan birini seçip o kısmına odaklanın, iki türlü de vardığınız tek bir sonuç oluyor: Benim geleneklerim, alışkanlıklarım, keyfim ve eğlencem bu hayatlardan, soluk alıp veren ve hisseden bir canlıdan daha mı önemli?[1]


Kaynakça: [1]https://sineg.net/2019/02/04/earthlings-belgesel-incelemesi/

Fotoğraf: https://www.pativer.net/earthlings-belgeseli/

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Sude Yıldırım

Sude Yıldırım
Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Biyoloji okumakta. Tema Vakfı gönüllüsü. Genetik ve ekoloji alanıyla ilgileniyor.

Leave A Comment