Francis “Frank” Castle 1 Şubat 1974’te “Örümcek Adam” kurgusal karakteriyle ilk kez ortaya çıktı. Hikayenin yazarı olan Gerry Conway, başlangıçta yanlış yola sapmış kahraman karşıtlığı fikrini tek kullanımlık bir kötü karakter olarak ortaya atmıştı. Conway’in Castle olarak adlandırdığı “The Assassin” (Suikastçi), intikam peşinde koşan eski bir askerdi ve göğsünde “Suça Karşı Savaş”ın bir sembolü olarak küçük bir totenkopf[1] taşıyordu. Sanatçı John Romita Sr. bu sembolü yayınlanmadan önce Waffen, S.S. kafatasının stilize bir versiyonuna dönüştürdü. Yüzlerce Marvel kahramanının yaratıcısı olarak bilinen Stan Lee’ye kalan ise karakterin ismini The Assassin’den İnfazcı/Cezalandırıcı anlamına gelen The Punisher ile değiştirmek oldu.

Soldan sağa: Neo-Nazi Kafatası Sembolü, SS Kafatası Sembolü, Punisher Kafatası Sembolü

Sonraki on yıl içerisinde The Punisher olarak da bilinen Frank Castle isimli kahraman, bir çizgi romandan diğerine atladı. Marvel, başlıca eseri The Amazing Spider-Man olmasına rağmen Daredevil ve Kaptan Amerika gibi çizgileri de üretmeye devam etti. Bu süre zarfında Frank Castle’a daha net motivasyonlar ve trajik bir arka plan verildi. Marvel’in diğer A-takımı karakterlerinin aksine, Frank düşmanlarını öldürdü. Başarısız bir 1976 solo serisinin yazarının dediği gibi:

“Birçok yönden The Punisher ön planda duran bir karaktere göre çok sıradışıydı. Büyüleyici ama aynı zamanda itici. Kendi kafamda, hepimizin karanlık tarafının o olduğunu düşünüyorum. O, yirminci yüzyılda ortalama bir insanı rahatsız eden, büyük ve küçük, milyonlarca hüsrana ve adaletsizliğe öfkeyle haykıran kısımdır. The Punisher bu konuda bir şeyler yapmaya can atan şiddetli yanımız gibi. Hızlı, basit ve sonuç odaklı. Yine de yapamayacağımızı biliyoruz. Herkes Punisher olsaydı kaosu yaşardık. Sorunların herhangi birinden daha kötü değilse bile yine de kötü bir çözüm. İntikamcılık ve infazcılık kahraman olarak düşündüğümüzde uzun zamandır bizimle olan bir kavramdır. Çizgi romanlarda ve ondan önceki ucuz romanlarda çok sevilen bir filmdi. Punisher, geleneği mantıksal ve ölümcül sınırına taşır. Bunu yaparken, kendisi de karşı koydukları kadar kötü mü oluyor? Bence bu karakterin büyüsünün bir parçası ve zaman – gelecekteki sorunlar fırsat verildiğinde kesinlikle keşfetmeye çalışacağımız bir yön.”

Kaptan Amerika sayı 241. © MARVEL COMICS

Frank Castle için daha fazla bir çizgi roman serisinde bulunmayacağı için “gelecek” diye bir mesele sorun olmayacaktı. Bu yüzden 70’lerin sonundan 80’lerin başına kadar Örümcek Adam, Daredevil ve Kaptan Amerika gibi eserlerini üretmeye geri dönecekti. Castle diğer eserlerde daha saf kalpli kahramanlar için her zaman bir folyo olarak kullanıldı. Bazen ortak bir düşmanı yenmek için onlarla birlik oldu bazen de farklı adalet görüşleri için karakterleriyle kavga etti. Her zaman “birisi amaçların araçları haklı çıkardığına karar verdiğinde ne olacağı konusunda” uyarıcı bir masallar oldu.

14 Ekim 1982’de Ronald Reagan uyuşturucuya karşı savaş ilan etti. Ekim 1984’te, Kapsamlı Suç Kontrol Yasasını imzalayarak yeni bir sivil varlık kaybı ve zorunlu asgari ücretler çağının başlamasına aracılık etti. Bir ay sonra, tarihi bir sonuçla yeniden başkan seçildi ve Latin Amerika’daki bir dizi diktatörlük rejimlerini desteklemeye koyuldu, faili meçhul cinayetlere ön ayak oldu. Bu süre zarfında, 1 Ocak 1986’da Frank Castle’a bir solo çizgi roman dizisinde bir şans daha verildi. Gerry Conway’in daha sonra söyleyeceği gibi:

“O zamanlar çok savaş çığırtkanı bir federal hükümet vardı. Toplum olarak kuralları çiğnememiz gerektiği fikrine kapıldık. O dönemde Punisher, kaşlarını çatan bir anti-kahraman olmaktan ziyade “kahramanca” bir kılıfa bürünebiliyordu. İnsanlar onu kucaklamaya hazırdı. Okuyucular, yaşananlardan kaynaklı onu gerçek bir kahraman olarak kucakladılar.”

Beş sayı ile sınırlı çalışma büyük bir başarıydı ve Marvel hemen perde arkasında aylık bir oyun üzerinde çalışmaya başladı. Kasım 1986’da İran Krizi[2] haberi geldi. Punisher nihayetinde kitlesel çapta televizyonda yayınlanan kongre oturumlarının ortasında ilk kez sahneye çıkacaktı.

The Punisher sayı 1. © MARVEL COMICS

Amerikalılar, hükümetlerinin ABD şehirlerinde kokain satmak için uyuşturucu kartelleriyle komplo kurduğunu öğrenirken, Frank İspanyol gettolarında uyuşturucu hücrelerini bazukayla deviriyordu. Tedarik zincirini takip ettiğinde CIA’ya değil, Bolivya’ya bağlayan nedenler buldu. Orada narko kaçakçılarının sahip olduğu yerel bir orduyla karşılaştı ve ABD’nin karıştığına dair bir işaret bulmadığı için düzinelerce Latin’i öldürdü, uyuşturucu üretim tesislerini yaktı ve “çaldığı” milyonlarca doları gelecekteki operasyonlarını finanse etmek için New York’a geri götürdü. Punisher elbette kurguydu, ancak gerçekliğin tam tersi olan bir tür sağcı kurguydu. Buna rağmen çizgi roman serisi çılgın düzeyde başarılıydı. Marvel, Punisher War Journal ve The Punisher War Zone olmak üzere iki spin-off görevlendirdi ve üç seri bir arada sonraki sekiz yıl içinde 223 sayı üretti. On yıllık bir dilimin büyük bir kısmında, güncel olaylar hakkında zımnen yorum yapma eğilimi devam etti.

 

Punisher War Journal sayı 79. © MARVEL COMICS

Mart 1992’de Rodney King’in Los Angeles Polis Departmanı polisleri tarafından dövülmesinin yıldönümünde Frank Castle, Afro-Amerikan maskesi taktı ve meşhur Siyahi süper kahraman Luke Cage’e “Siyahiler arasında işlenen” suçlar hakkında dersler verdi. Oklahoma şehri bombalamasından iki ay sonra, Frank Castle bir neo-Nazi silah deposuna el koydu ve bunu Central Park’taki sivilleri öldürmek için kullandı.

Kongre’nin Demokratlar Beyaz Saray’da 36 yıllık, Senato’da ise 4 yıllık Cumhuriyetçi kontrolünü ele geçirmesinden altı ay sonra Frank Castle Sibirya’da Sovyet partizanlarıyla savaşıyordu ve şöyle haykırdı:

“Başladığımda bir fark yaratacağımı düşünmüştüm. Organize suçları ortadan kaldırın! Gerçek düşman Washington’da! Liberal Demokratlar bu ülkeyi nehrin aşağısında sattı! Ne fark eder biliyor musunuz? Birkaç sahtekar Kongre üyesini havaya uçurmak… Evet… Hatta çift taraflı olduğumu göstermek için birkaç Cumhuriyetçiyi öldürürdüm…”

Liste devam ediyor…

Nisan 2000’de İrlandalı yazar Garth Ennis, Punisher’i milenyuma taşımak için işe alındı. Ennis Frank Castle’ı yeniden karakterize etti ve Punisher MAX serisi ile Amerikan askerlerini Irak ve Afganistan’a taşıdı. ABD askerleri konuşlandırılırken Amerikan hakimiyetini güçlendirmek adına ordu içerisinde bu sembol oldukça yoğun şekilde kullanıldı. Askerler silahlarında, cephanelerinde, miferlerinde ve askeri kamyonlarında The Punisher’in kafatası sembolünü spreylerle boyayarak kullanmaya başladılar. Savaştan dönen veteranlar “Bulduğumuz her bina ve duvarı kafatası sembolü ile boyadık. İstedik ki oradaki herkes burada olduğumuzu ve gitmeyeceğimizi bilsinler” dedi. Punisher’in kafatası sembolü o kadar yaygınlaştı ki bölgedeki çeşitli milis örgütlerince bile kullanılmaya başlandı. Hala gittiğinizde duvarlarda bulabilirsiniz.

Punisher MAX, seleflerinde olduğu gibi ırkçı karikatürlere büyük ölçüde güveniyordu, ancak bunlar genellikle Latin karşıtı yerine Siyahi karşıtıydı. Serinin yüceltilmiş şiddeti, Castle’ın dediği gibi orantısız bir şekilde “evin kendi çocuklarına” odaklandı. Punisher MAX, 2009’da sona ermesine rağmen hala polis arasında karakterin en sevilen yinelemesidir.

Ekim 2004’te – Punisher MAX’ın prömiyerinden 9 ay sonra – Frank Jude Jr. bir partiden ayrılırken mesai dışında gezinen birkaç memur tarafından Milwaukee/Winconsin’de saldırıya uğradı. Daha sonra Milwaukee Polis Departmanı’nda çalışan polislerin Cezalandırıcılar (The Punishers) adıyla kurduğu bir grubun üyeleri olduğu ortaya çıktı. Bu grup şehrin ağırlıklı olarak siyahilerin mahallelerinde devriye gezmeye çıkmadan önce Frank Castle’ın kafatası sembolüyle kabartmalı eldivenler ve şapkalar giyerek burada “kanunsuz eylemler” gerçekleştirdiği biliniyor.

Aralık 2014’te, bir grup görevi başındaki ve eski/emekli polis tarafından “Blue Lives Matter” (Mavilerin Yaşamı Önemlidir) hareketi kuruldu. Özel medya şirketleri o zamanlar yeni oluşan “Black Lives Matter (Siyahilerin Yaşamı Önemlidir) hareketine karşı sırt çevirmiş, onları açık hedef haline getirmişti. “Blue Lives Matter” oluşumu ise Frank Castle’ı resmi Facebook sayfalarının maskotu yaptılar ve artık her yerde bulunan ” Thin Blue Line Punisher”ı tanıtmakta hiç sakınca görmediler.

 “Blue Lives Matter” Facebook sayfası kapak fotoğrafı.

11 Ağustos 2017’de beyaz üstünlükçiler Virgina, Charlottesville’de bir miting düzenlediler. Bir can kaybı ve yüzlerce yaralanmayla sonuçlanan şiddetli saldırıların ortasında kalkanlarına Punisher logosu boyanmış bir faşist birliği tespit edildi.

4 Haziran 2019’da St. Louis Polis Departmanı’nda çalışan 22 polis memurunun ırkçı, cinsiyetçi, islam karşıtı Facebook paylaşımları yaptığı tespit edildi. Elbette bu paylaşımların yanında Punisher kafatası logosu da vardı. Polis memurlarının açığa alınmasına tepki olarak, St. Louis Polis Sendikası başkanı tüm destekçilere protesto amacıyla profil resimlerini “Blue Line Punisher” sembolü ile değiştirmeye çağıran bir açıklama yaptı.

Son zamanlarda, Frank Castle’ın totenkopf’u, George Floyd ve Breonna Taylor cinayetlerine yönelik protestolara karşı yapılan baskının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ülkenin dört bir yanında polisin, barışçıl protestocuları sık sık dövdüğü ve gaz ile saldırması sırasında sembolün varyasyonlarını taşıdığı görüldü.

Yıllar boyunca Marvel, Frank Castle’ın imajını kurtarmak için Charlottesville’den sonra, pek çok Naziyi öldürmesinden sembolünü kullanan polisleri kınamasına kadar çeşitli girişimlerde bulundu. Gerry Conway, polisin kafatasını kullanmasını eleştirdi ve logoyu yeniden markalamak için “Kafatasları için Adalet” kampanyası başlattı. Hatta birkaç çizgi roman yaratıcısı Disney’i kafatasını kullanan polis karakollarına dava açmaya çağırdı. Bütün bu çabalar ise başarısız oldu.

Frank Castle bir anti kahraman olarak yaratıldı. O bir kötü adam ve uyarıcı bir masaldı. Zamanla bu unutuldu. Kendi dizisi kendisine verildiği andan itibaren, gerici fikirleri ve tehlikeli kurguları zorlamak için kullanıldı. Çok geçmeden şiddetli eylemlere ilham vermeye başladı. 2000’lerin başında Punisher, ABD güçleri tarafından Irak ve Afganistan’daki ABD güçlerini temsil etmesi için seçildi. Çok sayıda savaş suçları işlenirken Punisher kullanıldı ve bölgede “buradayız, gitmiyoruz” mesajı bu sembolle verildi. 2010’larda, Frank Castle faşist milisler ve polis sendikaları arasında gidip geldi, Facebook’taki nefret dolu mesajları ve silahsız protestoculara yapılan saldırıları haklı göstermek için farklı mecralarda kullanıldı. Kimliği belirlenemeyen federal ajanlar insanları kaçırmaya başladığında 2020’de Amerikalılar arasındaki çizgi daha da bulanıklaştı. Bu gelişme birçokları için şok oldu, ama aslında Frank Castle’ın ilham verdiği ölüm kültüne dair tek mantıklı sonuç buydu.

Punisher kafatası, polisin kendilerini tekrar tekrar ve gönüllü olarak ilişkilendirmeyi seçtiği bir semboldür. Portland sokaklarındaki paramiliter askerler, kelimenin tam anlamıyla kafatası sembolu kullanmıyor olsalar bile – kafatası sembolünün ortaya çıkması için hala zaman olmasına rağmen- temsil etmeye başladığı şeye göre hareket ediyorlar. Gizli polis, bildirilmeyen tutuklamalar, kara listeler – bunlar Nazilerin ve ABD’nin Orta Doğu’daki taktikleridir. Güncel olaylar, Punisher kafatasının uygulandığı uzun bir gerileme kullanımları dizisinden yalnızca biridir. Sembolü, vahşeti göz ardı etmek için kullananlar bunu, anlamına rağmen değil bundan dolayı yaparlar. Frank Castle’da geri alınacak hiçbir şey kalmadı. Punisher kafatası bir nefret sembolüdür ve bir süredir de böyle. Ona öyle davranmanın zamanı geldi.


*Okumuş olduğunuz yazı ilk kez truthout.org adresinde Gregorio León tarafından yazılmış ve yayınlanmıştır. Türkçe çevirisi Ceyhun Dönmez tarafından yapılmıştır

Çevirenin Notu:

[1] Totenkopf: Almanca kafatası anlamına gelmektedir. Yazarın bilinçli olarak Almanca terim kullandığı ve Neo-Nazi’ler ile SS Subayları tarafından kullanılan kullanılan totenkopflara çağrışım yapmak istediği düşünülmektedir.

[2] İran-Kontra skandalı veya Irangate, Ronald Reagan yönetimi sırasında Kasım 1986’da ortaya çıkan siyasi bir skandalın adı. ABD yönetim kademesinden bazı kişilerin, İran’a silah satması ve gelirlerin yasa dışı bir şekilde Nikaragua’da dönemin solcu yönetimini devirmeye çalışan anti-komünist Kontraları desteklemek için kullanılmasını kapsar.

Sosyal medyada paylaş

Ent Kültür&Sanat

Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Kültür & Sanat Editörlüğünün seçkisidir.
Published On: Nisan 22nd, 2021Categories: Çeviri, Kültür & Sanat, Sinema0 Yorum

Leave A Comment