Toplumsal kurumların işlevini yitirmesi sonucu, bu dönemde, ilişkilerin devam etme zorunluluğundan, bireyler tarafından oluşturulan tampon kurumlar ortaya çıkar.

Toplumsal değişmeyi iliklerimize kadar hissettiğimiz günler yaşadığımızı söyleyebiliriz. İnsan ilişkilerinde, kurumlarda, toplumsal yapıda gözle görülebilir bir farklılık olduğundan bahsedebiliriz. Bu değişimin kaynağı da bilindiği üzere ülkemizi ve tüm dünyayı saran bir salgın hastalıktır. Yani aslında, bu toplumsal değişmeyi, insan dışı bir etken başlattı. Zamanla insanlık bundan etkilendi ve toplumsal değişmenin hızı da buna bağlı olarak arttı. Tüm bunlar çok kısa bir zaman diliminde de gerçekleşse, toplumlar üzerindeki tesiri oldukça büyük oldu.

Tam da bu noktada sizlere Fransız sosyolog Émile Durkheim’in “anomi” kavramından bahsetmek istiyorum. Bu kavram, Durkheim tarafından 19. Yüzyıl sonlarında literatüre kazandırılmıştır. Toplumsal norm ve kuralların yetersizliği, toplumun uyumlu bir şekilde düzenlenmesindeki eksiklik olarak tanımlanabilen anomi kavramı, daha çok geçici bir bozukluk dönemine vurgu yapar. Bu dönemde toplum ve insan arasındaki bağlar zayıflar hatta kimi zaman kopar. Bir anlamda, toplumsal normlar ve bireyler arasındaki uyuşmazlık olarak da görülebilir. Anomi dönemleri, bireylerde çöküntüye yol açabilir. Çünkü toplumsal bağların zayıflaması sorunsalı bireyin ne yapacağını bilememesi durumunu doğurur. Yine Durkheim’in bir teorisi olarak; bu dönemde, insanların belirsizlikten gelen rahatsızlığı sonucu, intiharlarda artış görülür.

Anominin Bir Sonucu Olarak: Tampon Kurumlar

Bir Türk sosyolog olan Mübeccel Kıray’ın “tampon kurum” kavramı anomi dönemlerinde ilişkilerin nasıl yürütüldüğünü açıklamada bize yardımcı olur. Toplumsal kurumların işlevini yitirmesi sonucu, bu dönemde, ilişkilerin devam etme zorunluluğundan, bireyler tarafından oluşturulan tampon kurumlar ortaya çıkar. Devletin yerine getiremediği görevlerinin yerine getirilmesini sağlayan tampon kurum bu anlamda bir boşluk doldurucudur diyebiliriz. Ayrıca eskiyle yeni arasında köprü görevi gören tampon kurumlar, anomi dönemlerinin daha kolay atlatılabilmesi için oluşturulur.

Günümüze baktığımızda da içinde bulunduğumuz dönemin; belirsizlikler içermesi, toplumsal bağların zayıf olması, kurumların işlevsizleşmesi anlamında, anomik bir dönem olduğunu söyleyebiliriz. Buna bağlı olarak da pek çok tampon kurumdan bahsedebiliriz. Örneğin; dışarı çıkması yasak olan yaşlıların evlerine ihtiyaçlarının ulaştırılması, internet üzerinden online derslerin yapılması, birçok yazın arşivine ve tiyatro oyunlarına yine internet üzerinden erişilmesi vb. birer tampon kurum olarak görülebilir.

Her ne kadar insanlar sokağı, işlerini, arkadaşlarını, sosyal aktivitelerini özlemiş de olsa teknolojinin nimetlerinden bu denli faydalanabilmek, hayatı minimal düzeyde yaşamak acaba her şey düzeldiğinde bizi nasıl etkileyecek? İnsanlar bu travmatik durumdan çok çabuk arınabilecekler mi? Virüs öncesindeki hayatlarına kolaylıkla geri dönebilecekler mi?

Evlerimizde kalarak bile istediğimiz her şeye ulaşabilmemiz birçok açıdan güzel ve tatmin edici olabilir; fakat tüm bu kolaylıkların farkına varan insan, eski yaşamındaki alışkanlıklarına adapte olmakta zorluk çekecektir. İlk başlarda bir travma olarak evinden çıkamayacak, insanlarla iletişim kuramayacaktır belki; ama daha ileri boyutunu düşünürsek böyle bir yaşam tarzına alışmış olmak, insanları örneğin tiyatroya gitmek gibi bir etkinlikten alıkoyacaktır. Yine tiyatro örneği üzerinden gidecek olursak, tiyatro severlerin salonda tiyatro izleme alışkanlığını bırakmasının zor olduğunu söyleyebilmekle birlikte; potansiyel tiyatro seyircileri, salonlara gitmeyi tercih etmeyip evlerinde, belki de izlediklerini hiç de anlamadan ekran başında kalacaktır. İşte bu noktada tüm bu tampon kurumların aslında olumlu sonuçlarının yanında büyük resme bakıldığında olumsuz sonuçları olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Önemli olanın, tüm bu eksiklerin kapatılabildiğini fark edip, bunu, yaşamın her döneminde sonuna kadar sömürmek olmadığının bilincinde olan bireyler olabilmektir.

Sosyal medyada paylaş

Beste Begüm Yigit

Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan köleliğine karşı bir abolisyonist vegan. Kadın, LGBTİ+, hayvan hakları ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.
Published On: Mayıs 1st, 2021Categories: Felsefe, Politika0 Yorum

Leave A Comment