Suriyeli Mülteciler Yalnız Mı?

Suriye iç savaşının başlamasının üzerinden 9 yıl geçti. Bu süre zarfında Türkiye’ye göç eden ve geçici koruma altına alınan Suriyeli mülteci sayısı açıklanan son rakamlara göre 3 milyon 587 bin 779. Bu kişilerin 1 milyon 657 bin 936’sını (yüzde 46,61) 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün rakamlarına göre, geçtiğimiz yıl Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine sığınmak için Ege Denizi’nde güvenliksiz botlarla yolculuk ederken 71 insan öldü. Son 20 yıldır Avrupa topraklarına giriş yaparken hayatını kaybeden mülteci sayısı ise 34 bini geçmiş durumda.

Bu veriler bizlere tek bir şeyi anlatıyor: Savaş ve zorluklardan kaçan mülteciler yeni ve başka zorluklarla savaşıyor.

Peki bu yeni mücadelelerinde yalnızlar mı? Hiç kimsenin umursamadığı zorluklarla baş başalar mı?

Bu konuya sivil toplum örgütleri güçlü ve dayanışma duygusu yüksek bir il olan İzmir’den cevap arıyorum. İzmir ilinde kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı son rakamlara göre 146 bin 352, il nüfusunun yüzde 3,39’unu oluşturuyor.

“Çocukların çoğunun psikolojik desteğe ihtiyacı var”

İlk adresim Konak Kent Konseyi’ne bağlı Mülteci Merkezi. Basmane’nin eski sokaklarından birinde bulunan Merkez binasının mültecilerin yaşam alanının ortasında olmasının bir sebebi var, burası mültecilerle birebir temas kurmak için, ortak alan adına burada.

Mülteci Merkezi’nin sokağından bir görünüm – Fotoğraf: Emek Kılınç

Merkezin en önemli faaliyetlerinden biri Gönüllü Velilik projesi. Proje gönüllüsü 28 öğretmen,  45 öğrenciyle aktif yüz yüze eğitim sürdürülüyor. Ayrıca burada Türkçe bilmeyen kadınlar için Türkçe kursu, ev atölyeleri düzenliyor. Türkçe, matematik ve İngilizce kurslarını önümüzdeki süreçte başlatmak için hazırlık yapılıyor.

Saadet Erkuş, Mülteci Meclisi Koordinasyonu’da görev alıyor, emekli öğretmen. Merkezde görev alanların çoğu zaten öğretmen, bu açıdan verilen eğitim profesyonel şekilde götürüldüğü görülüyor. Saadet öğretmen aynı zamanda gönüllü veli.

Projelerle dokunulan ailelerin tüm sorunlarına çözüm olunamasa bile ailelerin Meclis’in faaliyetlerinden memnun olduğunu söyleyen Saadet öğretmen, mültecilerin hepsinin aynı uyum sorunu ve ayrımcılıkla mücadele ettiğini söylüyor.

Saadet öğretmen çocukların yaşadığı sorunların kaynağının yabancı dil olduğunu ifade ediyor, “En kötüsü de ayrımcılığın çocuklarda okula uyumu zorlaştırması. Sınıf arkadaşları ve öğretmenleri tarafından dışlanıyorlar. Bu çocuklara anadilde eğitim verilmeli. Çoğunun psikolojik desteğe ihtiyacı var. İçe kapanık, sessiz, saldırgan, depresif gibi davranış bozuklukları gözlemliyoruz” şeklinde konuşuyor. Dernek, çocuklar için birebir eğitimin yanı sıra drama ve psikodrama atölyeleri düzenliyor.

Avrupa Birliği, Geçici koruma veya Uluslararası koruma altında olan ve belli şartları sağlayan kişilere Sosyal Uyum Yardımı (SUY) adı altında 120 liralık bir aylık veriyor. Bununla birlikte koruma altındaki mülteciler çalışma izni alamadığı için düşük ücretlerde, kayıtsız ve güvencesiz çalışmak zorunda bırakılıyor.

Mülteci ailelerin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını belirten Saadet öğretmen, ailelerin baş başa bırakıldıkları ekonomik ve sosyal zorlukların giderilmesi için mültecilerin eşit yurttaşlık haklarına sahip olmaları gerektiğini belirtiyor.

1 dernek, 50 bin mülteci

Muhammed Salih Ali Suriye vatandaşı bir öğretmen. 2013’den bu yana İzmir’de Suriyeli Mülteciler Dayanışma Derneği Başkanlığı görevini yürütüyor. Dernek de Konak’ta, mültecilerle her an temas kurabilecek bir periferinin içinde.

Muhammed Salih, 2011’de, savaşın başladığı yıldan beri dernek faaliyetleriyle en az 50 bin mülteciye ulaşarak dayanışma kurduklarını söylüyor. Bu faaliyetler elbette yaşamsal; barınma, giyinme, erzak yardımı, Türkçe kursu ve hastaneden randevu almaya kadar geniş bir dayanışma ağına hizmet ediyor.

Türkiye’nin 4 milyondan fazla mülteciyi barındırmaya hazır olmadığını ancak buna rağmen ev sahibi-misafir ilişkisini kurduğunu belirten Muhammed Ali, “Ancak devam eden dönemde bu durum değişti ve birçok zorluk yarattı. Örneğin Türk devleti belli şartlar için çalışmalarına izin verdi, mülteci öğretmenler ve sağlıkçılar okullarda ve sağlık ocaklarında eğitici ve sağlıkçı olarak çalışabiliyor. Ama birçok sertifika sahibi uzmanlık alanı dışında kaldı” şeklinde konuşuyor.

Suriyeliler ve Türkler arasında sosyo-kültürel ayrımın yüksek olduğunu söyleyen Muhammed Ali şöyle konuşuyor:

Beslenme eksikliği ve kötü konut şartları sorunlardan sadece bazıları. Ucuz ücretlerle çalışmak işçi sınıfı arasında bir sorun yarattı. Bu da bazı Türk işçilerde nefret uyandırıyor. Örneğin Suriyeli ailelerde çok doğum olması ve hastaneler önünde kalabalık oluşturması bile Türkler tarifinde nefret ve öfkeye neden oldu. Örneğin çok eşlilik ve dulların genişleyen yüzdesi ve resmî evlilik olmadan Türk vatandaşlarıyla evlilikler bazı Türk kadınları kızdırıyor.

Kültürel farklar ve yetersizlikler sebebiyle mağdur olan kadınları güçlendirmek için faaliyetler başlattıklarını söyleyen Muhammed Ali, “Kadınların kendine güvenmesi için sosyal ve psikolojik seminerleri yoğunlaştırdık. Dikiş, mutfak, bilgisayar ve Türkçe dil eğitimi gibi profesyonel kurslar açtık. Türk sivil toplum örgütleriyle beraber Türk ailelerle ortak geziler düzenledik” diyerek dayanışmanın genişliğini özetliyor.

“İltica lütuf değil hak”

Yine Konak’ın içinde, mültecilerin yoğunlukta yaşadığı ve çalıştığı bir bölgede bulunan Mültecilerle Dayanışma Derneği de bu sıralar rutin faaliyetleri dışında düzenlemeye yeni başladığı “Mültecilere Yönelik Ayrımcılıkla Mücadele için Etkili Video Üretimi” atölyesine ev sahipliği yapıyor.

Dernek sokağından bir görünüm – Fotoğraf: Emek Kılınç

Nursen Aslan da bu projenin koordinatörü, dernek faaliyetleri kapsamında da bireysel koruma danışmanlığı ve odak grup çalışmalarının koordinasyonu görevlerini yürütüyor. Dernek hem birebir mültecilere hem de mültecilerle çalışan meslek gruplarına yönelik geniş bir çerçevede destek ve danışmanlık faaliyetleri sürdürüyor. Temel olarak hak ve hizmetlere erişimi kolaylaştırmayı önceliyor.

Aslan, Suriyeli mültecilerin yanı sıra sivil toplum örgütlerinin de yoğunluğu hasebiyle İzmir’in duyarlılık, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılıkla mücadele bakımından diğer illere kıyasla güçlü bir kent olduğunu söylüyor.

Göç alanında çalışma yapan sivil toplum örgütleri arasında Suriye savaşı öncesi kurulmuş iki dernekten birisi olduklarını söyleyen Aslan, “İlticanın, lütuf değil bir hak olduğundan yola çıkarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kişilerin Türkiye’ye gelişi ile beraber sahip oldukları haklara ve hizmetlere erişimleri ve yükümlülüklerini yerine getirmeleri yönünde danışmanlık hizmetleri ile hak kayıplarının önlenmesi yönünde çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle Geri Gönderme Merkezleri’nde bulunan kişilerin derneğimize ulaşmaları durumunda kişilerin bulundukları illerdeki barolara yönlendirmeler yaparak sınır dışı işlemlerinin önlenmesi amacıyla kişilerin ücretsiz avukat desteğine erişimlerine destek oluyoruz” şeklinde konuşuyor.

Aslan, Avrupa Ülkeleri dışından gelen mültecilerin Türkiye’de mülteci statüsü alamaması sebebiyle belirsizlik yaşamaları ve kalıcı bir hayat planı yapamamalarından bahsederek, “Bunun yanında çalışma izni olmadan çalışamama, yol izin belgesi olmadan kayıtlı olduğu ilden başka bir ile gidememe, kayıtlı olduğu ilden başka bir ile yerleşmek için belirli koşullara sahip olmak gibi durumlar mültecilerin yaygın sorunları arasında. İzmir özelinde “Süt kuzusu” kampanyası var, bu çalışmaya ilk başlandığında TC vatandaşı olma şartı vardı, derneğimizin de aralarında bulunduğu birçok derneğin itirazları ve başvuruları sonucunda 1-6 yaş arası İzmir’ e kayıtlı mülteci çocuklar da bu kampanyaya dahil edildi. Bu da İzmir’ de ikamet eden mülteciler için önemli bir kazanımdır”  şeklinde konuşuyor.

Özellikle çalışma izni ve yabancı işçi çalıştırma şartlarının değiştirilmesi gerektiğini belirten Aslan “Örneğin çalışma izninin işveren tarafından çıkarılması ve prosedürün karmaşık olması kayıt dışı istihdama ve çalışanların emek sömürüsüne maruz kalmalarına neden olmaktadır. Yapılacak düzenlemelerle bu durumların ortadan kalkması hedeflenmelidir” şeklinde konuşuyor. Aslan, devletin çeşitli düzenlemelerle “insan onuruna yakışır bir hayat kurabilmeleri yönünde adım atması gerektiğini” dile getiriyor.

Emek Kılınç
Emek Kılınç
Ent Dergi Yazı İşleri Sorumlusu, Gündem Editörü. KBÜ Radyo TV Programcılığı / AÖF Fotoğrafçılık-Kameramanlık okudu, halihazırda Ege Üniversitesi Gazetecilik öğrencisi. Gayri-resmi gazeteci, fotoğrafçı. Feminist, sosyalist.

Rastgele Yazılar

Bu Dünya’dan Bir Agnés Varda Geçti

Tek başına bir efsaneydi demek eminim yeterli olmayacak. Fransız sinemasında 1950’lerin başından itibaren aynı stüdyolara sıkışmış, sabitlenmiş kameralarla çekilen filmlerin bunaltıcılığından kurtularak Yeni Akım’ı (French...

Adaleti Beklerken: 33 Kızıl Karanfil

Bundan 5 yıl önce 20 Temmuz 2015 tarihinde, IŞİD tarafından Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi gençlere yönelik canlı bomba saldırısı düzenlendi. Bu saldırıda 100’e yakın kişi yaralanırken, 33 kişi hayatını kaybetti.

The Guardian: 25 Eyaletin 12’sinde Salgın Et Tesislerinden Yayıldı

2020 yılına damgasını vuran Covid-19 salgını sonrasında, bu virüsün insanlık tarihini etkilemiş diğer virüsler gibi zoonotik bir virüs olduğu anlaşılmıştı. Doğada insanlara...

Ne Kadar Kendimiziz?

Çizim: Helena Perez Garcia Gün içinde kullandığımız kelimeler, yaptığımız eylemler ve düşüncelerimiz ne kadar bize ait? Bu soru için...

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz