Özellikle enerji ve enerjiyi elde ediş biçimimiz tarih boyunca farklılığa uğrasa da son zamanlarda bunun çevreye etkilerini düşünmeden hareket eder olduk. Aristotales’in ilk defa kullandığı bu kelime, uğruna savaşlar verilecek duruma geldi. Ülkeler dünyada yaşanan ve bizim sebep olduğumuz felaketleri görmezden gelip enerji açlığını kapatmaya yönelmekteler. Tabi ki ilk tercihleri doğa dostu yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak olmadı. Yenilenemeyen enerji kaynaklarından alınan verim yenilenebilir kaynaklara göre çok daha yüksek. Ayrıca enerji üretimi de stabilize olduğundan ilk tercih edilenler ne yazık ki yenilenemeyen kaynaklar oluyor. Eğer yenilenemeyen enerji kaynaklarının ülkelerine, dünyamıza ne gibi zararlar verdiğini ve bunun sonucunda enerji üretiminden çok daha büyük problemlerle karşılaşabileceğimiz gerçeğini görselerdi belki de ilk yönelecekleri seçenekler santraller, kömürler gibi yenilemeyen enerjiler olmazdı.

Ne yazık ki yenilenemez enerjinin çevreye verdiği zarar o kadar basite indirgenebilecek ve iki adet fidan dikmekle çözülebilecek problemler değildir. Örneğin kömür gibi fosil yakıtların yakılması sonucunda ortaya çıkan sera gazları, küresel ısınmaya sebep oluyor. Kükürt oksit, azot oksit ve karbon gazlarının salınımı sonucu asit yağmurları yağıyor. Nükleer enerjinin çevreye zararını tahmin edebilirsiniz ama insanların artık nükleer enerjiye çok sıcak bakmamasının sebebinin doğaya etkisinden çok kendilerine verebileceği zarar ve ölüm tehlikesi olduğu kanısındayım. Bir bölgeye yapılması düşünülen hidroelektrik santral gibi santrallere doğaya zarar verdiği için karşı çıkan sadece o bölgenin halkı olurken; nükleer santrale yükselen sesler genelde tüm yurt genelinde oluyor.

Tüm dünyanın boğuştuğu bu salgın döneminde ise enerji anlamında çeşitli adımlar atıldı ve tabi ki yine bu adımlar haber kanallarının bas bas bağırdığı adımlar olmadı. TEMA Vakfı’nın hazırladığı çevre gündemini incelediğimizde bu gerçekle daha da yüzleşiyoruz. İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Yönetmeliği’nde bazı değişiklikler yapıldı. Normalde bu alanlarda (Göl, gölet, baraj gölü vb.) sadece rüzgâr ve güneş enerji santrallerine izin verilirken yapılan yeni düzenlemede termik santral ve hidroelektrik santral yapımına izin verildi.[1] Buna ek olarak ÇED, Afşin-C Termik Santrali’ne ve Kömür Ocağı Projesi’ne “olumlu” karar verdi. Detayları incelediğimizde ise durumun çok vahim olduğu gözler önüne serilmektedir. Yapılması düşünülen ve olumlu karar verilen termik santral sahası ile 6.000 hektarlık maden sahası mutlak tarım arazilerini kapsıyor.

Peki, Mutlak Tarım Arazisi Nedir?

Ülkesel, bölgesel veya yerel önemi olan, tarımsal üretimde kullanılan veya kullanıma elverişli olan araziler olduğunu söyleyebiliriz. Kanunen üretim amacı dışında kullanılamazlar. Tabi uygun alan bulunamazsa ve kurul uygun görürse belli istisnalar yapılabiliyor. Savunmadan kaynaklı ihtiyaçlarda, afetler sonucunda geçici yerleşim olarak kullanımında gibi sebeplerle bu istisnalar uygulanıyor. Koşulan şart ise toprak koruma projelerine uygun olmasıdır.[2]

Şu an o bölgede zaten 2 kömürlü santral bulunmaktadır. Hava kirliliği ise Dünya Sağlık Örgütü’nün limit değerinin 6 katına ulaşmış durumdadır. Raporda belirtilen son cümle ise gerçekten ürperticidir: “Afşin – Elbistan’da 33 yıldır çalışmakta olan A Santrali ve 15 yıldır çalışan B Santrali’nden kaynaklanan parçacık madde (PM2,5) ve azot dioksit (NO2) kirliliği bugüne kadar 17 bin erken ölüme neden olmuştur.” Bu veri bile enerjinin artık insan yaşamından daha değerli olduğunun kanıtıdır. Maalesef enerji üretimi ve beraberinde elde edilecek olan gelir, sorumluların daha çok ilgisini çekiyor. Özellikle sessiz sedasız, tam da herkes salgına odaklanmışken bu tarz gelişmelerin yaşanması kuşku uyandırıcı…

            Umarız Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, maddiyatla ilgilendiği kadar insan sağlığı ve “çevre” sağlığı ile de ilgilenir.

Kaynakça:


[1]http://www.tema.org.tr/web_14966-2_1/entitialfocus.aspx?primary_id=2332&type=3&target=categorial1

[2]https://emlakkulisi.com/mutlak-tarim-arazisi-nedir/281713

Fotoğraf: https://www.enerjibes.com/wp-content/uploads/2017/01/enerji-kaynaklari-696×448.jpg

Sosyal medyada paylaş

Sude Yıldırım

Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Biyoloji okumakta. Tema Vakfı gönüllüsü. Genetik ve ekoloji alanıyla ilgileniyor.
Published On: Mayıs 9th, 2020Categories: Ekoloji, Enerji1 Comment

One Comment

  1. […] ile beraber hurda araba lastikleri, plastik çöpler, belediye atıkları “yenilenebilir” enerji kapsamında tutularak şirketlere teşvik verilmesine de devam […]

Leave A Comment