Yemek, tarih boyunca insanları birleştiren ve ortak paydada buluşturan yegâne araç olmuştur. 20. yüzyıl başlarında fast food akımı bu kadar yaygın değilken insanlar sofralarda buluşur, uzun uzun sohbetler ederek günün Z raporunu alır ve günün yorgunluğunu yemek eşliğinde kurdukları diyaloglar ile atarlardı. İlerleyen dönemde tarımda devrimle beraber sanayileşen toplumlarda fast food bir seçenek olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldi. 1986 yılında, zincirleşen ve sömürü sisteminin başını çeken zincir markalardan birinin İtalya’da restoran açmasına karşı yemek kültürlerinin etkilenebileceğini düşünen ve öz bilinci oluşturmak adına harekete geçen Carlo Petrini tarafından başlatılan ve lokal olarak başlayıp sonra uluslararası alana taşınan bir yemek hareketi olan slow food akımından bahsetmek istiyoruz Kitchen of Anarchy olarak.

Slow food zincirin ilk halkasından yani en baştan başlayıp tohuma kadar uzanan bir hareket. Önce tohuma ve sonra üreticiye olan saygı bu hareketin en etkileyici noktalarından bir tanesi. Bu akımda ürün, topraktan tabağa kadar saygı süreçlerinden geçiyor ve “iyi, temiz ve adil gıda” mottosu kullanılıyor. Günümüzde çalışmaları gönüllülük esasına göre ilerleyen bu grubun logosu da salyangoz kullanılarak tasarlanmış. Önemli olanın sadece yemek yemek olmadığını vurgulamak isteyen bu akım, dünya çapında 150 ülke ve 80.000’den fazla üyesiyle her geçen gün biraz daha talep görmeye, bununla beraber insanların saygısını kazanmaya devam ediyor. Peki, bu akım nasıl başladı?

Yeme içme alışkanlıkları ve trendleri zamanla değişiklik göstermektedir. Sanayi devrimi sonrasında dünyada çok fazla şey değişti. Değişen unsurların etkisiyle yeme içme alışkanlıkları da değişmeye başladı. 16. yüzyıl başlarında, yeme içme alışkanlıklarının bir kültür haline gelmesiyle birlikte büyük değişimler yaşandı. 1986 yılında, İtalya’nın Roma şehrinde İspanyol Merdivenleri’nde bir McDonald’s şubesi açıldı. Fast food aslında pek de İtalyanlara göre değildi, onların yeme içme alışkanlıklarından farklıydı.

İnsanın yeme içme alışkanlıklarını değiştirmek o insanı değiştirmektir ve o insan değişirse içinde bulunduğu toplum ve o toplumun kültürü de değişir.

Carlo Petrini de ileriyi görebilen bir insan olarak fast food denilen kültürün, bizi gerçek kültürümüzden uzaklaştıracağının farkındaydı. Bir grup insan, tabak tabak makarna fırlatarak başlattılar slow food akımını. Onların asıl amacı hamburgeri ortadan kaldırmak değildi, amaçları yerel ürünlerini korumak ve kültürlerini yaşatmaktı. slow food 

İnternetin ve sosyal medyanın en büyük eksilerinden biri insanların toplumsal bilinçten uzaklaşıp bireyselliğe dönmesidir. Ortak paydada buluşabildiğimiz tarih boyunca tüm insanlığın en büyük sorunu olan beslenme alışkanlığımız hızlı bir şekilde fast food ve türevlerine dönüşmüşken slow food bu akımların yüzüne tokat hatta yumruk gibidir. Kendimiz, tam olarak bu akımın birer neferi olamasak da bu akımı sonuna kadar destekliyor ve öz kültürel bilincin kuvvetlenmesine, tohuma, çiftçiye, tedarikçiye destek ve tekelleşmeye karşı olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Double king menüler, 50 kuruş farkla büyük boy olan seçimler yemek kültürünün bir parçası olmaktan uzaktır. Tohuma, üreticiye, yemeğe ve kendimize saygıyla…


Görsel: Slow Food – Youtube

 

 

İlginizi Çekebilir: Nedir Bu McDonaldlaşma?

Sosyal medyada paylaş

Kitchen Of Anarchy

Mutfak kültürdür ve her kültürde olduğu gibi içinde farklı unsurlar, farklı kişiler barındırır. Kitchen of Anarchy, mutfağın çocuklarının dünyasıdır. İki aşçı yamağının sizin için hazırladığı içeriklerdir. Bu dünyada her şey bizcedir, kesin bilgilere ve genel geçer olanlara yer yoktur.
Published On: Temmuz 1st, 2021Categories: Ekoloji, Sürdürülebilir Yaşam0 Yorum

Leave A Comment