Mardin’in sabah esintisi eşliğinde, evin avlusunda işlemeli yer sofrasında kahvaltıya toplanmıştı herkes ama biri eksikti. Yerinde oturmaya kıyamamışlardı zaten. Anne geceden kalma gözyaşlarının açtığı çukurları gizlemek için yüzüne yapay ve geniş bir gülüş yerleştirmiş çocuklarına ekmek dağıtıyor, daha çok yemeleri için onlara baş ve el hareketleri yapıyordu.

Üç kardeşlerdi; Hevidar, Dijle ve Fırat. Hevidar liseye kadar okumuş, amcaları babasına baskı yaptığından ötürü okula devam edemeyeceğini söylemişlerdi. Hevidar ne kadar ağlasa yakarsa da üniversite’ye göndermemişlerdi. Şu an ise tekstil fabrikasında çalışmakta. Babasına çok kızgın olmasına rağmen tutuklandığı haberi geldiğinde tekrardan yüreğinde sevgisi olduğunu gözüne dolan yaşlardan farketmişti.

Dijle ise kendi isteğiyle liseden ayrılmış ve teyzesinin kuaföründe çalışmaya başlamışdı. hemencecik her şeyi öğrenmiş şuan neredeyse tek başına tüm müşterilere bakıyordu.

Dijle’nin bir sevdiği var. Gümüş işlemeciliği yapan komşularının çocuğu Arev. Bir akrabalarının düğününde tanışmışlardı Arev ile. Tanışmaları ise halayda el elle girmekten ibaretti ve her iş çıkışında Dijle’nin arkasından sessizce yürüyerek eve bırakması devam ettirdi tanışmalarını. Bu durum Dijle’nin de hoşuna gidiyordu, garip bir huzur doluyordu içine. Birkaç defa buluşmayı deneselerde sürekli karşılarına engel çıkıyordu. Mesela son defasında Dijle kuaförde yanlız iken Arev, Dijle’ye iki cebini de badem şekeri ile doldurduğu bir çocukla haber göndermişti. İstediği bir zaman Mezopotamya çay bahçesinde buluşmak istediğini söylemişti. Dijle’de büyük bir heyecanla badem şekerlerinin yarısını çocukla paylaşıp diğer yarısını alarak buluşmak istediğini belirtmişdi.

Akşamdan annesine yarın gelin hazırlanabileceğini ve işden biraz geç çıkabileceğini söylemişti. Ertesi gün iş çıkışında da yolları mahalleye değil çay bahçesineydi. Dijle’nin hep aynı olan saç örgüsü Arev’in gözlerinde bir başka parıldıyordu şimdi. Çünkü şuan onun için olduğundan emindi bu parlayışın. İkisininde çok heycanlı ve acemi oldukları yürüyüşlerinden ve etrafa çekingen bakışlarından anlaşılıyordu. Çay bahçesine varmışlardı ki karşıdan Dijle annesi ve kardeşlerini ağlayarak, telaşlı bir şekilde aşağıya doğru koşuşturduklarını gördü. Yanlarına gidip babasının tutuklandığını öğrendiğinde onun da yüzünü gözyaşı ıslatacaktı. Döktüğü her gözyaşında ise ayrıyetten tutuklanacaktı Arev sadece bir defa elinin sıcaklığını hissettiği Dijle’ye.

Eski bir kamyonu olan babaları Irak, İran ve Suriye’ye yük taşıyordu. Çok fazla bir kazançları olmuyordu ama en azından yemekleri pişiyor, ihtiyaçlarını karşılıyorlardı, bu da onlara yetiyordu. Babaları Aziz eve on onbeş günde bir gelirdi. Geldiğinde ise evde bayram havası olurdu. Tüm akrabalar toplanırdı evlerine. İran ve Irak’daki akrabaların gönderdiği hediyeler özenle açılır, akrabaların hepsi tek tek yad edilir, kasetlere kayıt ettikleri seslerde öncelikle anlamsız hudut sınırlarına kinlerini döker, sonra birbirlerini ne kadar özledikleri anlatılır, hasretlik sözler dökülürdü. Sessizlik oluşurdu. Ardından gözyaşı getiren bir ağıt yırtardı sessizliği. Hep beraber yemekler yenilirdi. Babanın geldiği ilk gece ise çocuklar amcalarına yatsıya gönderilirdi, çünkü evleri tek odalıydı.

Aziz sınırların diğer tarafına geçtiğinde mutlaka akrabalarının yanına giderdi. Son İran gidişinde hasta olan teyzesinin ölüm döşeğinde son nefesini vermeye hazırlandığını görür. Teyzesi uzun bir süredir sınırın diğer tarafındaki kız kardeşini ve diğer akrabalarını  görmek için uğraşmış ama her seferinde passaport çıkaracakken tekrardan bir sorun ile karşı karşıya bırakılmışdı ve bu içinde ateşli bir yara olarak büyüdü. Taki ölümün kapıya dayandığını fark edene kadar, bu hasretle toprağa gitmek istemediğini söyler Aziz’e ”Bir ölümüm var azizim oda sevdiklerimin yanında olsun”.

Bu duruma dayanamayan Aziz teyzesinin son nefesini hasret ateşi içinde kavrularak vermesine seyirci kalmayacaktı. Kendince plan yaparak teyzesini Mardin’e götürecekti.

Senendec şehrinde yaşıyordu teyzesi. İlk önce teyzesi Zine’yi 340 kilometre uzaklıkta bulunan Ürmiye şehrine götürecek, diğer akrabalarıyla vedalaşacak, sonra Türkiye sınırına gelince teyzesini kamyonda ki gizli bir bölmeye saklayıp sınırdan geçirecekti. Bu bölmeyi genelde sigara, çay, şeker saklamak için kullanıyordu. Bu sefer teyzesini saklayıp kaçıracaktı hasretlik yaratan sınırdan.

herşey yolunda gidiyordu. Yine kaset ses kayıtlarıyla dolduruldu. Bu sefer Zine’nin sesi yoktu kayıtlarda çünkü kendisi gidecekti. Rengarenk kumaşlardan safranlı şekerlere kadar güzel hediyeler alınmıştı. Her şey yolunda gidiyordu, ta ki sınırda son kontroller yapıldığında Aziz’in yüreğini yırtan köpek havlamaları sarana kadar kamyonun etrafını. Köpekler delice kamyonun etrafında koşuşturunca Aziz’i yaka paça araçtan indirip yüzüstü deli güneşten kavrulmuş asfalta yatırdılar. Bir asker de diziyle sırtına bastırıyordu. Yanakları yanıyordu. İki askerin elinde sarı çiçek işleme fistanıyla teyzesinin sendeleyerek uzaklaştığını görüyordu, bağırmak istiyordu. ”Bırakın teyzemi!” ”Teyze ,Zine kurban!” ama sırtında ki ağırlıktan nefes bile alamıyordu, yerdeki sıcak toz doluyordu boğazına. Gözü kararıyordu. Teri gözüne giriyor, etraf bulanıklaşıyordu. göremiyordu artık teyzesini; Zine kurban, ZİNE, ZİNEE…

not: Bu hikaye’yi ve beraberinde gelecek olan devamını da sevgiye, insana, düşüncelere, geleceğe koyulan anlamdan uzak sınırların ortadan kaldırılmasına olan arzuya atfediyorum.

Sosyal medyada paylaş

Diyar Aykal

Che’nin ‘Gerçekçi ol, imkansızı iste’ söylemi hayat felsefesi olan Diyar, şuan Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde güverte bölümünü okumaktadır. Çocukluktan beri dünyayı gezme hayalini son 3 yıldır otostopla 10 dan fazla ülkeye giderek gerçekleştirmeye çalışıyor. Toplumsal ilişkilere kafa yormuş ve toplumun aslında sınıflardan, tarihin ise sınıf savaşımından ibaret olduğu gerçeğini kendisi de fark etmiş ve bu ilişkilerin ezilen tüm sınıfların desteğiyle insanlık yönünde değişip dönüştürülmesi gerektiğine inanır. Son zamanlarda ekoloji alanına eğilmiş bulunmaktadır. Diyar, hayvanların birey olarak sayılması gerektiğini savunduğu için vegandır ve bunun toplumsallaşması gerektiğine inanır.
Published On: Eylül 29th, 2021Categories: Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment