Kategoriler
    More

      Seyhan Arman: İnandığınız Politikalar Herkese Ulaşır

      Hazırlayanlar: Armağan Şahin, Gizem Yerik

      Seyhan Arman, açık kimliği ile çalışan bir oyuncu. Aynı zamanda kimlik mücadelesi veren bir insan hakları aktivisti. Günümüzde LGBTİ+ bireylerin belirli meslek alanları dışında iş alanlarının kısıtlı olduğu görülürken Seyhan Arman bu kısıtlamaların, engellemerin önüne geçerek başarılı bir oyunculuk ve kimlik mücadelesi deneyimini Ent Dergi’ye aktardı.

      Toplumda Var Olabilmeniz için LGBTİ+ Olmanın Dışında da Belirli Şartlar Gerekiyor

      • Sevgili Seyhan; siz açık kimlikle çalışan başarılı oyuncularından birisiniz. Bunun mücadelesini verdiğinizi biliyoruz fakat ne yazık ki LGBTİ+ bireyleri belli istihdam alanları dışındaki meslek gruplarında göremiyoruz. Siyasette, beyaz yakalılar arasında veya diğer iş kollarında açık kimlikle çalışamıyorlar. Siz bunu başarmış birisi olarak LGBTİ+ bireylere hangi deneyimlerinizi aktarmak istersiniz?

      Açıkçası bunun net bir formülü yok. Kimin nerede, ne zaman, ne yaptığına veya ne yapmak istediğine göre değişir. Zaten LGBTİ+ olmanın dışında da kişinin kendisini bir yerde var edebilmesi için belirli şartların yerine gelmiş olması gerekiyor. Ancak o şartlar yerine gelmişse artı olarak LGBTİ+ olmakla ilgili yapılması gerekene bakmak lazım. Açık kimlikli olmakla ilgili en önemli şey bence kişinin önce kendisine, aynada gördüğü kişiye inanıp onay vermesi ile başlıyor. Kişi henüz kendisini kabule geçmemişse mücadelesini veremez. Öteki taraftan bahsettiğiniz iş kollarında çok fazla LGBTİ+ var, yavaş yavaş açık kimlikli olanlar da görünmeye başladı. Yani zamanla hepsi olacak diye düşünüyorum.

      İnandığınız Politikalar Herkese Ulaşır

      • Halihazırda ülkemizde yürütülen güçlü bir LGBTİ+ aktivizmi var. Fakat bu aktivizm ülkenin her yerine, özellikle ulaşması gereken Anadolu coğrafyasına ulaşabilmiş değil. Anadolu’da hala ciddi problemlerle karşı karşıyayız. Sizce LGBTİ+ aktivizminin politikasında değişmesi gereken ya da izlenen politikalara eklenmesi gereken bir nokta var mıdır?

      Buna pek katılmıyorum. İstanbul’da yapılan politika sadece İstanbul için değildir. Uzun vadede değiştirmeye ve dönüştürmeye çalıştığımız şeyler belirli bir bölge için değil, tüm ülke için geçerli. Hatta bizde olacak gelişmeler dolaylı olarak bambaşka coğrafyalarda da etkili olacaktır. Eğer aktivizmden kastımız yürüyüş yapabilmek, gay klübünde eğlenmek ise orasını bilemem. Ayrıca ciddi problemlerin sadece Anadolu’da olduğunu düşünmüyorum. Mutlaka yaşanılan ortamla ilgili sıkıntılar vardı, ki bu İstanbul için de geçerli. Şişli’de LGBTİ+ olmakla Bağcılarda LGBTİ+ olmak bile çok farklıdır. Her ikisinin de kendisine göre problemleri vardır. Ama yapılan politika / aktivizm gün sonunda Bağcılara da ulaşır, Anadolu’ya da. Önemli olan insanların bu politikaya inanmaları. Anayasada değişiklik yapmak için çabalayan bir derneğe / sivil toplum kuruluşuna: ”Ya bunlar da ne yapıyor ki? Hani neyi değiştirdiler? Bak Bursa’da lubunya hamamı açtılar” kafası ile yaklaşılırsa, değişim mümkün değil. Yapılan mücadelenin her zaman kısa vadede sonuç vermesini ve doğrudan kişinin kendisini ”kurtarmasını” beklemek hayal kırıklığı yaratır. 

      “39 Yaşındayım, 40 Yıldır Transım” Sözü

      Bunu sözü genelde kullanıyorum. Kaç yaşındaysam artı 1 yıl ekleyerek ana rahmine düştüğüm andan itibaren böyle olduğumu anlatmaya çalışıyorum. Yani bir akrabam tecavüz ettiği, anne babam yanlış yetiştirdiği, bir gençlik bunalımı yaşadığım veya X kişiye özendiğim için böyle değilim. Bu bir varoluş demeye çalışıyorum. 

      • Literatürde tanımlanan birçok cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim var. Siz bu kategorilendirmeyi doğru buluyor musunuz yoksa bir Queer (Kuir) misiniz?

      Bu konuda çalışan bir akademisyen olmadığım için ahkam kesmek istemem. Fakat benim için adlandırmaların hiç bir önemi yok. En azından artık yok. Şu anda kendimi transseksüel olarak adlandırıyorum. Hatta kendimi eş cinsel veya travesti diye adlandırdığım zamanlarda da transseksüelmişim diyorum. Fakat geldiğimiz noktada bazı çelişkilerim de olmuyor değil. Heteroseksüel ve Transseksüel bir kadın olduğumu düşünüyor ve böyle adlandırıyorum kendimi ama yeni tanımlamalar ve yeni bakış açısı gösteriyor ki transseksüel diye bile adlandırmamalıyım, sadece kadın demeliyim kendime. En fazla trans deneyime sahip demeliyim. Ama ben şu anki bakış açımla bunu trans kimliğimi yok saymak, sanki trans olmak na-trans olmaktan daha aşağıda bir şeymiş gibi algılayıp özellikle ”Transseksüel” etiketini kullanıyorum. Tabii bu tanımlamayı ”karşı taraf” anlasın diye yapıyorum. Yoksa benim için ben sadece Seyhan’ım.

      Queer meselesine gelince, yavaş yavaş anladığımızı düşünüyorum. Bana çatı bir terim gibi geliyor. Önceden Queer demek “cinsel olarak herkesi arzulayabilen” diye algılandı. Sonra “akışkanlık” vurgulandı. Şimdi de ”kalıpsız” , ”tanımsız” olmak gibi geliyor bana ve belki bana daha yakındır, bilmiyorum. Yarın bir gün çatı terim olarak kullanılırsa “Evet, Kuirim” diyebilirim ama şu an bahsettiğim beyanım geçerli. Önceden sıkça kullandığımız çatı bir terimimiz vardı ”Lubunya”. Bence çok güzel bir terim; “Lubunyayım” der çıkabilirdik işin içinden.

      Yaşam Mottosu

      Son dönemde ”Dünyada 80-90 milyar insan varken etrafımdaki bir kaç bin için uğraşamam’‘ gibi bir bakışım mevcut. Önemli olan benim nasıl hissettiğim noktasındayım. Eskiden kendimi ifade etmeye çalışırdım, yanlış anlaşıldıysam düzeltmeye çalışırdım ama artık hiç umursamıyorum. Direk engelliyorum. Sadece sosyal medyada değil gerçek hayatta da beni yoran, yorma ihtimali olan kişileri engelliyorum. Önceden ayıp sayardım, en fazla arkadaşlıktan / takipten çıkardım ama şimdi direk engel. Bazen yaptığım işleri sürekli negatif eleştireni bile engelliyorum.

      Ay uğraşamam diye düşünüyorum. Çünkü ben yaptığım işleri kendimce doğru yapmaya, en iyisini yapmaya çalışıyorum ama mümkün değil ki. Birisi muhteşem olur, diğeri vasat, öteki berbat. Bunları kabul ediyor ve ben her şeyin en iyisini yaparım diye iddia etmiyorum. Hal böyleyken, yaptığım işleri beğenmeyenin sürekli gelip kötü niyetle bunu tartışmaya açması saçmalık. “Beğenmiyorsan izleme” diyorum. Daha garip olanı söyleyeyim: yaptığım her işi beğeneni de engelliyorum. Her yaptığım şeyi ”Muhteşem” diye değerlendiren olursa; her fotoğrafımı olağanüstü sayan, her adımımı alkışlayan fan kafasını da engelliyorum. Onlar da beni ve yaptığım işleri değersizleştiriyor gibi geliyor. Onlara inanacak olsam yerimde sayarmışım gibi geliyor ve zararlı buluyorum. Kısaca samimiyet arıyorum.

      Ent Yaşam
      Ent Yaşamhttp://entdergi.com
      Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Yaşam Editörlüğü'nün seçkisidir.

      Rastgele Yazılar

      Suriyeli Mülteciler Yalnız Mı?

      Suriye iç savaşının başlamasının üzerinden 9 yıl geçti. Bu süre zarfında Türkiye’ye göç eden ve geçici koruma altına alınan Suriyeli mülteci sayısı...

      Çok Geç Olmadan

      Geçtiğimiz hafta 92. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Parazit filmi 6 dalda aday olduğu ödüllerden, başta en En İyi Senaryo dalı olmak üzere...

      Hümanist Olmayan Çevrecilik

      Silent Running (1972), çekildiği döneme göre zamanının çok ötesinde teknolojiyle çekilmiş, ciddi emek verilmiş film. Ana karakter hümanist olmasa da filmin kendisi...

      En Kötü Yıl: 536 Yılında Neler Yaşandı?

      Covid-19 salgını, depremler, Avusturalya’daki yangınlar, George Floyd'un ölümü… 2020 yılı, başlangıcından beri birçok kötü olaya ev sahipliği yaptı. Haliyle birçok insan 2020...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz