Mai Kao Thao

Eskiden annem bana, daima iyi ve itaatkâr bir kadın olmamı, başkaları bana acı verirken sessizce gülümsememi tembihlerdi. “Aynı fikirde olmasan bile başını salla ve evet de! Böylesi daha kolaydır, sorun yaşamazsın,” derdi. Bu sözlerin arasında, “Sessizlik güçtür! Bir kadının direncidir,” dediğini duyardım. Babamın, annemi en ufak şeyler için dahi eleştirdiğini hatırlıyorum. “Pirincin tadı güzel değil! Et çok pişmiş! Kötü kadın, aptal kadın!” Tüm bunlar olurken annem tek kelime etmez, her zamanki görünmez keder maskesini takar ve “yanlış” yaptığı şeyi düzeltmeye giderdi. Ah her neyse! En azından sorun yaşamıyordu.

Tartışmadan kaçınmak üzere eğitilmiştim. Erkek kardeşim bana dersimi(!) verirken, evet der ve teslimiyet içinde başımı sallardım. Cevap verecek ya da bir fikir beyan edecek olsam, sert kınamalara ve hoşnutsuz bakışlara maruz kalırdım, o yüzden sessizdim. Olmam gerekenden biraz daha sesli konuşsam küstah ilan edilirdim, o yüzden fısıldamayı öğrendim. Sesim, iktidarın kulağına yumuşak, tatlı ve lezzetli gelirdi. Evet. İyi bir kızdım. Dilsiz. Alçak gönüllü. İtaatkâr. Mükemmel bir Hmong kadını.

Cinsiyetçilik, sessiz teslimiyetimin üzerine rahatça döşendi. Yetişkin erkekler yanağıma, masum tenimi karıncalandıran uzun ve ıslak öpücükler kondurduklarında saygıyla gülümsedim. Eller vücudumu kavradı. Bu iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli bir dokunuş muydu? İyi niyetli bir dokunuş olsa gerek! Rahatlama hissi(!) Hiç kimse, bunun kötü niyetli bir dokunuş olduğunu düşünmemin yanlış olduğunu söylemeyecek, çünkü öyle değildi, böylece hiç kimse bana aptal kız demeyecek. Sorun yaşamayacağım. Evet, iyi niyetli bir dokunuş olmalı! Irkçılık; ben, “lanet olası çatlak” ona gururumu, gözyaşlarımı ve hoşgörümü verirken sükûnetime sırıttı. Ama bir önemi yok! Taştandım ben. Sessiz. Güçlü. Duygusuz. Hiçbir şey canımı yakamazdı!

Gerçekte, taştan değildim. Ben de etten ve kemikten ibarettim.

Sürekli bir yarısı öfke, kaygı ve memnuniyetsizlik ile doldurulan, diğer yarısı boş bırakılan bir fincandım. Sessizliğim benliğimi, bütün bir canlıyı oluşturabilmek için bireyi bir arada tutan ve şekil veren özü, öldürdü. Onsuz, boş bir kabuktan ibarettim; uçmaya cesareti olmayan bir kuş. Hürriyet fikirlerimi bastırdım ve doğuştan gelen hissetme ve ihtiyaç duyma gibi eğilimlerimi yok saydım. İçimdeki sesi dinlemeyi öğrenemedim, o yüzden bu duygularımı ya da ihtiyaçlarımı başkalarına nasıl ifade edebileceğimi bilmiyordum. Ne yazık ki, yalnızca kendi benliğimi temel besinlerinden mahrum bırakmakla kalmadım, başkalarının bunu yapmasına da izin verdim ve neden kimsenin beni anlamadığını ya da hasretini çektiğim saygıyı göstermediğini merak ettim.

Annem mirasını bana aşkla bıraktı; beni acıdan ve sorunlardan koruyacak bir sessizlik kalkanı. Bu kalkan bana içsel bir güç verdi ama aynı zamanda iç huzurun ruhuma ulaşmasını da engelledi. Her ne kadar annemin sözleri bilgece olsa da, bu yeni ülkedeki tecrübelerim çerçevesinde yaşadığım bazı sorunlara çözüm olmuyorlar. Laos’tayken, annemin hayatı ebeveynlerine, kocasına, çocuklarına ve başkalarına adanmıştı çünkü geleneksel bir Hmong kadınının rollerinin ötesine geçmesi beklenmezdi. Burada, Amerika’da birçok seçenek mevcut. Eğitim, bilgi sağlıyor. İstihdam ise finansal bağımsızlık teklif ediyor. Kadın destek grupları, yalnızca erkek bağlamından çıkararak, kendi kişiliğimizin sınırları içinde de bir kimlik veriyor. Tüm bunlara sahip olabilirim!

Ayrıca fark ettim ki, her ejderhadan kaçınamam ya da her sorundan geri çekilemem. Kaçmaktan, sessiz kalmaktan, korkmaktan yorulmuştum ve artık daha fazla ezilmek, bastırılmak ya da hafife alınmak istemiyordum. Başkalarından aşağıdaymışım gibi davranmaya daha fazla dayanamazdım. Sessiz bir gözlemci olarak değil; şekillendiren, üreten, sorgulayan, değiştiren ya da savunan bir insan olarak dünyaya ait olmayı arzuladım. Var olmak istedim!

Sessizlik güç müdür? Kendi sessizliğimde, kurbanlık kuzu bendim, annem gibi şehittim. Kimse bizi küstah ya da edepsiz olmakla suçlamasın diye,  çevremizdekileri sevmek ve uyum sağlamak mücadelesiyle, itaat etmek adına acı çektik. Bunlar iyi sebepler sayılabilir ama haksızlıkla yüz yüze geldiğimizde dahi sessiz kalıyorsak, o zaman adil bir şekilde bunların iyi sebepler olduğunu söyleyemem. Bir Hmong kadını olarak; seksüel, fiziksel ya da zihinsel sömürünün acı gerçekliğini saklama sanatını mükemmel düzeyde icra etmem beklenir. Bu çatışmalar sessizlikle çözümlenemez, bu şekilde yalnızca derinleşir ve hızlanır. Eğer iyi bir Hmong kadını olmak; başkaları beni sömürebilsin diye kimliğimi göz ardı etmek, gururumu hiçe saymak ya da haksızlık karşısında gözlerimi kapatıp diğer yanağımı çevirmek ise, iyi bir Hmong kadını olmak istemiyorum.

[1996]

Asyalı kadınlar geleneksel kıyafetler içinde.

Kadınlar geleneksel kıyafetler içinde.

Çeviri: Nail Ceyran


Kaynak: Thao, Mai Kao. “Sins of Silence” (1996). Women: Images and Realities. A Multicultural Anthology. Eds. Kesselman, A. McNair, L. D. Schniedewind, N. Kelly, S. 4th Ed. New York: McGraw-Hill Publishing, 2008.

Sosyal medyada paylaş

Nail Ceyran

Ege Üniversitesi, İktisat bölümü mezunudur ve İzmir’de yaşamaktadır. Özel sektörde bağımsız denetçi olarak çalışmaktadır. Ekonomi ve ekoloji alanlarında yazmakta ve makale çevirmenliği yapmaktadır. Çevre aktivisti, Zeytince Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üyesi ve Zeytin Okulu gönüllüsüdür.
Published On: Ekim 22nd, 2021Categories: Çeviri, ENT Kadın, Feminizm, Kadın, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment