Sosyal medyada paylaş

Gözlerini açtı. Siyah penceresinin yanına gitti. İlk önce durdu, elini pencerenin koluna uzatırken tereddüt etti. Uzun zamandır alışık olduğu bir durum değildi nasıl olsa. Hayatında uzun zamandır sabah olmuyordu. Pencereyi açtı ve sabahı tüketirmişçesine içine çekti. Ensesindeki ayva tüyüne benzeyen tüyleri ürperdi. Gidip sigarasını aldı. İlk dumanda o ürperti bütün vücudunu sardı ve gözle görülebilir bir biçimde titredi. Bir an için ne sigarasını içti ne de nefes aldı. Sadece sabahı dinledi. Sabah da sanki onu dinliyormuşçasına kendisine has bir sessizliğe bürünmüştü. Uzun uzun göz gezdirdi etrafta. Çınar ağaçlarının rüzgarda çıkardığı sesi dinledi, uçuşan kuşları ve yeni uyanmış kedileri takip etti. Gözlerini yeniden çınarlara çevirdi. Kulaklarını da verdi ve onları ilk defa incelediğini fark etti. Gövdelerini, yapraklarının rüzgarla birlikte dans edişini. Birden kendine geldi. Daha yüzünü bile yıkamamıştı. Bütün gününü iyi değerlendirmek istiyordu bu yüzden yüzünü yıkarken su ısıtıcısındaki su kaynamaya başlamıştı bile. Yüzünü yıkadıktan sonra kendine baktı. Görünürde bir değişiklik yoktu ama o, güldüğünü hissediyordu. Kahvesini yaptı ve televizyonun başına geçti. Çınar ağacını incelermiş gibi izledi sabah kuşağını. İzlerken de iyi bir kahvaltı yaptı (zamanını boşa harcayamazdı tabi). Boş tabakları bulaşık makinesine attı. Bu kez Türk kahvesi hazırladı kendisine. Netflix’te popüler olan bir diziyi izlemeye başladı. Diziyi beğenmemişti -büyük ihtimalle anlamamıştı- ama izlemeye devam etti bir umutla. Gözleri yanmaya başlamıştı. Sosyal medyada gezdi, gezdi, gezdi. Acıktı ve yemek sipariş etti, yemeğini yerken bu kez de yemek tarifi videolarına şöyle bir göz attı. Yemeği bitti ve bir sigara yaktı. Sigaradan olacak düşünmeye başladı. Öyle derin şeyler de düşünmedi aslında, düşünmeye çalıştığını düşündü sadece. Şaşırdı doğal olarak ‘’Düşündüm!’’ dedi yüksek bir sesle. Aslında, aklına sabah incelediği çınarları getirebilseydi onun için çok daha iyi olabilirdi. Heyecanlanmıştı ama içinde bir boşluk da hissediyordu. Kendini bir şekilde ödüllendirmeliydi. Bu olay, böyle başıboş bir şekilde kenarı atılmamalıydı. Ödül olarak eline telefonunu aldı. Sosyal medyada gezdi, gezdi, gezdi. Tam telefonunun ekranını kapatıyordu ki, şöyle bir yazıya denk geldi;

Bugün anladım ki; bilginin ve deniz fenerinin ışığının olmadığı bir yerde kapana kısılmışım.

Ve birkaç kibritle, ısınmaya ve önümü aydınlatmaya çalışırken, uzaktaki camdan sızan ışığın bana merhaba deyişini fark etmemişim.

Camın yanına doğru yaklaşırken, ne kadar manasız bir ömür sürdürdüğümü geçirmiştim aklımdan. İçim belki de umutla dolmuştu ama camın ötesindeki parmaklıkları fark etmem çok uzun sürmemişti.

Gariptir, bir şeyin bu kadar kısa bir sürede bana umut verip, sonra da o umudu söküp atacağı hiç aklıma gelmezdi. İyi oldu aslında. Kapana kısıldığım bu yerde yeni camlar aramayı öğretti bu bana. Parmaklıklı ya da değil fark etmez. Usanmadan aramayı…

 

Bir süre ekranla bakıştı. Sonra beynini ve gözlerini dinlendirmek için yatağının yolunu tuttu.

 

Sosyal medyada paylaş

Ege Demirkahyalılar

Ege Demirkahyalılar
2001 yılında İzmir Karşıyaka’da doğdu. Şu an Eskişehir’de yaşıyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde öğrenim görmekte. Kendini kitaplarda ve yazılarında buluyor. Ent Dergi’de Kültür&Sanat kategorisine düzenli olarak yazılar yazıyor.

Leave A Comment