Geçtiğimiz son on yıl boyunca Selfie, kültürel akımın büyük bir dayanağı haline geldi. Her ne kadar ilk #selfie etiketi 2004’te ortaya çıkmış olsa da 2010 yılında iPhone 4 yayınlandıktan sonra yayılmaya başladı. Üç yıl sonra, Oxford İngilizce Sözlüğü “Selfie” kelimesini yılın kelimesi seçti.

Sosyalleşmekten tutun da profesyonel amaçlara kadar birçok neden ile Selfie çekiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 34 yaşından küçük yetişkinlerin yaklaşık %82’si en az bir kere sosyal medya hesaplarında Selfie çekimleri paylaşmışlar. Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan salgın toplulukların bir araya gelmelerini engelleyene kadar Selfie çekmeye adanmış etkinliklerden ve Selfie müzelerinden oluşan koca bir piyasa oluşmuştu.

Selfie çekmenin yakaladığı bu sıra dışı popülerlik, son dört yılda bilişsel bilimlerin de ilgisini çekmeye başladı. Benim yürüttüğüm bir çalışma da dahil olmak üzere son araştırmalara göre, Selfie çekme tarzımız, ve seçtiğimiz özel kamera açıları, onunla ne yapmak istediğimize göre değişiyor.

Sol Portre Eğilimi

Yetmişli yıllardan beri biliyoruz ki Batı’nın portre resim kültüründe sanatçılar, özellikle özneleri kadın olduğunda, sol yanağı öne çıkarmayı daha çok tercih ediyorlar. Söz konusu Selfie çekmek olduğunda da, 2017 yılında yapılan bir araştırma gösterdi ki insanlar sola doğru dönerek poz vermeyi daha çok tercih ediyorlar. Ayrıca, Selfie çekerken insanların genellikle kameralarını dikey konumda tuttukları da bu çalışmada keşfedildi. Tinder üzerinde paylaşılan Selfie’leri konu edinen 2017 tarihli bir çalışmaya göre, söz konusu ilişki kurmak olduğunda, kadınlar yukarıdan Selfie çekmeyi, erkekler ise aşağıdan çekmeyi tercih ediyorlar.

Meslektaşlarım ile bu durumun farklı sosyal mecralarda ne şekilde yön değiştirebileceğine baktık. Kişi başı on Selfie olmak üzere rastgele seçilmiş 200 Instagram hesabında yayınlanmış 2.000 adet Selfie fotoğrafı inceledik. Her bir fotoğraf için, fotoğraftaki kişinin cinsiyetini ve fotoğrafı hangi açıdan çektiğini -yukarıdan mı, aşağıdan mı yoksa karşıdan mı- not ettik. Gördük ki tüm kullanıcılar, cinsiyetleri fark etmeksizin, fotoğraflarını yukarıdan çekiyorlar.

Kamera açıları, farklı türde Selfie’lerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Asıl soru ise, neden? Kamerayı hangi açıdan tuttuğumuz, Selfie’yi kullanma amacımız ile nasıl bağdaşıyor ya da yayınlanacakları mecralara göre nasıl değişiklik gösteriyor?

Yüz İfadesi

Birçok “En iyi Selfie nasıl çekilir?” rehberi, yüzünüzü belirli bir açıdan ve yukarıdan çekmenin sizi daha iyi göstereceğini anlatıyor. Bu sav, Tinder üzerinde paylaşılan Selfie fotoğrafları inceleyen çalışma ile doğrulanmış oldu. Bu çalışmaya göre erkekler, daha uzun ve maskülen görünmek için aşağıdan fotoğraf çekilirken, kadınlar ise tam tersine daha daha kısa ve böylece daha feminen görünmek için aşağıdan çekiliyorlar*.

Selfie pozlarının ilk zamanlarda ortaya çıkan eğilimlerini inceleyen bir başka çalışma, kamera açısı ve yüz ifadesinin kompozisyonuyla birlikte yüzünü daha ince ve kırılgan göstermenin, daha çekici görünmek ile bağlantısını ortaya koydu.

Tarih boyunca resim sanatçılarının, neden öznelerinin sol yüzünü resmetmeyi tercih ettiklerini araştırırken, araştırmacılar birden fazla ihtimal keşfettiler. Bu ihtimaller, sanatçının sağ elini ya da sol elini kullanıyor olmasından tutun da, öznenin sanatçıya göre hangi konumda oturuyor olduğuna ya da yüzün sol tarafının daha kolay tanınmayı sağlayan bir üstünlüğü olabileceğine kadar değişiyor. Bir başka deyişle, tuvalin sol tarafına çizilmiş bir portre daha kolay mı fark edilir?

Daha fazla oku: Yönetmenler ve Çekim Teknikleri 

Araştırmanın yazarlarına göre veriler, yalnızca görsel bir tercih olabilmesi dışında tüm diğer ihtimaller üzerinde yetersiz kalıyordu. Basitçe, yüzümüzün sol yanını, sağa göre daha çekici buluyor olabiliriz. Selfie çekimlerde, hem sağ elini kullananların hem de sol elini kullanan insanların hepsi de soldan poz verme eğilimi gösteriyorlar. Dolayısıyla burada da konunun hangi elimizi kullandığımızla ilgili olmadığını görüyoruz. Bu yaygın kullanım gösteriyor ki, içten içe, soldan poz vermenin daha iyi bir seçenek olduğunu düşünüyoruz.

Son dönemde ortaya çıkan bir bulgu, durumun gerçekten de böyle olabileceğini gösteriyor. Yüzün sol tarafı, beynin duyguları yöneten sağ lobu ile kontrol edilmektedir. Bu nedenle, yüzümüzün sol tarafının duygusal ifadeleri yansıtmakta daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Araştırmacılar ayrıca, Selfie’lerimizde kendimizi diğer insanların çektiği fotoğraflarımıza göre daha güzel bulduğumuzu keşfettiler.

Burada duygularımızı ne derece ifade etmek istediğimiz, iletişim kurmak istediğimiz mecra ve niyetimize göre değişiyor. Soldan poz vermek ya da yukarıdan Selfie çekmek duygularımızı daha rahat ifade etmemizi sağlayabilir. Oysa karşıdan bir portre çekilmek, yüzünüze daha nötr bir görünüş katar.

Selfie’de Mesafe Bilimi

Selfie çeken kişiler, fotoğraflarına bakan kişilere, seçtikleri pozlar ve diğer fotoğraf unsurları ile sözsüz ancak sosyal ve duygusal mesajlar verirler. Bu sinyaller, yüz yüze iletişimde kullandığımız sözsüz sinyallerin iki boyutlu eşdeğerleri gibi düşünülebilir.

Yüz yüzeyken kişiler, karşılarındaki insanla samimiyet derecelerini göstermek adına duruşlarını, yüz ifadelerini ve fiziksel mesafelerini kontrol ederler. Edward Hall’un 1960 yılındaki çığır açan çalışması Gizli Boyut’tan (The Hidden Dimension) sonra bu mesafe koyma davranışına proksemik (proxemics) adı konuldu.

Fotoğraflar veya sinemada olduğu gibi Selfie’de de yalnızca görsel yolla ifade imkanı vardır. Ancak bu bile çok sayıda mesafe koyma imkanı sunar. Örneğin öznenin fotoğraftaki konumu, fotoğrafta bir asimetri bulunması veya kadrajdaki diğer nesnelerin birbirine oranla büyüklükleri olabilir. Kameradan uzaklığı bağlı olarak farklılaşan bu değişkenler, ve en önemlisi, kamera açısıyla birlikte, Selfie’yi çeken kişinin motivasyonu, niyeti ve duygusal durumu hakkında sözsüz iletişim imkanı sunarlar.

Bu durum, Selfie’nin, bir kendini ifade etme biçimi olarak nitelendirilmesine uyuyor. Bu yalnızca kendini oto portrelerde olduğu gibi bir sunma veya ifade etme biçiminden çok bir diyalog içinde kişisel bilgilerini ortaya koyma şeklidir. Oto portre ve Selfie arasındaki bu farklılık hakkında ise şu anda ayrı bir araştırma yürütüyorum.

Selfie’nin sıradan ve gündelik doğası onu, üzerinde daha çok düşünülmüş ve sanatsal amaçlarla çizilmiş olan oto portrelerden ayırıyor. Aynı şekilde Selfie, daha çok içerik ve iletişim kurmak üzerinedir. Yazar, teorisyen ve Selfie Müzesi Tumblr hesabının sahibi Alli Burness’ın dediği gibi, “Selfie’ler bir diyaloğun parçaları olarak paylaşılırlar”.


*E.N.: Çalışma yalnızca heteroseksüel eşleşmeleri ele almıştır, bu nedenle çıkan sonuçların geçerliliği ve kapsayıcılığı sorgulanmaktadır.

E.N.: Okumuş olduğunuz yazı ilk olarak theconversation.com adresinde İngilizce dilinde yayınlanmış olup Ent Dergi adına Nail Ceyran tarafından tercüme edilerek yayınlanmıştır.

E.N.: Orijinal metinde bulunan tüm dış kaynaklara Selfie culture: what your choice of camera angle says about you (theconversation.com) yazısına giderek ulaşabilirsiniz.

Sosyal medyada paylaş

Nail Ceyran

Ege Üniversitesi, İktisat bölümü mezunudur ve İzmir’de yaşamaktadır. Özel sektörde bağımsız denetçi olarak çalışmaktadır. Ekonomi ve ekoloji alanlarında yazmakta ve makale çevirmenliği yapmaktadır. Çevre aktivisti, Zeytince Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üyesi ve Zeytin Okulu gönüllüsüdür.
Published On: Nisan 12th, 2021Categories: Çeviri, Dünya Kültürleri, Fotoğraf, Kültür & Sanat, Psikoloji0 Yorum

Leave A Comment