Her insan temiz ve sürdürülebilir bir dünyayı ve dünyaya zarar vermeden yaşamayı ister. Ancak bunu eyleme dökebilmek, daha iyi bir dünya düşlemenin ötesinde, bambaşka bir şey. Çevreye dair düşünce ve hayallerini eyleme dökebilen insanlardan biri de röportajımızın konuğu Tunahan Gözlügöl. Kendisi podcast yayıncısı, yazar, ekoloji ve insan hakları aktivisti. Kendisiyle Ekofon Podcast’i, Türkiye’deki çevreci hareket hakkındaki düşüncelerini ve gelecekteki projelerini konuştuk. Keyifli okumalar!

  • Öncelikle sizi tanıyalım. Kendinizden bahseder misiniz?

Ben Tunahan Gözlügöl. Ekoloji ve insan hakları aktivistiyim. Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi ekoloji komisyonunda ekoloji aktivizmi ve İnsan Hakları Derneği bünyesinde Ankara şube yöneticiliği ve insan hakları aktivizmi yürütüyorum. Aynı zamanda ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencisiyim. ODTÜ’de 2019 yılında ormanlık alana yapılmak istenen KYK yurduna karşı Kavaklık Direnişi içerisinde bulundum. Kavaklık İnisiyatifi olarak aylarca alanda çadırda kaldık. Şu anda da Rant Yoluna Hayır İnisiyatifi içerisinde ODTÜ arazisi içine yapılmak istenen yola karşı direniyoruz. Siyasi haber.org ve çeşitli gazetelerde ekoloji ve insan hakları üzerine yazılar da yazıyorum.

  • Ekolojik bir hayat sürdürmeye nasıl karar verdiniz, ne zaman ve nereden başladınız?

Daha önce aslında Gezi Direnişi ile başlayan bir süreç diyebiliriz. Ağaçlar ve politik sebepler için direnen insanlar ile birlikte ekolojik yaşama dair odağım oluştu ancak doğrudan bir aktivist yaşam Kavaklık Direnişi ile başladı. Kavaklık alanı ve buradaki inisiyatif aslında kendi kendini yöneten bir komün idi. Bizler orada bir yılı aşkın süre boyunca sosyal, kültürel, yönetsel, demokratik bir yaşam sürdük. Orada büyük bir direniş çadırımız var ve hala oradadır. Kavak ağaçları kesildi ancak kavaklar boy verirken bu çadır hala onları gözetlemekte. Böyle bir hayat ile birlikte başladı benim ekolojik hayat sürme odağım.

  • Türkiye’deki çevreci hareket hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de aslında çok güçlü yapılar olduğunu söylemek mümkün ve bu yapıların yaygın olduğunu söylemek de mümkün. Saros Körfezi’nde yapılmak istenen limandan Muğla’da yapılmak istenen yat limanına kadar; oradan Hatay, Höyük’te yapılmak istenen maden ocağına kadar birçok alanda bir hareketlilik olduğunu söylemek mümkün. Sebebi ise neoliberal politikalar. Sistem bizlere doğa ile bütüncül bir yaşam değil doğadan ayrı onu ikincil gören bir yaşam sunuyor. Bundan sebeptir ki doğa bir yaşam alanı olmaktan çok bir hammadde kaynağı olarak görülüyor. Durum böyleyken de doğanın bizzat kendisiyle uyumlu yaşayan halklar da doğaya yapılan her saldırının kendilerine yapıldığının farkında olarak direniyorlar. Ege’de bir zeytin dalına tutunan bir kadından Karadeniz’de devlet halktır, “devlet biziz” diyen halka kadar bu dediklerimi görmek mümkün. Ekoloji Birliği, MUÇEP gibi birçok oluşum görebiliriz bu alanda faaliyet yürüten oluşumlar olarak ama asıl hareketliliği sağlayan yöre halkları oluyor. Örneğin eğer geçtiğimiz günlerde Dağyeni’de maden sondajı durdurulduysa elbette ki gündem etmekte herkesin payı vardır ama Dağyeni halkı direnmeseydi şu an maden kurulmuştu bile. Sözümü toparlayacak olursam Türkiye’de çevre hareketleri daha çok yerel hareketlilikler olarak ortada ve bu hareketlilikleri destekleyen genel hareketlilikler olduğunu söylemek mümkün.

  • Ekofon Podcast kanalı nasıl ortaya çıktı?

Ekofon, ekolojik mikrofonun kısaltılması ile oluşmuş bir isim. Birçok yerde mikrofonu siyasal, ekonomik, kültürel birçok alana uzatıyoruz. Şunu demeden de geçmeyeyim ekoloji savunusu, bütün bu saydıklarımız içkindir ancak özneldir de. Bu öznellik içerisinde ekoloji mücadelesinin sesini çok az duyuyoruz. Bunu en yakından Kavaklık Direnişi sırasında deneyimledim. Kavaklık 55 gün boyunca sessizce olduğu yerde saydı. Ne yazık ki gündem edemedik. Ara ara genel vekiller, STK’lar oldu ancak gündem etmekte yeterli olmadı. Hatta o kadar ki biz Mansur Yavaş’a ulaşmaya çalıştık. Kendisinin özel kaleminden öteye gidemedik. Ta ki ağaçlar kesilip bizler alandan yaka paça atılana kadar. Sonrasında ne hikmetse 55 günde anlayamadığımız şey 2 saatte değer kazandı Mansur Yavaş’tan ünlülere kadar herkes ses verdi ama çok geç kalındı. İşte tam bunun üzerine mikrofonu ekoloji mücadelelerine uzatma kararı aldım ve elimden geldiğince yerel hareketlilikleri gündem etmek için harekete geçtim. Ekofon da bunun sonucunda ortaya çıktı.

  • Dinleyicilerinizden nasıl geri dönüşler aldınız?

Genel olarak geniş kitlelere ulaşmasak da sınırlı kitlemiz ile oldukça değerli görüldüğünün dönüşlerini aldık. Herkes bu alanın eksikliğinin farkında. Elbette bunu tek yapan bizler değiliz. Çok değerli programlar sunan TV’den radyoya ve bizim gibi podcast yapan kanallara kadar birçok alanda program yapan alan var. Biz de farklı olarak doğrudan alandan iletişim oturtmaya çalışıyoruz. Yani öyle bir alan oluşturmaya çalışıyoruz. Herkes de bundan memnun olduğunu ve bunu beklediklerini iletiyorlar.

  • Gelecekte ne gibi projeler yapmak istiyorsunuz?

Ekoloji alanında aslında önem verdiğim şeylerden biri yayın oluşturmak. Dergi ve kitap yazmak gibi projelerim var. Ne kadar etkin olur bunu ne kadar becerebilirim bilmemekle birlikte buna dair umudum var. Hatta Kavaklık Direnişi çok özel bir direniş. Yani hem üniversitede eşi benzerinin olmayışı hem de konuşmak bir yaşam açısından oldukça önemli. Buna dair yazılı bir projeye başlayacağımı da ilk defa buradan söylemiş olayım. Onun dışında siyasihaber.org gibi internet sitelerinde köşe yazıları yazmaya devam ediyorum.


İlginizi Çekebilir:

Tükettiğin, Kendi Yaşamın

Dünyanın Yalnızca Bize Ait Olmadığını Fark Etmek

Sosyal medyada paylaş

Zeynep Sena Sökmen

Ent Dergi Çeviri Editörü. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık öğrencisi ve yarışmaya Ankara'dan katılıyor. Sıkı bir feminist. Rock'n roll ve The Beatles aşığı. Resim yapmayı, kitap okumayı, müzik dinlemeyi ve sinemayı seviyor. Çevirinin yanı sıra senaryo yazmakla ve edebiyatla ilgileniyor. Kendi kitaplarını yazıyor.
Published On: Mart 10th, 2022Categories: Ekoloji, Röportaj0 Yorum

Leave A Comment