Toplumsal yapı içinde kadın kimliğinin konumlandırılışı; sosyal, politik, ekonomik ve kültürel birçok dinamiğe bağlı olarak gerçekleşir. İlkel topluluklardan, modern toplumlara, kırsaldan kente, doğudan batıya kadının toplum içindeki bu yer alış biçimi ciddi farklılıklar göstermektedir. Ancak bu farklılaşma biyolojik olmaktan çok, toplumsal cinsiyet kavramıyla yani cinsiyetin toplumsal temelde ayrışmasıyla ilgilidir. Bu ayrışma geçmişten günümüze zaman içerisinde farklılık göstermiş ve anaerkil düzenden ataerkil düzene geçişle birlikte kadının toplum içinde konumu belirgin biçimde değişmiştir. Kadın kimliği bu ayrışmanın neticesinde ikincil bir konuma gerilemiş ve hem ekonomik hem politik hem de sosyal özgürlüğünü kaybetmiştir.

Geniş kitlelere hitap ettiği ve etkilediği düşünülürse, medya ve kadın ilişkisi de konu dâhilinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Kadının medyada yer alış biçimi genellikle sistemin, ataerkil düzenin devamını sağlamaya hizmet etmektedir. Televizyon, kültürel olanın kurulup yansıtıldığı, toplumun ortak hayat ritüellerinin inşa edildiği, dolaşıma sokulduğu ve yeniden üretildiği bir yerdir (Çelenk, 2005).

“Medya, kadınlar ve dişilik hakkında sırasıyla stereotipik, ataerkil ve egemen değerleri aktaran temel araçlar olarak algılanır (Zoonen, 1996, 487)”. Bu değerlere bağlı kalınmak suretiyle kadın medyada ya korunması gereken, masum, saf, anne ya da eş olarak ya da basit, fettan, cinselliği ön plana çıkarılmış kötü kadın olarak yer almaktadır. Her konumda genellikle ikinci plandadırlar ancak gençlerse mutlaka güzeldirler. Çalışıyorlarsa ev işlerini ikinci plana düşürmeyecek geleneksel kadın mesleklerinde çalışıyorlardır. Öncelik hep anneliğe verilmektedir. Böylece kadının birincil görevi annelik olarak belirlenmektedir. prime time

Medyanın kadının hangi kesimine seslendiği de önemlidir. Eğitimli kadına hem çalışması hem de çocuk sahibi olup, evini temiz tutup, güzel yemekler yaparak ailesini mutlu etmesi gerektiği söylenirken; alt sınıftan, eğitimsiz kadına sınıf atlaması gerektiği mesajı verilir.
Televizyonun, gösterdiği iletilerle seyirciye belirli bir yaşam sunduğu ve toplumun onayladığı geleneksel yapıyı koruyup yeniden ürettiği çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Ticari anlayışla daha çok para getirecek televizyon ürünlerine hem seyircilerin hem de yapımcıların eğiliminin yoğun olduğu Türkiye’de toplum tarafından en çok takip edilen yapımlar dizilerdir ve bu dizilerde gelenekselleşmiş toplumsal cinsiyet rollerinin kadın aleyhine sunulmakta olduğu ve yeniden üretilerek pekiştirildiği düşünülmektedir. Sevmiş’e (2013) göre toplumun ortak deneyimleri, geçmişten getirdiği davranış biçimleri ve gelenekleri dizilerde karşımıza çıkmaktadır. 1990’dan başlayarak devlet kanallarının yanında özel kanallarında yayınlarına başlamasıyla dizilerin çeşitleri, sayıları artmış ve reklamlarla birlikte kadınlar bu televizyon ürünlerinin odağı haline gelmiştir. Kadınlara hitap eden programlarda kadınlar ev içi işlerle meşgul olan ve karşıt cins tarafından beğenilme uğraşı içinde olan bir nesne gibi temsil edilmiştir. prime time

Türkiye’de her yaştan insanın kolaylıkla ulaşabildiği yayın aracı olan televizyon en çok izleyici sayısına sahip olan prime time olarak adlandırılan 19.00 – 23.00 saatleri arasında genellikle dizi yayınlıyor. Türkiye prime time zaman diliminde yayınlanan dizilerde genellikle kadın imgesinin metalaştırıldığını, basma kalıp temsillerle gösterildiğini, şiddet öğelerinin çokluğunu ,namus kavramının sadece kadın üzerinde olan baskısını ve cinselliğinin ön planda kullanıldığını görüyoruz. Bu diziler pek çok farklı ihlaller dışında yayıncılık etik ilkelerinden genellikle “Kadınların sorunlarına duyarlı olmak ve kadınları nesneleştirmekten kaçınmak”, “Şiddeti teşvik etmemeye ve meşrulaştırmamaya özen göstermek” maddelerini ihlal ediyor. prime time

Dizilerde kadınların yaşadıkları ilişkiler, bir erkeğin bir çok kadınla birlikte olması ve kadınların bunu normal karşılaması kadınların onuruna yapılan saldırıdan ibaret. Bunun dışında “namus” kavramının sadece kadına ait olan bir şey olarak gösterilmesi, sadece kadına atfedilmesi, kadınların bir nesne seçer gibi erkeklere seçilmesi de cabası. prime time

Aynı zamanda kaş yapıyorum derken göz çıkaran şiddet sahneleri sapkınların iştahını kabartma tehlikesi de taşımakta! Şiddet içerikleri de zaten olması gereken buymuş gibi kadınlara ölçülen roller çerçevesi içine sokulmakta ve bazı kesimler tarafından olumlu karşılanmakta. Aynı zamanda bazı yapımlarda şiddeti sempatik göstermek amaçlı gülme efektlerinin de kullanıldığını görüyoruz. Son olarak değinmek istediğim nokta yaz sezonlarında farklı oyuncular ama aynı senaryoyla karşımıza çıkan yaz dizileri genellikle çok güzel, pek zeki olmayan, sakar, alt mertebelerde çalışan kadınlar ve çok zengin, yakışıklı ve zeki erkekleri bir araya getiriyor. Kadınların basma kalıp temsillere gömüldüğü bu dizilerde kadın başta ters yaptığı patronununa daha sonra aşık oluyor ve mertebe atlıyorlar, diğer kadınlarla bu zengin patronlar için çatışıyorlar. Sürekli aynı pozisyonda gösterilen ve insanların zihinlerinde yer eden bu diziler ataerkil toplumlarda zaten normalde de böyle oluyor, böyle olması gerekiyormuş gibi benimsenerek kadınların onuruna zarar verecek şekilde yayınlanıyorlar.


Sosyal medyada paylaş

Dilara Tuna

Kocaeli Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım öğrencisi. Horatius’un Sapere Aude, Latince ‘bilmeye cesaret et’ sözünü arkasına alıp her şeyi öğrenmeye koyulan, her canlının yaşam hakkına saygılı bir hayat sürmeye çalışan, Fas ezgilerine hayran biri. Kadın hakları ile ilgili onunla karşı karşıya gelmenizi önermem.
Published On: Temmuz 13th, 2021Categories: Feminizm, Kadın, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment