Yazan: Brian Tallerico

Çevirmen: Yaren Ilgın Türk  

Festivallerin popüler olduğu şu zamanlarda, yapılan eleştirel tartışmalarda “daha önce hiç X’e benzeyen bir film görmediniz.” demek artık klişeleşti. Böyle bir ifade aşırı kullanılmaya başlandığı için de ciddiye alınması imkansız hale geldi. Bir sürü büyük, yeni filme B – kelimesi olan başyapıt sözcüğünün yakıştırılması gibi.

Peki ya bir film gerçekten vurucu, beklenmedik ve zekice işlenilmiş bir biçimde öngörülemez olduğunda eleştirmenler bu durumu nasıl aktarır? Eleştirmenlerin yardım için ağladığı bu zamanlarda biz, gerçek bir “başyapıt” gördüğümüzde ne yapmalıyız? Özellikle çok fazla dönemeci olan filmler hakkında verilmesi gereken spoiler uyarıları gerekli değil midir? Bu soruları cevaplamak için elimden gelenin en iyisini yapacağım çünkü Bon Joon-ho’ nun “Parazit”i sorgusuz sualsiz yılın en iyi filmlerinden birisi. Bu konuda bana güvenin yeter.

Bong, sınıf düzeyi hakkında birkaç tane film yaptı (“Snowpiercer” ve “Okja” dahil) ama “Parazit”, dünyayı tanımlamada bünyesel adaletsizliğin en cesur incelemesi olabilir. İlk başta hiciv gibi hissettiren bu garip yapım, bir grup sevimli dolandırıcı ile varlıklı bir aileyi bir araya getirir. Ardından Bong, bize ne izlediğimizi sorgulatan sert bir dönüş yapar ve bizi beklemekte olan katliama doğru son sürat sürükler. Fakir gerçekten de zengin dünyasına öylece adım atabilir mi?

Parazit’in ikinci yarısı bir kurgu film olarak yıllardır gördüğüm en cesur kısma sahip. Buna rağmen film, sürekli olarak -kıvrımlı dönüşlerinin çok yönlü olması sebebiyle- parçalanma ve projenin batabileceği tehdidiyle karşı karşıya kalır. Ama Bong her şeyin üstesinden gelir ve sonuç nefes kesici bir hal alır.

Kim Ki-Woo (Choi Woo-sik) ve ailesi yoksulluk sınırında yaşamaktadırlar. Üç beş kuruş kazanabilmek için pizza kutuları katlamakta yakınlarındaki bir kahve dükkanından Wi-Fi çalmakta ve mahalleleri dumanla dezenfekte olurken kendi evlerindeki haşaratlardan kurtulabilmek için camlarını açık bırakmaktadırlar.

Kim Ki-Woo’ nun hayatı, arkadaşının bir süreliğine yurt dışına çıkması gerektiği için ona çalıştığı bir kıza özel İngilizce eğitmeni olmayı teklif etmesiyle değişir. Arkadaşı genç kıza aşıktır ve başka bir eğitmenin ona ders vermesini istememektedir. Hakkında bildiklerimiz bu kadarken onun neden Kim Ki-Woo’ ya güvendiği hala yerinde bir soru.

Genç adam ismini Kevin olarak değiştirir ve ona anında aşık olan Park Da-Hye için eğitmen olarak işe başlar. Ama Kevin’ in amacı sadece eğitmen olmak değildir çünkü daha derin bir planı vardır; bütün ailesini bu evin içine alacaktır.

Evin oğlunun resim eğitmenine ihtiyaç duymasıyla, anne Yeon-kyo’ yu (Jo Yeo-jeong) ikna eder ve bu sayede kız kardeşi olan Jessica’ nın da (Park So-dam) tabloya katılmasını sağlar. Çok geçmeden Park malikanesine anne ve baba da dahil olur. Artık her şey Kim ailesi için tam yolunda gitmektedir. Park ailesi de bu durumdan hoşnut görünüyordur. Ama sonra birdenbire her şey değişir.

Parazit’ in senaryosu şaşırtmalı dönüşleri olduğu için dikkatleri üstüne çekecek ve böylece senaristlere de birçok övgü (Bong ve Han Jin-won) gidecektir. Ama bu daha çok Bong’ un görsel dildeki bir ustalığının egzersizidir.

İnanılmaz bir görüntü yönetmeni olan Kyung-Pyo Hong ile çalışmasıyla ve üst düzey bir tasarım ekibiyle Bong’ un filmi, her bir bileşeniyle büyüleyici bir yapımdır.

Kim konutunun sıkı yaşam düzenine karşın, Park evinin temiz ve boş alana sahip olması sadece sembolik değil; aynı zamanda da kendine dikkat çekmeyecek şekilde görsel bir uyarıcıdır. Kimi apartmanın yarı yer altında olmasının sebebi ise zenginler ile yoksullar arasındaki büyüyen uçurumda yer almaları ve dünyalar arasında sıkışmış olmalarından kaynaklanır. Parazit bir açıdan hayret verici bir şekilde eğlenceli bir filmdir ama aynı zamanda filmin altında zenginin, hayatta kalmak için fakiri nasıl sömürdüğüyle ilgili çok şey yatmaktadır.

Söylemek gerekir ki; zenginler ülke fark etmeksizin, fakirin emeğiyle geçinirler. İster işe aldıkları hizmetçiden, eğitmenden veya şoförden olsun ister daha karanlık bir şeyden… Kim ailesi öngörülemeyecek yollarla anlatılan o uçurum ve eşitsizlik zulmüyle hafızalardan çıkmayacak. Parazit’ in sosyal yorumu kaosa yönlendiriyor ama öyle öğretici mesajları olan bir film gibi de hissettirmiyor. Bir şekilde, hala nasıl olduğundan emin olmadığım bir şekilde, aynı anda hem neşe verici hem depresif olmayı başarıyor.

Burada bana katılın. Filmin bütün kendine güvenen çerçevelerini deneyimleyerek içinde bulunabileceğimiz sevinçli durumlar da var. Ama sonra özellikle mükemmel ve kesinlikle unutulmaz final sahneleriyle Bong’un burada ne açıkladığını ve toplum hakkında ne söylediğini anlamaya çalışarak, Parazit’ in mükemmel bir şekilde planlandığını görebiliriz. Filmin yılda sadece birkaç kez karşılaşabileceğimiz bir sohbet başlangıcı olacağı ve Bon Joon-Ho’ nun bugünün en iyi film yapımcılarından biri olduğu gerçeği değiştirilemez. Bunu söylemekten kaçınmaya çok çalıştım ama bu sefer yenik düştüm: Daha önce hiç “Parazit”e benzeyen bir film görmediniz.

Bu inceleme 7 Eylül’de Toronto Uluslararası Film Festivali’nden alınmıştır.*

Kaynak: Roger Ebert

Sosyal medyada paylaş

Yaren Ilgın Türk

Lise öğrencisi. Yabancı dil okuyor. Giresun'da yaşıyor. Ortaokul dönemlerinde verdiği kararla, Yabancı dil okumaya karar verdi ve asla pişman değil. Karşılaştığı bütün dillere hayranlık duyar ve araştırmadan duramaz. Bol bol dizi, film izlemeyi sever ve Instagram'da ön eklemelerinde paylaşmayı da unutmaz. Hayvan belgeselleri -özellikle su altı- izler. Film ödül törenlerini kaçırmaz ve kendince eleştirmekten de geri kalmaz. Küçüklüğünde duvar karalamasıyla başlayan resim aşkı tuval -ve yine duvar- boyayarak devam eder. Müzik dinlemeden bir gün bile geçirmez. Kitap okumayı çok sever. Tür ayırt etmeksizin okur. Hayatının geri kalanında da bu alışkanlığından vazgeçmemeyi ümit eder. Zamanının çoğunu hayal kurarak geçirir. Gelecek için güzel hayalleri vardır ama anı yaşamayı da unutmaz.
Published On: Mart 11th, 2020Categories: Kültür & Sanat, Sinema0 Yorum

Leave A Comment