Doğduğu anda yapıştırıyorlar kalıpları minik bedenlere ‘bir’ olmalarını istiyorlar, aynı fabrikanın ürünleriymiş gibi. Hâlbuki “Özgürsünüz.” diyorlardı, sahi neydi özgürlük?

Herkesin vardır kendince bir tanımı; kimisi için kuş gibi göklerde süzülebilmek, kimisi için de rüzgar gibi çılgınca esmektir. Aslında TDK, açıklamasını çok güzel yapmış: Özgürlük; her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumudur. Bu tanıma uyabilen herhangi bir kimse var mı? Maalesef edindiğimiz toplumsal cinsiyet rolleri bizim özgür bireyler olmamıza asla izin vermiyor. Öyle ki özgürlüğü böyle güzel tanımlayan TDK bile kadını tanımlarken “Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan kimse” diyor. Sizce de bunda bir gariplik yok mu? Ama şunu söylemeliyim ki, günümüz toplumsal değer yargıları geçmiş dünyamıza kıyasla daha insaflı, örneğin; herkesin günlük giyim parçalarından biri olan pantolonun, 1930’lu yıllara kadar kadınlar tarafından giyilmesine hoş bakılmıyordu. O zamanlarda bir kadının pantolon giymesi, günümüzde bir erkeğin etek giymesiyle eşdeğerdi, 2019 Oscar Ödül Töreni’ne elbiseyle katılan Billy Porter bunun en net örneği. Kadınlar en basit ‘’pantolon” hakkını uzun uğraşlar sayesinde elde edebilmiş ve üzerindeki “feminen görünüş” baskısını yıkmaya başlamışlardır. Günümüzde kadınların giyimine, makyajına- makyajsızlığına, mesleğine, kahkahasına karışmayı kendine misyon edinmiş kişiler maalesef hâlâ var. Bu gibi kişiler her ne kadar özgürlüğü bireylerin ellerinden almaya çalışsalar da toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yapılan çalışmalar ile hem kadınlar hem de erkekler bilinçlendirilerek sosyal hayatta eşit olmaları kaçınılmaz olacaktır. Burada kadınlar gibi erkeklere de çok büyük sorumluluklar düşüyor, öncelikle içinde yetiştikleri ataerkil toplumunun her iki taraf için olan dezavantajlarını görmeli ve bunun değişmesi için harekete geçmeliler. Çünkü ataerkil sistemin sadece kadınları değil, erkekleri de belli kalıplara sokmaya çalışan bir yapısı var. Erkeklere yöneltilen “erkek adam böyle mi olur?, erkek dediğin bunu yapmaz vb.” çoğalabileceğimiz bireylerin giyimine, aksesuarına, saçına hatta mesleğine kadar varan; buram buram medeniyetsizlik kokan bu söylemleri artık tarihin tozlu raflarına kaldırmanın zamanı gelmedi mi?

Bize bahşettiklerini sandıkları, kalıplara zincirlenmiş sözde özgürlüğü bir kenara itip, artık gerçek özgürlük için mücadele etmenin zamanı geldi. Kendi adına karar verebilme yetisi kısaca özgürlük, artık heykellerin ve kitapların konusu olmaktan çıkıp bir yaşam felsefesi haline dönüşmelidir.

Friedrich Nietzsche’nin de dediği gibi “Akıl sana ait değilse ruhun özgür olamaz.”

Sosyal medyada paylaş

Anı Kırakosyan

Published On: Şubat 9th, 2020Categories: Feminizm, Kültür & Sanat, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment