Özgürleşmek Adı Altında “Erkekleşme” Tehlikesi!

İnsan, birey, kişi deyince akla erkeklerin gelmesi, erkeğin kamusal alanda üstünlüğünün kabul edilmesi ve kadınların ev içi rollerle yükümlü olması; ataerkil zihniyetin bir yansımasıdır. İnsan hakları bağlamında kadınlığı sorgulayan modernlik anlayışı ve bununla ilişkili olan birinci dalga feminizm, cinsiyetler arasında “soyut” bir eşitlik sağlamıştır. Bu eşitlik bir anlamda “erkekleşme”dir. Tabii ki bu bilinçli olarak yapılan bir şey değildir, feminist literatürün henüz gelişmemiş olması, birinci dalga feminizmin çoğu anlamda yanılmasına neden olmuştur. Bununla birlikte literatürün gelişmesi ve feminist eleştirinin ilerlemesi açısından da birinci dalga feminizm oldukça önemlidir.

Modernizmde birey hakları, erkek üzerinden inşa edilir ve kadın, erkekle eşit hale getirilmeye çalışılır. Dolayısıyla bu anlayış ataerkil sistemi hiçbir şekilde tehdit etmediği gibi ona ait değerleri örtük bir biçimde yüceltmekle kalmıştır. Yani kadın erkek eşitliği sadece biçimsel olarak kalmış ve erkek egemenlik yasalarda aşınmış olsa bile, toplumsal anlamda meşruiyetini sürdürmeye devam etmiştir. Kadını yurttaşlaştırma, birey olarak görme, insan hakları bağlamında varlığını kabul etme kaçınılmaz olarak “erkekleşme” eylemini getirir.

Geleneksel toplumlardaki açık, meşru, yasal ve uygulamalı olan ataerkillik, modern toplumlarda örtük bir şekilde devam etmiştir. Sanayi Devrimi’yle birlikte nitelikli işgücüne artan talep -özel alandaki işlerini devam ettirmek kaydıyla- kadının kamusal alana katılması ile sonuçlanmıştır. Bu katılım üzerine kadınlar, kamusal alanda var olduklarını göstererek siyasal haklar ve erkeklerle eşitlik istediler. Tabii ki bu durumun ataerkilliğini besleyeceğini düşünemediler. Birinci dalga feminizm “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” söylemiyle ilerler ve maalesef erkekliği sorgulamaz; kadını erkeğe eşit konuma getirmek gibi biçimsel bir kaygı taşır. Bu da fark edilmeden erkekliğin yüceltilmesi anlamına gelir.

Kadının ikincil statüsünü yeniden üreten iki farklı fikir vardır: Geleneksel topluma dayanan erkeğin istediği gibi olma fikri ve erkek gibi olma, erkekleşme fikri. Modernleşme ile karşılıklı ilişki içinde olan birinci dalga feminizm, kadınların kısa saçlı olma ve pantolon giyme konusunda özgür olduğunu söyler. Makyajsız, fötr şapkalı seçkin kadınlar modern toplumun erkek özelliğini kanıtlar niteliktedir. Bu anlamda eşitlik, soyut bir biçimde erkek ideal tipi üzerinden kurgulanır. Bu da, ataerkil toplumun şu şekilde maskelenerek yüceltilmesi anlamına gelir: Erkeğe ait değerler cinsiyetler üstüdür ve tek doğrudur.

Kadının Erkek Olma “Özgürlüğü”                                

“Erkek gibi kadın” tabirinin övgü olarak algılanması ve “kadın gibi erkek” ifadesinin de sövgü olarak algılanması ataerkil toplumsallaşmanın bir sonucudur. Modernleşmenin etkisiyle kadın, “erkek gibi olma”ya “hak kazanmıştır”. Kadınların eşitlik adı altında “erkekleşme” özgürlüğü vardır. Yani kadınları birey olarak görme girişimiyle modernizm aslında, kadınları zorunlu olarak “erkekleşme” eylemine itmiştir.

Burada problemli olan üç ana nokta vardır: Birincisi, kadını erkek ile eşit konuma getirme bağlamında kadının ikincil statüsünü meşrulaştırma. İkincisi, kadını özgürleştirme adı altında “erkekleştirme”. Üçüncüsü erkekliği güç ile özdeşleştirilerek her zaman ilerici ve yenilikçi olmanın iyi bir şey olarak görülmesi.

Üçüncü olarak bahsettiğim problem daha felsefik bir boyutta tartışılmalıdır ve başka bir yazıya konu edilecek kadar derin bir mevzudur. Mutlak iyinin yenilik, güç ve mücadele olması neye göre belirlenmiştir? Bu özellikler neden erkeğe atfedilmiştir? Fiziksel güç tüm bunlar için yegane bileşen midir? Bunlar gibi daha pek çok derin sorularla erkeklik hakkında sorgulama yapmak aslında ataerkillik, feminizm, toplumsal cinsiyet gibi konularda daha kolay aydınlanmayı sağlar. Fakat günümüz koşullarına bakılarak bir eleştiri yapmak, zorunlu bir hale gelmiştir.

Modernizmin kadını “erkekleştirme” girişimi doğal olarak geleneksel ataerkil rollerin devam etmesine neden olmuştur. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulanmaması ve cinsiyetçiliğin pratik anlamda devam etmesi gibi problemler karşımıza çıkar. Yasalarda cinsiyet eşitliği sağlanmış; fakat toplumsal pratik açısından cinsiyete göre atanan roller ifa edilmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinin olduğu bir ortamda da zaten cinsiyet eşitliğinden de bahsedilemez.

Üçüncü Cinsiyetler Nerede?

Bahsettiğim bu mevzunun bir diğer problemi ise üçüncü cinsiyetlerin görmezden gelinmesidir. Zaten üçüncü cinsiyet terimi de ancak üçüncü dalga feminizm ile literatüre girebilmiştir. Birinci dalga feminizm daha çok siyasal anlamda kadın özgürlüğüne odaklanmışken; ikinci dalga daha çok kadınların cinsel özgürlükleri ve toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgilenmiştir. 1990’larda üçüncü dalga feminizmin ortaya çıkmasıyla ancak farklılıklar konuşulmaya başlanmış ve üçüncü cinsiyet de bu noktada feminizmin bir konusu haline gelmiştir.

Birinci dalganın biçimsel eşitlik kaygısından yukarıda zaten bahsetmiştik. Peki ikinci dalga feminizmde kadınlar ne istiyordur? İkinci dalga feministler daha çok beden, doğurganlık ve cinsellik ile ilgilenmiştir. İkinci dalga feminizmde kadın olmak birleştirici bir güç iken; üçüncü dalga feminizmde ırkı veya cinsel yöneliminden dolayı eziyete maruz kalmış kadınların farklılıkları üzerinden bir konuşma yapılmıştır.

Yani kadının erkekleştirilmesi problemi daha çok ikili cinsiyet sisteminin dışına çıkılamayan dönemlerde meydana gelmiştir. Üçüncü dalga feminizmle birlikte cinsiyet tanımları değişmiş, cinsel yönelimler, beyanlar, toplumsal cinsiyetler işin içine girmiştir. Kadını “erkekleştirme” girişimi bir yönden de, yalnızca biyolojik cinsiyete odaklanmak ve cinsiyetçiliği hat safhaya çıkarmak olarak okunabilir.

Görünür Olmak Erkekleşme “Zorunluluğu”

Kamusal alanda oldukça fazla yer kaplayan erkek, ataerkil toplum yapısı, kadının ikincil statüsü ve erkek devlet gibi bileşenler kadınların var olabilmek için erkeksileşmesine neden olmuştur. Siyaset alanında çalışmak isteyen bir kadın, bu alanda kendini kadın kimliğiyle gösteremeyeceğini “bildiğinden” erkeksi bir kimliğe bürünmek zorunda kalmaktadır. Kadınların, erkek alanlarında yer alması “takdir edilecek” bir şey gibi lanse edilirken; kadının kadın kimliğiyle bu alanlarda bulunamaması kimseyi rahatsız etmemektedir. Kadının erkek bir alana girerek gücünü ve varlığını kanıtlaması, bu perspektiften bakıldığında pek de bir şey ifade etmemektedir. Zaten güç ne demektir ve neden önemlidir? Her kadın güçlü olmak zorunda mıdır ya da sadece erkek alanındaki kadınlar mı güçlüdür?

Sonuç olarak feminizm, kadını erkekleştirmek değil özgürleştirmek için çalışmalıdır. Günümüzde etkisini sürdüren ve pek çok farklı alt dala ayrılan üçüncü dalga feminizmin odaklandığı konulardan biri de budur. Feminizm okumasını doğru bir şekilde yapmak, feminizmi doğru anlamak açısından önemlidir. Kadın özgürlüğü için erkeklere gerek yoktur. Bu bağlamda asıl odaklanılması gereken şey eşitlik değil, özgürlüktür. “Erkekleşmeden” özgürleşen kadınlar vardır ve var olacaktır.

Kaynak: aysegulyaraman.com

medium.com

Görsel: docplayer.biz.tr

Beste Begüm Yigit
Beste Begüm Yigit
Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan sömürüsüne karşı. Kadın, LGBTİ+ ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.

Rastgele Yazılar

Tesla’nın Işığında

Herkese merhaba! Bu haftaki yazıma geçmeden önce belirtmek isterim ki; tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgının ne kadar ağır sonuçlar doğurduğuna...

TERF Tartışmaları: Trans Varoluş ve Görünürlük Mücadelesi

Türkiye’de 2019 yazından beri süregelen TERF (Trans Dışlayıcı Radikal Feminizm) tartışmaları feminist aktivistler ve cinsiyet çalışmalarında bulunan akademisyenlerin ikiliği arasından çıkarak LGBTİQ+...

The Umbrella Academy: Proje Süper Kahramanlar

-Diziyi izlerken olayların akışına kapılsak da tüm o aksiyonların arkasında çok büyük bir gaddarlık ve dram bizi bekliyor aslında. - Doğdukları andan itibaren ne yapacakları, ne olacakları, nasıl yürüyüp, nasıl konuşacakları belli olan bu çocuklara seçme şansı tanınmıyor.

Covid- 19 ile Tarihin En Büyük Siber Saldırısına Hazır Mısınız?

Koronavirüs'ün ilk ilan edildiği Mart ayından bu yana Evde Kal çağrılarına uyarak sosyal mesafeyi korudunuz. Sosyal ilişkilerinizi web tabanlı sürdürdünüz. Kitap indirmek için arşivlere kaydoldunuz, görüntülü sohbetler için yeni tanıştığınız mobil uygulamaları indirdiniz. Bankacılık işlemlerinizi kolaylaştıran, evden banka hesaplarınızı yöneten yeni aracı uygulamalarla tanıştınız. Peki bu kadar kişisel bilginizi online platformlarda paylaştıktan sonra "Siber Saldırılar"a hazır mısınız?

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz