Sosyal medyada paylaş

“Osmanlı döneminde eşcinsellik, 600 küsur yıllık imparatorluğun neredeyse dört yüz yılında etkili bir alanı kapsıyordu.”

Anlatılan yazılı devlet tarihçiliği, sahip olduğumuz bilginin yalnızca sansürlenmiş ve layık görülen kısımlarını okumanın yolunu oluşturmaktadır. Toplumsal dinamiklerin oluşumunu aktaran kaynaklar toplumsal cinsiyet, soykırım vb. konularında resmi tarih anlatıcılığının ötesine geçmeye bizleri zorluyor.

Günümüzde resmi tarih anlatılarının alternatifi olarak görsel ve sözlü, resmi (makamlarca) onayı almayan kaynakları da elde etmek oldukça kolay. Özellikle LGBTİQ+ bireylerinin maruz kaldığı nefret söylemleri toplumun muhafazakâr/dindar kesimi tarafından ana akım düşünce olarak empoze edilse de, bu nefret söylemlerini kuvvetlendiren argümanları yakından incelediğimizde kısa bir araştırma ile tarihin alternatif bir aktarımını yapmak mümkündür. LGBTİQ+ bireylere yönelik sözlü saldırılarda kullanılan argümanlar büyük ölçüde “gelenekçilik” olurken, aslında atayersel-ümmet-ulus üçlüsüne sıkışan bir argümansızlık kendi kendini ele veriyor. Bu nedenle Osmanlı ümmetini ele aldığımız bu yazıda, Osmanlı döneminin farklı dönemlerinde eşcinselliğin tarihine biraz daha yakından bakalım:

Eşcinseller Sarayda, Saray Dışında, Her Yerde!

Osmanlı döneminde eşcinsellik, 600 küsur yıllık imparatorluğun neredeyse dört yüz yılında etkili bir alanı kapsıyordu. Yaygın olarak ortaya çıktığı düşünülen en eski dönem, imparatorluğun yükselme dönemi olarak biliniyor. Savaşlar bir toplum için yükselme, gelişme ve refah olurken; bir başka toplum için kölelik, sömürgeleşme, istismara uğrama ve göç anlamına geliyor. Cinsel şiddete uğrayanlar, köleleştirilenler, evlerini ve her şeylerini -ailelerini dâhi- kaybeden insanlar savaşın kaybedenlerini oluşturuyor.

Günümüzün tersine Osmanlı’da eşcinsellik daha yerleşik ve kabul gören bir kimlik olarak kendisini var ediyordu. Özellikle savaşların ardından pay-i tahta (başkent) yani günümüzün İstanbul’una dönen askerlerin ve tüccarların, işgal edilen topraklardan kaynaklarla birlikte köleleştirilen insanları da getirmesiyle yaygınlaştığı tahmin ediliyor. Dönemin köle tüccarlarının en büyük müşterisi elbette saray. Sarayın şahsi hizmetleri ve bürokrasisi için getirilen bu devşirme köleler erkekse devlet bürokrasisinde ve kışlada, kadın ise padişah ve şehzadelerin hareminde, sarayın hizmetlerinde görev almasıyla belirlendiği her ne kadar anlatılsa da, saraya getiren oğlan köleler de paşa, şehzade ve padişahların birer seks kölesi olarak kullanılabiliyordu. Esirciler tarafından ele geçirilen topraklardan getirilen bu oğlanlar, esir pazarlarında çıplak olarak satılıyordu. Bunun kentteki en önemli merkezi de günümüzün Kapalıçarşı’sıydı.

Eşcinsellik yalnızca sarayda değil, aynı zamanda tebaa ve reaya olarak ikiye ayrılan yönetilenlerin arasında da oldukça yaygın olduğu ve kabul gördüğü biliniyor. Yasalarca reddedilmiş bu toplumsal kabulün cezası ise uyarı, ancak uyulmazsa ölüm ile sonuçlanabiliyor. Verilen ölüm cezasının bir kişinin eşcinsel olduğundan mı yoksa padişah ve devlet erkanına karşı gelmekten mi kaynaklandığını sorgulamadan geçemeyiz.

Sanat ve Edebiyatta Eşcinsellik

Eşcinsellik yalnızca dönemin sosyal yaşamı ile kalmamış, sanatta da oldukça büyük bir yer edinmiş durumdaydı. Dönemin en gelişmiş resim/görsel sanatı olan minyatürlerde eşcinselliğin resmedildiği yüzlerce minyatür çizimi bulunmaktadır.

Edebiyatta ise Şehrengiz adı verilen bir tür mevcut. Şehrengiz, Osmanlı’da erkek güzelleri yani oğlanları anlatan edebiyat türüne verilen isim. Kimi kaynaklara göre erkek esnaf güzellerini anlatan tür olarak da geçiyor. Aşağıdaki iki farklı dize iki farklı Şehrengiz’den alınmış örneklerdir:

“Gümüşüm ve altınım yok ki o güzel oğlanları avlamak için harcayaydım. Şimdi onlar parası bol olanlara av olmaktadırlar.”

“Bu oğlanlara canını versen bile onu bir pula saymazlar. Bunlar parasızla pazarlık yapmazlar.”

Osmanlı edebiyatında Hammamiye diye bir türün olması da hamamlardaki oğlancılığa denk düşüyor. Ayrıca Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bu ilişkilere dair birçok örnek bulunmaktadır. Evliya Çelebi, Seyahattaname’de bu selamlamalardan birkaç örnek verir. Örneklerden bir tanesi şu şekilde:

“Sazcı aptal pezevenklerin esnafı. 300 nefer haşa pirleri yoktur! ”

Evliya Çelebi bu grubun İstanbul’un çeşitli yerlerinde olduğu ve hayatını geçindirmek için esnafa av olduğunu söylemektedir.

“Sapkın” Değil “Mahbup”

Osmanlı’da eşcinsellik daha çok erkekler arası yapılan seks olarak aktarılırken söz konusu kadınlar olduğunda, o dönemde kadınlarının bulunduğu statü, kapanma ve baskı göz önüne alındığında kesin verilere ulaşmak pek de mümkün görünmüyor. Ancak haremde kadınlar arasında da gizli yöntemlerle geliştirilen ilişkiler mevcuttu. Kadının yok sayıldığı ve neredeyse toplumun hiçbir yerinde gözükmediği bir ortamda, erkekler arası ilişkiler çeşitli boyutlarda yaşanıyordu. İslam’ın toplumdaki tüm yaptırımları kadını yok saydığı için haremlik selamlık gibi kimi uygulamalar, kadınların da kendileri içinde farklı cinsel yöntemler geliştirmelerini sağladı. Öyle ki haremdeki kadınlar ve hizmetçi kalfalar “zıbık” adı verilen yapay penisler kullanmışlar. Bu durumun ortaya çıkması ise ölümle cezalandırılmıştır. Çok eşli olan Osmanlı toplumunun kentli tabakası içerisinde, eve kapalı kadınlarda da bunun gibi çeşitli cinsel haz yöntemleri ortaya çıkmıştır.

Günümüze kadar gelen “Oğlan” ve “Oğlancılık” terimleri de yine Osmanlı’da erkek eşcinsel ilişkilerden adını alıyor. Dönemin erkek eşcinsellerinde aktif olanlara “oğlancı” denirken, pasif olanlara ise “oğlan” adı veriliyordu. Eşcinsellerin genel adı ise o dönemde “Mahbup” olarak geçiyordu. Eşcinseller arası kimlik ayrımları da mahbuplar arasında oldukça yaygındı. Yine heteroseksüellere “Zenpare” adı verilirken, Mahbuplara ise “Kulanpare” ismi de veriliyordu.

Eşcinsellik Osmanlı yasalarında her ne kadar yasak olsa da, eşcinsellerin kendi kurdukları mahrem alanlarında oluşturdukları seks işçiliği de mevcuttu. Bunun en önemli merkezleri ise dönemin hamamları olarak bilinmektedir. “Arz-ı endam ettikleri” yer olarak tanımlanan eşcinsel hamamlarında “oğlanlar” servis edilirken ücretleri de en az 300 akçeden başlıyordu. Hamamlardaki eşcinselliği anlatan en önemli kaynak, Derviş İsmail tarafından yazılan Dellakname-i Dilkuşa (Gönül Açan Tellaklar) isimli eserdir. Eserde 17. Yüzyılın sonlarında İstanbul’da bulunan 408 hamamda 2300 tellağın çalıştığı ve bunların yarıdan fazlasının eşcinsel olduğu anlatılıyor. Günümüz TV dizileri ve filmlerde de tellak sahnelerine yansımış olan tellak ile müşteri arası homofobik senaryo ilişkilerini de göz önünde bulundurduğumuzda hiç de önemsiz bir rakam olarak görmemeliyiz… Ayrıca “hamama giren terler” sözü ile “baltayı taşa vurmak” deyimleri de o dönemlerde ortaya çıkmış, eşcinseller arasında üretilmiş deyimlerdir.

Yeniçeri Ocağı’nda Kurumsallaşmış Bir Eşcinsellik

Osmanlı’da Yeniçeri Ocağı, kurumsallaşmış eşcinselliğin kabul görüldüğü bir mekân olarak oldukça büyük bir devlet makamıydı. O dönemde askerlik çağı gelerek ocağa kaydolan oğlanların eşcinselliklerini ispatlarlarsa askerlikten muaf tutulacakları belirtilmiyor ve eşcinseller askerlikten uzak tutulmuyorlardı. Ocağa kabul edilen eşcinsellere “civelekler” adı veriliyordu ve ocakta askerlere hizmet ediyorlardı. Bu hizmetleri yalnızca ayak işleri ile kalmıyordu. Savaşta askerlerle cinsel ilişki kurmaları için “Civelekler Taburu” kurulmuştu.

Yapısı şu şekilde oluşuyordu: Her bir yeniçeri askeri bir civelek “sahipleniyor” ve askerler savaşın sonuna dek onunla ilişki kurmak zorunda kalıyordu. Bunu belirleyen bir defterdar ve ek personel bile savaş alanına atanmıştı. Tarihçi Ergun Hiçyılmaz Osmanlı’nın hamamlarını incelediği kitabında şöyle aktarıyor: “…1810 yılında, bir civelek oğlanı paylaşamadıkları için Galata’dan sorumlu 25. Orta ile 75. Orta adlı Yeniçeri birlikleri iki gün boyunca çatışır. Civeleklere sahip olmak başlı başına bir meseledir…”

Meyhaneler ve ‘Saki’ler

Günümüz muhafazakarlarının argümanlarının aksine Osmanlı’da alkol tüketimi çok yüksek safhada bulunuyordu. Meyhane ve saki kültürü de günümüze yüzlerce yıl öncesinden kalmıştır. Hem evlerde hem de meyhanelerde kabadayıların çeşitli mezelerle süslenmiş sofraları kuruluyordu. Özenle hazırlanmış bu sofralara hizmet eden sakiler erkeklerden oluşuyordu. Parlak, makyajla süslenmiş “oğlanlar” bu sofralarda hem kabadayılara sakilik hem de onlara sofrada eşlik ediyorlardı. Edebiyata ise bu mesele şu dizelerle yansımış:

“Ey saki çoktan beri gelip de kucağımda konuk olmadın

Derdime de elindeki kadehle derman olmadın.”

Sarayda Seks ve Eşcinsellik

Yavuz Sultan Selim, dönemin şeyhülislamı Kemal Paşazade’ye bir seks kitabı yazdırmış. Osmanlı Dönemi’nde padişahların yazdırdığı ve ayrıca çevirtip okuttuğu bu kitaplara Bahname ismi verilmiş. Bahnamelerde küçük penislerin nasıl büyüyeceğinden, gebelik pozisyonlarına ve prezervatifin (doğru) kullanımına kadar farklı konular işlenmiş.

Yavuz Sultan Selim‘in yazdırdığı Bahname, bu konuların dışında oğlancılığa dair birçok minyatür barındırıyor. Minyatürlerin en sonuncusu ise Diyanet Vakfı tarafından sansürlenmiş ve çevrimiçi tüm kaynaklardan kaldırtılmış. O dönemde üretilen son seks kitabı ise en son İngiltere’de bir açık artırmada satılmış.

Osmanlı’da Eşcinsellik Yasağının Kalkması

Veri doğrulama platformu Teyit’in analizine göre, Osmanlı’da eşcinsel ilişkiler 1858’de suç olmaktan çıktı. İlk olarak bu kanun, 1791’de Fransa’da çıkıyor, 1793’te Monaco, ondan iki yıl sonra Lüksemburg, 1811 yılına gelindiğinde Hollanda da düzenlemeleri gerçekleştiriyor. Aradan yaklaşık 20 yıl geçtiğinde Belçika ve sonrasında da Osmanlı Devleti bu kararı alıyor. Bu dönem Tanzimat reformlarına tekabül ediyor. Bu gelişme 19. yüzyılda resmiyet kazanmış olsa da neredeyse üç yüz yıl öncesinden kayıtlar, ciddi cezalardan bahsetmektedir. 1520’lerde yayınlanan bir kanunnamede, zina suçları arasında yer alan eşcinsellikle ilgili olanlara verilecek cezalar hayli ağırdı ve es geçilmeleri durumunda çok büyük yaptırımları vardı. Peki neden 1800 ya da 1900 değil de 1858’de oldu bu düzenleme? Bunun yanıtı, yasayı ilk olarak çıkaran ülke Fransa’da.

Tanzimat reformlarının kaynağı Fransa’daki düzenlemelerdi. Hukuka eklemlenen bu yeni kurallar arasında eşcinsellik de vardı. Böylece Ceza Kanunname-i Hümayun’da yasak olmaktan çıkan eşcinsellik, Osmanlı’da saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım 1922’ye dek statüsünü korudu. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda da bu konuda herhangi bir yasak getirilmedi.

Günümüzde hâlâ büyük bir toplumsal linçin hedefinde olan eşcinsellik, Osmanlı’dan da öncesine elbette toplumlar tarihinin en derinlerine dayanıyor. Özellikle tarımla ve yerleşik hayatla tek eşlilik ve dini eğilimlerin güçlendiği tahmin edilirken kentsel yaşam alanlarında tüm medeniyetlerin tarihinde eşcinsellik, sosyal hayattan döneminin siyasetine hatta ekonomisine kadar büyük bir yer edinmiş durumda. Elbette eşcinselliği meşru kılan şey ekonomik ve siyasi kazanımları değildir. Bu yazının temel amacı da yukarıda belirtilen örneklerle ve Osmanlı spesifiği aracılığıyla gündelik yaşamın meşru, makul ve değiştirilemez bir parçasının eşcinsellikten oluştuğunu aktarmaktır.

Günümüz toplumunda görmüş olduğumuz homofobik tutumlar, LGBTİQ+ bireyleri ötekileştiren neftet söylemleri ve hedef göstermeler eşcinselliğin tarihi kadar eskiye dayanmıyor. Bu söylemler ve eylemler, cisheteronormatif toplumun uydurması ve özellikle devletin din istismarı sonucu ortaya çıkmıştır. Yakın geçmişte ve günümüzde LGBTİQ+ bireyler gerek gündem değiştirmek için hedef göstermelere, gerek algı yönetimi için ayrımcılığa, gerekse cinsel, psikolojik, fiziksel vb. şiddete maruz kalmıştır. Görüldüğü üzere LGBTİQ+ bireylerin “sapkın” olarak nitelendirilmesinin altında yatan herhangi bir neden olmamakla birlikte tamamen kişisel çıkarların peşinde koşanların korkularının ve nefretlerinin bir göstergesidir. Bugün ve yoğun olarak LGBTİQ+ bireylerin yaşadığı bu olay, yalnızca LGBTİQ+ bireylerin değil ayrımcılığa, faşizme, ötekileştirmeye karşı olan herkesin sorunudur.

 

Görseller:

t24

gezginmimar-merze

Sosyal medyada paylaş

About the Author: Ent Yaşam

Ent Yaşam
Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Yaşam Editörlüğü'nün seçkisidir.
Categories: LGBTİ+0 Comments

Leave A Comment