George Orwell, 70 yıl önce bu ay yayımlanmış olan ve bizim totaliter bir gelecekle ilgili en kötü korkulamızla bağdaşmış olan 1984 adlı kitabını tamamlamak için sürekli olarak önemli tıbbi bakımını ertelemişti. Romanının tanıtımından yarım yıl sonra vefat etti. Çünkü o her şeyini ortaya koyduğuna inanıyordu. Orwell’ın genç bir oğlu, kendi adamış bir kız kardeşi, üç aylık bir eşi ve onun ileri görüşlü ve baskıcı romanını efsaneleştirmiş minnettar bir kitlesi vardı fakat o romanını bitirmek uğruna bunları feda etti. Fakat, bugün korkutucu bir soru ile karşı karşıyayız: George Orwell boşuna mı öldü?

Orwell, Nazi yenilgisinden sonra bile demokrasiyi tehdit eden totaliter tehlikelere karşı İngiliz ve Amerikan toplumunu uyarmayı amaçlamıştı.

Romanının tamamlanışından önceki ve sonraki mektuplarında Orwell, totaliterliğe karşı herhangi bir alışmışlık göstergesinin asla hafife alınmaması ve totalitarizme karşı sürekli eleştiri yapılması gerektiği hakkında uyarılar yapmıştı. Totalitarizm onlunla savaşılmadığında, her yerde zafer kazanabilirdi.

1984’ün yayımlanışından beri Orwell’le beraber kitle gözetim ve sosyal kontrolün sadece devlet içinde çıkabileceğini sanıyorduk.

Yanılmıştık.

Bu hata bizi, özgürlük ve demokrasiye eşit derecede zararlı ama büyük ölçüde farklı bir tehlikeye karşı savunmasız bıraktı.

19 yıldır özel şirketler, benim gözetim kapitalizmi adını verdiğim İnternet ve İnternetin dijital teknolojilerini gasp eden eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik mantık uyguluyor. 2000 yılında Google tarafından icat edilen bu yeni ekonomi, kişisel insan deneyimini “davranışsal veriye çevirmek için hammadde” olarak adlandırdı. Bazı veriler hizmet kalitesini geliştirmek için kullanılırken diğer veriler davranışlarımızı tahmin etmek adına hesaplama amaçlı ürünler haline getiriliyor. Bu öngörüler gözetim kapitalistlerinin daha sonra hangi hamleleri yapacaklarına karar vermelerine kesinlik getirmek için yeni borsalara pazarlanıyor. Bu mantık ilk olarak hangi reklamların ilgimizi çekeceğini bulmak için uygulandı. Ancak, benzer uygulamalar artık kişisel deneyimlerin gizlice kayda alındığı ve davranışsal tahmin hesaplamalarında kullanıldığı sigorta, perakende, sağlık, eğitim, finans ve daha fazlası gibi neredeyse her sektörde uygulanıyor. Artık internetin özel gözetim sermayesi tarafından sahiplenildiği ve işletildiğini söylemek abartı değil.

Gözetim kapitalistleri, doğru tahmin için verilen rekabette çoğu isabetli tahminin, yalnızca kullanıcı hareketlerini gözlemlemekten değil; aynı zamanda bu hareketleri değiştirmekten ve yönlendirmekten geldiğini fark ettiler. Örnek olarak 2013’e gelindiğinde Facebook, kullanıcılarının gerçek hayattaki davranışlarını ve duygularını şekillendirebilmek için sayfalarında bilinçaltı ipuçları gizlemeyi öğrendi. Sonrasında bu metotlar pazarlamacıların, kullanıcıların en savunmasız olduğu anda davranışlarını belirlemeyebilmesi için gerçek zamanlı duygusal analizlerle birleştirildi. Bu buluşlar hem etkili hem de fark edilmesi oldukça güç olduğu için çokça övüldü. Cambridge Analytica daha sonra aynı metotların ticari davranışlar yerine siyasi davranışlar için de uygulanabileceğini gösterdi.

2016 yılında Google tarafından geliştirilen ve bir Google yan şirketi tarafından yayınlanan arttırılmış gerçeklik oyunu Pokemon Go, kitle davranış şekillendirmesini yeni bir seviyeye taşıdı. McDonalds ve Starbucks’ın ticari müşterileri tıpkı online reklamcıların “tıklama başına ücret” için para ödedikleri gibi “footfall” adında bir uygulamaya “ziyaret başına ücret” için para ödediler. Oyun mühendisleri, bilgileri olmadan oyuncuları nasıl kar sağlayacak istikametlere yönlendireceklerini öğrendiler.

Orwell'in Gözetim Tehlikesi

Binary kodu denilen sanal rakamlarından içinden etrafı izleyen bir göz.

Gözetim kapitalizmi gelişirken demokrasi uyudu.

Sonuç olarak gözetim kapitalistleri artık yarım yüzyıl önce totalitarizmin olduğu gibi eşi benzeri görülmemiş bir gücü, 21.yy’da ellerinde tutuyor. Ben buna enstrümantal otorite diyorum çünkü o amacını dijital enstrümanların yapısıyla yerine getiriyor. Herkesi himayesine altında tutmak için güç ve korkuyu kullanan Büyük Birader’den farklı olarak bu dijital ağlar tabiri yerindeyse bir Büyük Öteki, yani kanun tarafından durdurulmayan ve davranışlarımızı uzaktan kontrol etmek için tasarlanmış, kişiliksiz sistemler olarak nitelendirilebilir.

Enstrümantal otorite bizim geleceğimizi gözetim kapitalizminin çıkarlarına teslim ediyor fakat, bu yeni güç henüz bizlere şiddet ve korku kullanarak sahip olamadığı için onun etkilerini hafife alıyoruz ve ona karşı gardımızı düşürüyoruz. Enstrümantal otorite gardımızı kırmak istemiyor; o sadece bizi makineleştirmek istiyor. Bizi doğal yaşam tarzımızdan uzaklaştırıyor.  Büyük Öteki’nin milyarlarca duyusal, her anımızı hesaplayan, durmaksızın çalışan sanal gözleri ve kulaklarının algılayabileceği biçimde davrandığımız sürece bizim ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi ya da ne yaptığımızı umursamıyor.

Enstrümantal otorite demokrasiye kafa tutuyor. Büyük Öteki, operasyonları gizli kalmaya ve ona karşı koyma hakkımızı ortadan kaldırmaya devam ederken her şeyin farkında. Bu durum demokrasinin onlar olmadan varlığını sürdüremeyeceği insan özerkliği ve özgür iradeyi derinden sarsıyor. Enstrümantal otorite, modern dönem öncesi zamanlar ile özdeşleştirilen benzeri görülmemiş bilgiler üretiyor. Büyük Öteki’nin bilgisi bizimle ilgili ama bu bilgi bizim yararımıza kullanılmıyor. Biz onun hakkında hiçbir şey bilmezken Büyük Öteki bizim hakkımızda her şeyi biliyor. Bu güç dengesizliği yasadışı değil çünkü henüz bunu kontrol etmek için yasalarımız yok fakat bu esas olarak demokrasiye karşı bir durum.

Gözetim kapitalistleri, metotlarının dijital teknolojinin kaçınılmaz sonuçları olduğunu savunuyor. Bu yanlış bir kanı. Gözetim kapitalizmi olmayan dijital bir gelecek hayal etmek mümkün fakat dijital teknolojinin olmadığı bir gözetim kapitalizmi hayal etmek imkansız.

70 yıl sonra, dijital geleceğe boyun eğmeyi reddederek Orwell ’in ölümünü onurlandırabiliriz.

Orwell, “anın kazanına boyun eğme içgüdüsünü” küçümserdi. Cesaretli olmayı diretirdi. O, mağlup edilemez görünen güçlere karşı bile ahlaki tutumumuzu ortaya koymamızı isterdi. Orwell gibi eleştirel düşünün ve eleştirin. Özgürlüğü hafife almayın. İnsanların kendilerini yönetmelerini fikrini öne süren uzun insanlık hikayesi için savaşın. Orwell, bunun için ölmeye değeceğini düşündü.


Bu yazı ilk kez Time adına Shoshana Zuboff tarafından kaleme alınmış olup Ent Dergi adına Baran Okay tarafından Türkçe diline tercüme edilmiştir.

Kaynak : time.com

Sosyal medyada paylaş

Baran Okay

İngilizce Öğretmenliği birinci sınıf öğrencisi. Bir çok konuda okuma ve çeviri yapmaktan zevk alır. En sevdiğin konular tarih ve felsefedir.
Published On: Ocak 1st, 2021Categories: Bilim, Felsefe, Teknoloji0 Yorum

Leave A Comment