Günümüzde, eşcinsel ilişkilerin -bilhassa erkekler arasında- Hristiyanlık tarihi ile çeliştiğini varsaymak kolaydır. Ne de olsa Westboro Baptist Kilisesinin kötü şöhrete sahip kampanyalarından LGBTQ* politikalarına yapılan inanç-temelli dayatmalara kadar modern muhafazakâr evanjelist Hristiyanlığın birçok öğesi, dinin temelde LGBTQ topluluğuna karşı çıktığı izlenimini verir. rta çağ 

Ancak bu ayrım hayal edilen kadar keskin olmayabilir. Tarihi kanıtlar, antik çağlardan eşcinsel yakınlıkların gelişebildiği Orta Çağ Hristiyanlığına kadar uzanan edebiyat, felsefe ve kültür alanlarında zengin bir süregelme geleneğinden söz eder.

Aslına bakıldığında, Orta Çağ dünyasında kuir topluluğun güçlü parıltılarını ve marjinalleştirilmiş ve zulme uğramış Hristiyan tebaası adına bir dil oluşturmada oynadıkları rolü görebiliriz. Kuir figürlerin Orta Çağ dünyasının çeşitli seküler ve dini mekânları arasında nasıl hareket ettiğini anlatan birçok hikâye eşcinsel yakınlıkları ve cinsellik hakkında dudak uçuklatan bir samimiyeti paylaşır ve Orta Çağ yazarlarının cinsiyet ve cinsel arzunun kesişmeleri hakkında nasıl bir görüş sahibi olduğunu ortaya koymada önemli kanıtlar sunabilir.

Orta Çağ Hristiyanlığında eşcinsel ilişkiler bugün olduğu gibi pek çok kişi tarafından kabul edilmese de, bu ilişkiler modern Hristiyan sağında bulduğumuz yoğun küçümsemeyi de ortaya çıkarmadı. Cinsel eylemlerdeki büyük çeşitliğe rağmen, eşcinsel yakınlıkları, çoğu erken Orta Çağ yazarlarının ilgi odağı olmaktan çok uzaktaydı. Aslında, eşcinsel ilişkiye karşı getirilen yasaklar yalnızca belirli kesimleri kapsıyordu ve genellikle dini faktörlerden çok siyasi faktörler sonucu meydana geldi. Örneğin, altıncı yüzyılda İmparator Justinian’ın tarihçisi Prokopios, Justinian’ın yalnızca cinsel geçmişini bildiği belirli siyasi rakiplere zulmetmek için eşcinsel ilişkilere karşı yasa çıkardığını söylüyor.

Ek olarak, Orta Çağ Akdeniz’i boyunca, doğumda cinsiyeti kadın olarak atanan ancak tamamı erkeklerden oluşan manastır topluluklarında keşiş olan kişilerin hikâyelerini anlatan bir dizi azizin hayatına rastlıyoruz. Kısaca hayatını “erkek keşiş Eugenios” olarak geçirmiş Aziz Eugenia’nın hikâyesinde, aziz, Melania adında bir kadın tarafından cinsel tacize uğrar. Metinde oldukça açıktır ki, Melania, keşişin erkek görünümüne çekilmiştir. Bu hikâye önemlidir çünkü bize bu keşişlere erkek olarak muamele etmemiz ve onları kadın olarak yanlış cinsiyetlendirmememiz gerektiğini gösteriyor. Kendi başlarına zengin ve karmaşık karakterleri olan bu figürler, Orta Çağ yazarlarının topluluk, cinsiyet, cinsellik ve dindarlık ile ilgili zor soruları cevaplamalarına yardımcı oldu.

Yazarlar her zaman kahramanlarının cinsiyetini nasıl ele alacaklarını ve yorumlayacaklarını bilemedikleri için bu hikayeyeler, dini topluluklarda erkeklerde eşcinsel arzunun nasıl kendini belli ettiğini ortaya koyuyor. Beşinci yüzyılda Aziz Smaragdos’un hikâyesinde genç, sakalsız keşiş, başrahip tarafından izole edildiği ve ayrı bir hücreye yerleştirildiği manastıra varır. Yazar, onun zümrüdü andıran güzelliğinden dolayı tökezlemelerine neden olamasın diye kardeşleri tarafından görülmeyecek şekilde buraya yerleştirildiğini anlatıyor.

Anlatıcının eşcinsel arzusu hakkında bu kadar açık yazabilmesinin, doğumunda cinsiyeti kadın olarak atanan bu keşişin zihninde (bir ölçüde) bir kadın olduğu düşüncesi sebebiyle mümkün olduğunu tahmin edebiliriz. Fakat metinler arasındaki benzerlik ve aslen yazıldıkları dile gösterilen hassasiyet, bu ayrım ve yasaklamaların arkasında çok daha karmaşık bir gerçeklik olduğunu gözler önüne sermektedir.

Başrahibin, genç bir keşişin, rahip arkadaşlarını nasıl ve neden cinsel olarak uyardığı konusunda asla kafası karışmaz ve onun cinsiyetiyle ilgili kafasında herhangi bir endişe veya soru yoktur. Manastırlarda eşcinsel arzu konusunda benzer bir farkındalık, erken Orta Çağ yazarlarının geniş bir dağılımında belirgindir. Örneğin, Scythopolis’li Cyril’in beşinci yüzyılda yaşamış Filistinli manastır kurucusu Euthymios’un hayatını anlattığı eserde rahip, takipçilerine, “en genç kardeşinizin hücreme yaklaşmasına izin vermeyin çünkü, kişinin nefis savaşı gereği, dişil bir yüzün manastırda bulunması doğru değildir” der. “Dişil yüzlere” veya “sakalsız erkeklere” yönelik bu tarz yasakların varlığı manastır hayatını düzenlemek için yazılan kurallarda rastlanır. Aynı şekilde, John Klimachos, yedinci yüzyılın ortalarında kaleme aldığı Heavenly Ladder’da (Cennet Merdiveni) “birbirleri için şehvetli bir durum geliştiren” iki kişi arasında düşmanlığı körüklemede özellikle becerikli keşişleri över.

Yine de manastırlar içerisinde cinsel yakınlıklardan rahatsızlık duyulmasına rağmen, algılanan sorun, her zaman, bu kişilerin erkek olmalarına değil, bekârlığa kendini adamış olmalarına bağlıdır. Gerçekleşen eşcinsel aktivite, manastır dışında kadınlarla birliktelik yaşamakla suçlanan keşişlere göre daha az kaygı konusudur. Keşişler arasındaki birliktelik nazikçe çözülürken ve manastır içinde halledilirken, kadınlarla yaşanan ilişki genellikle bir keşişin topluluktan atılmasına yol açar.

Şaşırtıcı ve etkileyici bir başka örnek olarak, yedinci yüzyıl teoloğu İtirafçı Maksimos, toplulukları birbirine bağlayan şeyin ne olduğu üzerine düşünür ve canlıların bir bütün olarak bir araya gelmesine neden olan şeyin “şehvetsel sevgi” ve “arzular” (erota)  olduğunu belirtir. Hayvanların bir araya toplanıp, “aynı türden bir partnere doğru” çekilmesi bu “erotik yeti” sayesindedir. Buradaki toplanma tanımlaması, benzerler arasındaki yakınlık diline dayanıyor ve manastır topluluklarındaki erkekler ve diğer sosyal gruplardaki erkekler arasındaki soylar için Yunanca çok sayıda metafor sağlıyor.

Ancak, eşcinsel yakınlıklar için kurumsallaşmış alanlar, orta çağdaki manastır dünyasına özgü değildi. Örneğin, manevi kardeşlik ayini ya da adelphopoiēsis (kelime anlamıyla, “kardeş-yapma”) iki erkeği manevi bir kardeşliğe bağlıyordu ve evlilik töreninin belirli unsurlarını yansıtıyordu. Bu süreç tartışmalı bir şekilde Yale tarihçisi John Boswell tarafından bir Orta Çağ “eşcinsel birliği” olarak kutlandı. Hatta bu manevi kardeşlerin aynı yatağı paylaştıkları ve sıkı sıkıya bağlı hayatlar yaşadıkları söyleniyor.

Yıllar boyunca akademisyenler, Boswell’in ilk argümanına büyük oranda ayrıntı eklerken, ayinin ardındaki her türlü eşcinsel arzusunu şiddetle reddetmeye çalıştılar. Ancak, Vatikan Kütüphanesi’ndeki yayımlanmamış bir el yazması çok farklı bir hikâye anlatıyor. Sadece orijinal haline danışabildiğimiz bu Orta çağ Yunancası el yazması metinde, 13.yüzyıl Konstantinopolis Patriği Athanasius I, ayinin başlangıcından yüzyıllar sonra yazarak, “cinsel birleşmeye ve ahlaksızlığa neden olduğu” iddiasıyla ayini kınıyor. Sonraki dönemde, tepkinin yarattığı kargaşada, bu ayinin kendilerini birbirine adamış erkekler için gerçekten oynayabileceği rolü anlatan, ayinlere karşı yeni keşfedilmiş homofobik bir direniş görüyoruz: Patrik’in sözleri, niyeti ne olursa olsun ayinin erkekler arasında cinsel yakınlık için bir alan sağladığı gerçeğini kabul ediyor. “Kardeş-yapma” ayininin modern çağ öncesi kuir erkekler için, bu terim var olmadan çok önce, muhtemel olarak hareket alanı sağlaması, Hristiyanlık tarihi açısından kritiktir.

Bunun gibi anlatılar bizleri erkekler arasındaki yakınlıkların dini yaşamın çeşitli yönlerinde, hatta keşişler arasında bile var olduğunu anlamaya iter. Bu ilişkiler her zaman ödüllendirilmiş veya benimsenmiş olmayabilir, ancak bu ilişkiler aynı zamanda bugün radikal Hristiyanlıkta buldukları nefreti ve yoğun eleştirileri de almadılar. Hatta, elimizdeki kanıtlar, manastır topluluklarının mahremiyetinde ve adelphopoiēsis gibi ayinlerde, kuir figürlerin, arşivin koruyabildiğinin çok ötesinde sevgi dolu ilişkilerde var olmak için bolca yere sahip olduğunu gösteriyor.

Yazılı kaynaklarımız, dolaylı olarak bu ilişkilerin varlığına işaret ediyor, ancak bu yakınlıklar hakkındaki detaylı hikayeler yalnızca sönük birer yıldız; artık kayıp yaşamların kumunda, tarih tarafından unutulmuş bir taslak olarak bırakılıyor. Tarihçiler olarak bizim rolümüz sadece yazılanları tekrarlamak değil, satır aralarını okumaktır. Bu, yaşamları ya mahremiyetle korunmuş ya da ardından gelen tarih tarafından genellikle kasıtlı olarak silinmiş öznelerin gerçeklerini gün yüzüne çıkarmanın tek yoludur.**

 

 Konuyla ilgili benzer bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz: Osmanlı’da Eşcinsellik “Sapkınlığı” – Ent Dergi 


*Ç.N.:LGBTQ: Kullanılan terimin yeterince kapsayıcı olmadığının farkında olarak; bu terim kimseyi dışlama ya da ötekileştirme gibi bir amaca hizmet etmemektedir. Orijinal metinden sapmamak için bu şekilde kullanıldı. En kapsayıcı şekli ise LGBTİQAA+ olarak kabul edilir.

**Okumuş olduğunuz yazı ilk olarak 2020 yılında time.com adresinde İngilizce dilinde yayınlanmış olup Ent Dergi adına Baran Okay tarafından tercüme edilerek yayınlanmıştır.

Sosyal medyada paylaş

Baran Okay

İngilizce Öğretmenliği birinci sınıf öğrencisi. Bir çok konuda okuma ve çeviri yapmaktan zevk alır. En sevdiğin konular tarih ve felsefedir.
Published On: Ekim 19th, 2021Categories: Çeviri, LGBTİ+, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment