Kategoriler
    More

      Nietzsche Tanrıyı Öldürdü, Sartre Özgürlüğü Kaçınılmaz Kıldı!

      Nietzsche’ye göre Sokrates’in düşüncelerinde temelini bulan Batı felsefesi ahlak görüşü, insan yaşamına ve doğasına aykırıdır. İnsanlık tarihine ait bu zamanı, Avrupa tarihinde kabul görmüş tüm ahlaki yapının çöküşü olarak görmüş; Tanrı’ya inancın ve ahlaki düzenin artık idame ettirilemeyeceği bir zaman olarak anlamıştı Nietzsche. Yaşamı her zaman yücelten bir filozof olarak, Nietzsche’nin yaşamı ve yaşamayı aşağılayıcı söylemlerde bulunan metafiziği olumlaması zaten beklenmemelidir. Nietzsche, insanın doğası olarak gördüğü tutkulu ve kuralsız olma ediminin, Batı metafiziği tarafından disipline edildiğini ve onun yerine uysal ve itaatkar yapay kişilikler yaratıldığını savunur.

      Nietzsche, “Tanrı öldü” diye haykırmaktadır. Ama düşünülenin aksine bunu bir son nokta olarak değil, ancak bir dönüm noktası olarak kabul etmiştir.

      “Tanrı öldü” sözüyle ilgili en yaygın yanlış anlaşılma, onun ateizmle birbirine karıştırılmasıdır. Burada Nietzsche’nin yapmaya çalıştığı şey ateizm olumlaması değildir. Tanrı’nın ölümü bir olay iken ateizm bir inançtır. Yine de Nietzsche, Tanrı’nın ölümünü, basitçe olgusal bir olay olarak değil fakat tarihsel bir olay olarak ele alır. Bununla birlikte Nietzsche’nin, Tanrı’nın varlığı ya da yokluğuyla ilgilenmediği çok açıktır. Tanrı inancının yitimi insanlarda zaten mevcuttur. Tanrı’nın ölümünün en can alıcı noktası bunca zaman oturmuş ve yaşam biçimini ayakta tutan değerlerin, değersizleşmesidir. İşte Nietzsche de tam olarak bununla ilgilenir. Onun üst-insan ile ilgili düşüncelerine, neredeyse isminin geçtiği her yerde değinilir.

      Nietzsche, bilime ve demokrasiye inanmadığından, Tanrı’nın ölümünü aslında kötü bir şey olarak görür. O, Tanrı’nın öldüğünü söylerken, insanın dünyada belli bir düzen içinde olmadığını; mutlaklık, saf akıl gibi kavramların aldatıcı olduğunu ifade eder. Bu ifadelerden de yine klasik felsefeye ne kadar karşı olduğunu anlayabiliriz. Tanrı’nın ölümü düşüncesi, eski değer yargılarının yozlaşmasının ve bu yozlaşmanın insanı nihilizme sürükleyeceğinin bir ifadesidir. Bu bağlamda o, nihilizmi insan varlığı için büyük bir tehdit olarak görür. Nietzsche bu ifadeyle aslında, dini kesinliğin, Tanrı’nın ve hiçbir nihai kesinliğin bulunmadığı bir dünyanın gelişinin haberini vermek istemiştir. Yani her ne kadar nihilist olarak görülse de aslında nihilizmi reddetmiştir; fakat onun kaçınılmaz olduğunu da sıkça dile getirmiştir.

      Nietzsche, Tanrı’nın ölümünü bir gereklilik olarak görmüştür. Bu yüzden üst-insanı getirecek olan Tanrı’nın ölmesi olayının gerçekleşmesi zorunludur. Nietzsche için Tanrı’nın ölümü bir bakıma endişe vericidir; fakat yine de insanın anlaşılmaz olan doğasını yenmesi için bu gerçekleşmelidir. Eğer insanın bir gücü olacaksa, onu kısıtlayabilme yetkisini elinde bulunduran bir başka gücün olmaması gerekir. Bu yüzden insan başkaldırmalı ve özgürlüğünü ilan etmelidir. Görülüyor ki bu felsefe, ‘Tanrı yoktur’ tezinden çok ‘Tanrı olmamalıdır’ tezini savunur. Bir başka ifadeyle; Tanrı varsa özgürlük yok demektir.

      Sartre, Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözünü geçerli bir olgu olarak kabul eder. İnsan, Tanrı’ya dayandırdığı yaratıcı özgürlüğü tekrar ele geçirmelidir. O, kendisini, yalnızca kendi tezahürüyle dünyanın var olduğu bir varlık olarak kabul etmelidir. Çünkü Sartre’ye göre insani evrenden başka bir evren yoktur. Tanrıtanımaz bir varoluşçu olan Sartre, Nietzsche’nin fikirlerinden oldukça etkilenmiştir. Sartre, insanı özgürlüğe mahkum bir varlık olarak gördüğünden; Nietzsche’nin Tanrı’nın ölümünü ilan etmesini ve onun yerine kendi kendini oluşturan özgür insanın var olmasını haklı bulur. Zaten varoluşçuluk da Nietzsche’nin rasyonalizme karşı gelerek Tanrı’nın ölümünü ilan etmesiyle başlar. Sartre da insanın gücünü ve anlamını Tanrı’da değil, kendi iç benliğinde bulabileceğini söyler; ki zaten Tanrı’nın varlığını reddeder.

      Sartre’nin insanın özgürlüğüne yaptığı bu vurgudan, neden ateist olduğu ve Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözünü haklı bulduğu anlaşılabilir. Sartre’ye göre Tanrı olmadığı için insana verili hazır bir öz yoktur. İnsan sürekli seçim yaparak nasıl olduğunu dolayısıyla özünü kendi belirler. İnsan özgür olmaya zorunludur; çünkü bir yaratıcı yoktur ve insan yaratılmamıştır. Bu yüzden insan, özgürlüğü kendinde bulur. Aslında Sartre, özgürlüğü tam olarak tanımlamaz. Özgürlüğün belli bir özü yoktur. O, sadece insanın sürekli bir ileri atılımıdır. Sartre’a göre, özgürlük insan var oluşuyla eşdeğerdir; yani insanın var oluşu, özgürlüğün ta kendisidir. Bir bakıma özgürlük, insanın var oluş hiçliğidir.

      Sartre, kimsenin özgürlükten kaçamayacağını; topluluk kurallarına uyan birinin bile bunu kendi özgür iradesiyle seçtiğini, dolayısıyla sorumluluğunu da alması gerektiğini belirtir. İnsanın, özgür olmama yoluna değil fakat Sartre’nin ‘kötü niyet’ olarak adlandırdığı, sorumluluğu üzerinden atma ve kendini kandırma yoluna gidebileceğini belirtir. Tüm bunlarla birlikte Sartre özgürlük düşüncesine şunları da eklemektedir: Evet, insan, içinde yaşadığı dünyayı seçemez; ancak bu dünyayı güzel ya da çirkin bulması, insanın kendinden belirlediği bir şeydir. Bir başka ifadeyle; insan, kendi dışında olan koşulları seçemez ama ona karşı tavrı tamamen kendi seçimidir. Buna göre insan, kendi dünyasını da tıpkı özünü kurduğu gibi kurmaktadır.

      Beste Begüm Yigit
      Beste Begüm Yigit
      Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan sömürüsüne karşı. Kadın, LGBTİ+ ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.

      Rastgele Yazılar

      Dede Korkut Hikayelerinde Kadın Mitleri

      Edebiyat toplumların kültürünü, örf ve adetlerini, yaşayış ve düşünüş biçimlerini yazı yoluyla nesiller ve toplumlar arası aktarılmasıdır. Çoğunlukla tamamen...

      İklim Mültecileri

      İsteklerinden bağımsız sevdiği insanlardan, belki bahçesinde ya da sokakta beslediği çiçekten ve üstünde mücadele vermekten hoşlandığı topraktan ayrılmak zorunda bırakılan insanlara ekranlarda denk geliriz. Bazen bir kamyonun arkasında bazen ise karaya vurmuş cesetlerle… Ülkeler arası ya da ülke içinde gerçekleşen savaşlardan ve katliamlardan kaçan insanlardan bahsediyorum, mültecilerden...

      Yeni Avukatlık Yasası’nın Getirdikleri Ve Götürdükleri

      Beraberinde birçok sorunu getirecek olan söz konusu yasal değişikliğin, konunun muhatabı ve uzmanı hukukçularla tartışarak, mevcut sorunları gidermeye yönelik bir düzenleme yapılsaydı, daha yerinde olacağı kanaatindeyim.

      Özgürlüğün Zincirleri

      Doğduğu anda yapıştırıyorlar kalıpları minik bedenlere ‘bir’ olmalarını istiyorlar, aynı fabrikanın ürünleriymiş gibi. Hâlbuki “Özgürsünüz.” diyorlardı, sahi neydi özgürlük?...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz