Ajda Ender İstanbul’da yaşayan son zamanlarda uğradığı nefret suçlarına karşı verdiği mücadelesiyle gündeme gelen bir trans kadın. Kendisiyle hem uğradığı transfobi ve nefret suçlarını hem de bunların toplumdaki karşılıklarını kendi hayat hikayesini konu alarak konuştuk. Ayrıca henüz savcılıkta olan ve görülmesi beklenen duruşmalarında kendisiyle dayanışma çağrısında bulunuyor.

Ajda Ender kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Ajda Ender, 4 Temmuz 1977’de İstanbul’da dünyaya geldim. Çocukluğum Yeniköy, Sarıyer, Nişantaşı, Kurtuluş, Feriköy’de geçti. Çocukluğumda doğuştan kadın olduğumu biliyordum. Sürekli kadın kıyafetleri giyerdim. Makyaj yapıp kremler, parfümler sürerdim. Aile içinde dışında dikkat çekiyordum. Küçüklük yaşlarımda da ilkokulda, ortaokulda, lisede bana kız derlerdi. Okulda da ayrımcı nefret söylemleri yapıldı. Cinsiyet kimliğim yüzünden rahat bir okul hayatım olmadı. Erkeklerin tacizleri çok fazlaydı okulda da. İşletme fakültesinde öğrenciyim, öğrencilik hayatım devam ediyor. Okumayı, eğitimi çok seviyorum. İnsan hakları eğitimi alıyorum. İnsan hakları için çalışmalarım olucak. Ben altı aylıkken babam cezaevine girdi. Ben sekiz yaşındayken çıktı. Babam bana şiddet uygulamaya başladı ve bu şiddet hayatım boyunca sürdü. Beni dövdü, taciz etti. Babamın ailesi de bu şiddete göz yumdu. Babamın beni taciz etmesi ve şiddet uygulaması yüzünden evden ayrılmak zorunda kaldım. Çocukluğumda, bugünlerimde nefret suçlarıyla geçti. Aile içinde olmayan huzurum toplum içinde de yoktu. Trans kadının adı yok, hakkı yok toplumda.

Komşularınız tarafından darp edildiğinizi, şiddete maruz kaldığınızı belirtmiştiniz daha önce, bize bu süreci biraz anlatabilir misiniz?

Baba evimde şiddete uğradığım için, 2003 yılında Pangaltı’ndaki evime taşındım. Evime taşındığım zaman hiçbir eşyam yoktu. Eşyalarımı alana kadar yere çarşaf sererek uyudum. Çalışarak eşyalarımı aldım. 2005 yılından itibaren apartmandaki ırkçı, ayrımcı, nefret suçları işleyen kişiler bana nefret söylemlerinde bulundular. Benim “fuhuş” yaptığımı söyleyip, apartmanda dönmelere yer yok, seni asıp zehirlemek gerek gibi nefret söylemlerinde bulundular. Beni ölümle tehdit edip üzerime bıçakla saldırdılar. Evimde ki elektrikleri kestiler, ev kapımı, apartman kapımı bozdular. Evime girmemem için anahtarları değiştirip kapıları kilitlediler. Evime sokmadılar, sokmuyorlar. Çocukları olanlar aynı nefret suçlarını çocuklarına da yaptırdılar. Suçlulardan biri bana tecavüz etti, ikisi cinsel taciz uyguladı. Toplamda şikayetçi olduğum dokuz kişi var, dokuz suçlu. Suratıma kezzap atacaklarını, evime girersem beni öldüreceklerini söylüyorlar. Evsizim, arkadaşlarımda kalıyorum. Savcılığa bunları da şikayet ettim. Yargı, savcılar ve mahkemeler transfobik ve kadın düşmanı. Suçlunun yanında yer alıyorlar. Beni acizleştirmeye yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Sosyo-ekonomik ölüme mahkum ettiler beni. Beni susturmaya çalışıyorlar. Yaşam hakkım elimden alınıyor. Çok büyük maddi zarara uğradım. Ama çok güçlüyüm davalarımdan vazgeçmeyeceğim. Ben ölürsem , saldırıya uğrarsam bu suçluların tamamı sorumludur. Bu suçlulara suç ortaklığı yapanlar sorumludur. Bana zor günlerimde HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm sahip çıktı. Çok teşşekkür ederim kendisine. Bana sahip çıktı, bana destek oldu.

Bu süreçte çevrenizin ve genel olarak toplumun size karşı yaklaşımı nasıl?

Toplum sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla bana çok sahip çıktı. Beni yalnız bırakmadı. Benim için destek mesajları yayınladılar. Dünya güzeli insanlar bana destek oldular. Beni yolda tanıyıp, yanıma gelip Ajda yanındayız, evine girebildin mi diyorlar. Bir hanımefendi gel bende kal diyerek telefon numrasını verdi. Toplum genel anlamda devlet gibi gelişmemiş. Çok kültürlü, iyi niyetli ve kendini geliştirmiş insanlar bana sahip çıktı. Kültür , kalite yüksek öğrenim anlamında değil. Kendisini yetiştirmiş inşalarda var toplumda bana sahip çıktılar. Devlet ise transfobik ve kadın düşmanı genel anlamda. Avrupa Konseyi, İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamıyor. Sürekli kadınlar, trans kadınlar baskı altında, şiddet uygulanıyor. Öldürülüyor.

Adli makamlardan daha önce koruma talep ettiniz ayrıca size şiddet uygulayan  N.D hakkında da şikayetçi oldunuğunuz halde bir işlem uygulanmadı bunun sebebinin ne oduğunu düşünüyorsunuz?

N.D isimli kadın, M.B isimli erkeğin tecavüzünü örtmeye çalışıyor. M.B ve N.D beni ölümle tehdit ediyorlar. Senin suratını, vücudunu kezzapla yakarız, evine giremezsin diyorlar. İşlem yapılmaması, devlet, savcı, hakimler tekrar söylüyorum çok önemli. Transfobik olması, kadın düşmanı olmalarından kaynaklanıyor. Kadınlar tecavüze uğradıysa, şiddete uğradıysa tahrik unsuru yaratıyorlar, olmayan tahrik. Suçlunun cezalandırılmaması, faturanın kadına kesilmesi. Geleneksel toplumda sürekli hale gelmiş şiddet. Savcılar ve mahkemeler şahit ve kanıtlar istediler. Şahidimle basın toplantısı yaptık. Kanıtlar sundum. Fobik devlet, kadınları yıpratmak üzerine kurulmuş.

Peki yasal güvenceleriniz var mı? Devlet sizin için bir güvence alanı oluşturdu mu ? Varsa bunlardan bahsebilir misiniz?

Devlet bana kesinlikle yardım etmiyor. Aile Sosyal Çalışma Bakanlığı bana mesaj yazdı. Yardım edeceğiz , arayacağız dedi. Aramadılar, yardım etmiyorlar. Evim yok. Sığınma evi veya ev vermeleri gerekir, maddi destek olmaları gerekir. Devlet umursamıyor. Kadına karşı işlenen suçlar bürosu beni evime yerleştireceklerini, suç duyurularımı kayıda geçeceklerini söylediler. Koruma kararı vereceğiz dediler. Evime sokmadılar, suç duyurularımı yazmadılar, koruma vermediler. Devlet çalışmıyor. Kadına karşı işlenen suçları haklı bulan devlet yapısı var. Aile bakanı çeyiz peşinde, çeyiz dağıttık diyor. Şiddete uğrayan kadınlar çeyizi ne yapacak. Cahillik devletin içinde.

En son İHD’den Av. Eren Keskin’le birlikte yürüttüğünüz davada da kimliğinizi aldınız. Bizle bu süreci ve bu konudaki hislerinizi paylaşır mısınız?

Eren hocam aklıma gelince ağlıyorum. Bana çok destek oluyor. Eren hocama ilk gittiğimde, ben her sabah intihar düşüncesiyle uyanıyorum, suçluların yaptıkları nefret suçlarına dayanamıyorum demiştim. Eren Keskin bana yeniden hayat verdi. Cesareti öğretti, güç verdi. Benden bir kuruş para almadı. Çaresizliğimi görüyor. Eren Keskin’e teşekkür ediyorum beni yeniden yarattı. Kendisine kimliğimi değiştirmem mümkün mü demiştim. Beni lise yıllarımdan beri herkes Ajda diye tanıyordu. Eren hocam dava açtı. Mahkeme günü geldi, mahkeme günü çok heyecanlıydım. Eren Keskin mahkemede konuştu. Hakim karar verdi. Trans kadın olduğu görülmüştür, trans yapıda olduğu görülmüştür diyerek davamızı kabul etti. Kararı verdi kimliğim değişti. Çok mutluyum. Bir ömrü geride bıraktım, yeni hayata başladım yeni kimliğimle. Kimliğim benim için çok değerli. Dün akşam polisle konuştum, TC kimliğimi girin sonra konuşalım dedim. TC’mi girdi buyurun Ajda Hanım dedi. Bu çok önemli benim için. Kimliğin gücü, bu kimlik hayatımı değiştirdi. Çok mutluyum. Kimliğimi , cinsiyet kimliğimi, trans kadınlığımı çok seviyorum, kendime saygı duyuyorum.

Kamuoyundan beklentileriniz ve talepleriniz nelerdir?

Bana tecavüz eden, cinsel taciz uygulayan, ölümle ve kezzap atmakla tehdit edip nefret, ırkçılık, ayrımcılık suçlarını işleyen bütün suçluların cezalandırılmasını, maddi manevi zararlarımın bana geri ödenmesini istiyorum. Toplumda trans kadınlara uygulanan şiddeti önlemeye yönelik trans kadınlar için iş alanı yaratılmasını, toplumda söz sahibi olmalarını istiyorum. Trans kadınlara iş vermiyorlar, istihdam edilmiyorlar. Benden zorla alınan yaşam hakkımın bana geri verilmesini istiyorum. Sosyal ve ekonomik olarak hayatıma devam etmek istiyorum. Kadınlara şiddetin bitmesini, kadınlara şiddet uygulayanların cezalandırılmalarını istiyorum.

Biz kadınlar beraber güçlüyüz.

Sosyal medyada paylaş

Leyla Can

Kjersti Skomsvold’un “Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil.” alıntısında kastettiği renktir Leyla. Biraz yoldur, biraz şiir; nitekim Başak Köklükaya’nın iki kaşı arasındaki gölgesine razı fesleğendir. Yolda olmayı ve rastlaşmaları önemser. Kelimeler, cümleler, jestler ve anlar biriktirir. Kendine has zarifliği ile akar sokaklara. Daima öfkeli baktığı çocukluk fotoğraflarının ardında güzel bir kız çocuğu durur geleceğe karşı. Serpilirken sımsıkı sarılıyordur tutkularına. Detayları sever, gizlenmiş olanda bulduğu bağlar onu sıradanlığa. Pencere pervazına çiçekler gibi kitaplar dizer. Yakasına her sabah bir umut, evden çıktığındaysa yüzüne muzur bir gülümse iliştirir. En güzel mahiyeti dostluktur. Ruhu her an alıp başını gitmeler çekerken zaman akmıyormuş gibi dingindir aynı zamanda. Turuncu gibi hiçbir şeyle kafiyeli olmayan bir yaşayışın umut dolu naifliğini hayata döken şiirin başıbozuk hallerine benzer. Düşlerini gerçeğe dökmektir uğraşı. Bir nevi hep mujer naranja.
Published On: Mart 6th, 2020Categories: Gündem, Haber0 Yorum

Leave A Comment