Mutluluk. Mutluluk kelimesi TDK’ya göre “bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu.”dur. Peki böyle bir şey mümkün mü? Bütün özlemlerimize, umutlarımıza eksiksiz şekilde ulaşmamız mümkün mü? Aynı zamanda “mutlu” kelimesi aslında “umutlu”nun “u” harfini kaybetmiş hali. Yani bir yandan da mutluluğun umudumuzu, dileklerimizi, beklentilerimizi simgelediğini söyleyebiliriz. Aslında umutlu olduğumuz için mutlu olduğumuzu görebiliyoruz.

Her zaman ilkbaharlarda daha mutlu olduğumu söylerim. Aslında hayatımda olan değişimlerden değil. İlkbahar tüm doğa için bir doğum ayı. Çiçeklerin yeniden kendini gösterdiği, ağaçların kuru dallardan yemyeşil, meyve veren canlılara dönüştükleri, yeniden ortaya çıkan kuş cıvıltıları ve onca ay saklanan ya da yeni doğup doğaya karışan tüm canlılar… Yeni doğuşlar, yeni umutlar ve ardından mutluluk.

Mutluluğu çeşitli filozoflar ve bilim insanları çok farklı şekillerde yorumlamışlardır. İlk filozoflardan olan Kindi’ye göre duygusal hazlardan arınarak insani ruhunun ilahi nurlarla aydınlanmasına ve hakikat bilgisine erişmesi mutluluktu. Farabi’ye göre ise “insan ruhunun varlık bakımından kendisine dayanacağı bir maddeye ihtiyaç duymayacağı bir mükemmellik derecesine ulaşmasıdır” (Farabi, 1990, 59-60). Farabi’nin tanımından yola çıkarak mutluluğun kendi içimizde var olduğunu, mutluluğa ulaştığımızda bunun için bir maddeye ihtiyacımızın kalmayacağını söyleyebiliriz. Freud’a göre ise mutluluk sevgi ilişkileri ve çalışmayla (yaratıcılık ve üretkenlik) ilişkiliydi. Onun için mutluluk aynı zamanda zevk (haz) hissiydi. Güncel araştırmalara baktığımızda mutluluk oranını %50 genetik faktörlerin, %10 yaşam şartlarının, %40 ise amaçlı etkinliklerin etkilediği gözlemlenmiştir. Bu araştırmada mutluluğumuzun %60’ının kontrolümüz dışında olduğunu görüyoruz. Görüldüğü üzere mutluluğun kaynağı, geçmişten bu yana değişimler göstermiştir. Öncesinde ruhumuzda, benliğimizde bulunan, bir hazine olarak görülen mutluluk; günümüzde maddelere özleşmiş haldedir.

Bazı insanlar satın aldıklarına bağdaştırır mutluluğu. Alışveriş yaptıkça artan geçici olumlu hislerle hayatlarına eşyalar katmaya devam ederler. Oysa küçücük bir çocuğun bile yeni alındığında çok sevindiği oyuncak ona alıştıktan sonra anlamsızlaşır, artık onunla oyun oynamak istemez, oyuncağını ilk gördüğündeki mutluluğu artık kaybolmuştur. Elde etme hissinin verdiği hazla birleştirilen mutluluk, benliğimizden kopmuştur. Aradığımız bu hissi dışarıda bulma düşüncesiyle hareket ederiz. Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, alışverişin kişinin çevresi üzerindeki kişisel kontrolünü yeniden kazanmasına yardımcı olduğunu ve bunun üzüntüyü hafiflettiği fikrini desteklemiştir.

Bazen de hayatımıza giren birine öyle yükleriz ki mutluluğu, o gittiği zaman hayatımızın rengi solar, daha önce asla gülümsememişçesine bakarız dünyaya. Anlamsızlık hissi, bir daha asla mutlu olamayacağım düşüncesi dört bir yanımızı sarar. Algımız öyle değişmiştir ki bir daha geldiğimiz yoldan geri dönemeyecek kadar ışıksızızdır. Aslında mutluluğu ellerimizde tuttuğumuzu unutmuşuzdur.

Sonuç olarak, mutluluk ne canlı bir varlıkta ne satın aldığın eşyalarda gizlidir. Mutluluk, seninle yaşayan, sadece yanı başında olduğunu unuttuğun, bazen de görmekten kaçtığın bir histir. Algıladığın her şeyi aydınlatabileceğin bir ışıktır. Yarattığın karakterin bu ışığın kaynağıdır. Albus Dumbledore’un da dediği dediği gibi “Mutluluk en karanlık zamanlarda bile vardır. Yeter ki ışığı açmayı unutma.”

 


 

KAYNAKLAR

https://www.tdk.gov.tr/

https://acikders.ankara.edu.tr/mod/page/view.php?id=102612

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1181961

https://escholarship.org/content/qt4v03h9gv/qt4v03h9gv.pdf

https://deepblue.lib.umich.edu/bitstream/handle/2027.42/100258/1208_Rick_Jan14.pdf

 

 

 

Sosyal medyada paylaş

Eliz Avcı

İzmir'de yaşayan, Yaşar Üniversitesi'nde bölümüne aşık bir Psikoloji öğrencisi. Köpek annesi. SosyalBen Vakfı, Genç Psikologlar Meclisi, Efpsa, Hayvan Hakları Meclisi gibi bir çok alanda gönüllü. Her gün ajandasındakileri yapmazsa gözüne uyku girmiyor. Boş zamanlarında kulaklığıyla ayağı kopana kadar yürüyüş yapmak ve arkadaşlarıyla vakit geçirmek en sevdiği aktivitelerdir.
Published On: Mart 11th, 2022Categories: Felsefe, Kültür & Sanat, Psikoloji0 Yorum

Leave A Comment