Sosyal medyada paylaş

Euripides, Atina’nın yetiştirdiği üç büyük tragedya şairinden biridir. Euripides eserlerinde insanları bekleyen zorlu koşulları gözler önüne sererek onları düşünmeye teşvik etmiştir. Ayrıca eserlerinde kutsal değerlere saygısızlık ve kadın düşmanlığı (mizoni) yaptığı için eleştirilmiştir. Troyalı kadınlar, Yalvaranlar, Herakles ve Fenikeli Kadınlar Euripides’in yazdığı tragedyalardan bazılarıdır.

Troyalı Kadınlar

Troya Savaşı, Helena’nın (Spartalı Menelaos’un karısı) Truvalı Paris tarafından kaçırılmasını ardından Menelaos, tanrıça Athena’nın desteğini alarak Agamemnon’un komuta ettiği ordu ile beraber Troya’ya karşı savaş başlatmıştır. Tragedyada da görüleceği üzere savaşın suçlusu olarak Helena gösterilmiş bundan dolayı Troyalı kadınların başına gelen felaketin sorumlusu olarak da Helena onların suçlamasına maruz kalmış, sonunda ise Menelaos’un kararı ile ölüm cezasına çarptırılmıştır.

Troyalı kadınlar tragedyanın konusu, Troya Savaşı sonrasında Troyalı kadınların esir alınması, kura çekilerek erkeklere paylaştırılmasını kısaca köleleştirilmesi ve bu duruma karşı Troyalı kadınların yası ve isyanıdır. Tragedyanın başından sonuna kadar Hekabe ile Troyalı kadınların karşılıklı konuşmasında, kadınlar Helena’yı suçlamadığını ve Helena’yı felaket, rezil bir leke olarak tanımladığı görülmektedir. 

“Gelin Troya yiğitlerinin dul kadınları”’[1]

Eserde genel olarak kadın kendisini erkekten aşağı olarak tanımlamaktadır. Andromakhe konuşmasında, akılı (logos) erkekle özdeşleştirmiş ve o ne derse onu yaptığını vurgulayarak, kadının toplumdaki yerini gözler önüne sermiştir. Kadın; evine sadık, evinde oturan, düşüncelerini dile getirmektense ‘iyilik dolu bakışlarını’ kocasına sunmayı tercih eden ve kocasına itaat eden biri olarak tanımlamıştır. Kadınlar, savaş sonrasında savaş ganimeti olarak, kura çekilerek erkeklerin arasında paylaştırılması; kadınların alınıp satılan bir mal gibi ya da dönem göz önüne alınırsa takas edilen bir mal gibi görüldüğü ortadadır. Bu da aslında Antik Yunan’da kadını doğa ile ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır.

Kadın kimliğini bağımsız olarak tanımlamaktan ziyade erkeğe bağımlı olarak tanımlamakta, erkeğe bağımlı/edilgen bir şekilde kendisini var etmektedir. Eserin genelinde hâkim olan yas (çaresizlik), yargılama (yasaları ihlal eden haksızlık) ve yargılama (kötülükle baş etme) ise Troyalı kadınların başlarına gelen felaket ile baş etme yolu olarak okunabilir.

Savaş, erkek egemen kültür vahşetini somut bir şekilde gördüğümüz bir haldir. Savaşın öncesinde, savaş halinde ve sonrasında en çok etkilenen taraf kadın ve çocuklardır. Buna günümüzde de şahit olmaktayız. Eserde de dikkatimizi çeken bir konudur bu durum. Savaş sonrasında kadınlar köle olarak paylaştırılırken, üst tabakadan çocuklar ise öldürülmektedir.

Militarizm

Talthybios ve Hekabe arasında geçen diyalogların birinde, kura sonucu efendilere düşen kadınlar açıklanmış ve Agamemnon Kasandra’yı almıştır. Kasandra bunu duyduktan sonra isyan eder ve bu isyanında kehanette bulunur. Fakat Kasandra’nın kehanetlerine kimse inanmadığı için pekte ciddiye alınmamıştır. (Kasandra kehanet gücünü Apollon’dan almıştır. Apollon aşkını ilan ettiği Kasandra’ya kehanet gücünü vermiştir fakat Kasandra, Apollon’un aşkına karşılık vermediği için tanrı onu bulunduğu kehanetlere kimsenin inanmaması ile cezalandırmıştır.) Kasandra’nın isyanında:

‘‘Yunan kralı Agmemnon, beni seçmekle, Helena’dan daha felaket getirici bir kadını seçmiş oluyor.”[2] demektedir. Kasandra diğer Troyalı kadınlar gibi savaşın suçlusu olarak Helena’yı kabul etmektedir. Kendisini Apollon’un rahibesi olarak da tanımlayan Kasandra aynı zamanda kendisini öç tanrıçaları olan üç Erinys’den biri olarak görmektedir. Kasandra, kadınların köleleştirilmesine yol açan erkek egemen kültüre karşı bir nevi mücadele ilanı veriyor olabilir.

Akhilleus’un oğluna düşen Andromakhe de köleliğin boyunduruğundan kurtulmak için ölen kocası Hektor’dan medet ummaktadır. Daha sonrasında çocuğunun öldürülmesi emri haberini aldıktan sonra kendilerinin buna karşı gelecek güçte olmadıklarını dile getirmektedir. Troyalı kadınlar bu felaket için savaşta Yunanlıların yanında olan Zeus’u suçlamaktan, onun hakkında kötü konuşmaktan çekinirken, tan ağartısı tanrıçası olan Eos’u, bunca felaket olurken hiçbir şey yapmayışını ve sessizliğinden ötürü suçlarlar. Yine burada erkek değil kadın suçlanmıştır.

Tragedyada, ataerkilliğin koşulu olan şiddet, korku ve gücün nasıl sağlandığını ve erkek egemen vahşetin izlerinin Antik Yunan’dan beri olduğunu gösteren önemli diyaloglardan biri Menelaos-Helena-Hekabe arasında geçendir. Menelaos Paris tarafından kaçırılan karısı Helena’yı ölüm cezasına çarpıtmıştır.

İlion önünde ölen değerlerimizin kefaretini, orada

Ölümüyle ödeyecek. Haydin, gidin çadıra,

Alın getirin onu, saçlarından sürüyerek getirin

O pis caniyi…[1]


[1] Euripides, a.g.e, s.38

Yukarıdaki alıntıda Menelaos ölen değerlerimiz derken eril değerlerden bahsediyor olabilir. Günümüzde ’kan davaları’ dediğimiz olaydan çok da bir farkı yok aslında. Kanı temizlemek ya da namusu temizlemekten kasıt, gururu ve onuru yani erkeklik gururu ve onurunu temizlemektir. Bunun için ise tıpkı yukarıdaki alıntıda bahsedildiği gibi ölüm gerekmektedir fakat burada Helena sırf ‘namus’ için ölüm cezasına çarptırılmamaktadır.

Argos’ta, hak ettiği sert kayaya çarpacak; kendi cinsi için

Göreneğin ibreti olacak ölümü. İzi ağır olur elbet ama

Onun çöküşü, aptallık edecek başkalarının içine korku

Salmalı, onun gibi olanların rezilliği aynı akıbete uğramalı.[4]

Yukarıdaki sözler Menelaos’a aittir. Burada, anaerkillikten ataerkilliğe geçişin şiddet dolu, korku ile tahakküm sağlandığı yani erkek egemen kültürün vahşeti ile geçildiği görülmektedir. Günümüzde feministlere bu kadar karşı olunmasının nedeni belki de onların kutsal değerlerini yıkmak istememiz ya da onun çöküşünün Menelaos’un deyimiyle içimize korku salmaktan ziyade erkek adaleti değil gerçek adaleti savunma ateşini salmış olmasıdır. Helena’nın taşlanarak öldürdüğü gözlerden kaçmamakla birlikte, taşlanarak öldürme cezasının (recm) eril vahşiliğin Antik Yunan’dan beri var olduğunun kanıtıdır.

Hekabe ve diğer Troyalı kadınların Menelaos’a söylediği cümleler oldukça önemlidir. Hekabe:

Hellas’ın şerefi için bu eski karını öldür,

Gereği gibi! Böylece başka kadınlara da ibret olur,

Bilirler ki, efendilerine ihanet eden, ölür!’[5]

Koro;

Atalarına ve konağına layık ol Menelaos; karını

Cezalandır! Düşman önünde soylu davran, sonra

Yunanistan’da senin için, karı gibi davrandı, demesinler.

Alıntıda Hekabe’nin ve diğer Troyalı kadınların Menelaos’un kararını desteklediğini görmekteyiz. Hekabe’nin kurduğu cümlelerde eril zihniyetin kodları olduğu aşikârdır. Bu kodları günümüzde de görmek mümkündür. Günümüzde kocasına itaat etmeyen kadınlar, toplum tarafından aşağılanmakta, hor görülmekte, kocası tarafından işkence uygulanmakta hatta öldürülmektedir. Diğer Troyalı kadınların Menelaos’un kararını desteklerken kadın olmayı aşağı, kötü, iğrenç, yanlış bir şeymiş gibi göstermeleri ise tıpkı Hekabe’de olduğu gibi eril zihniyet aracılığıyla bu kararın meşruiyetini sağlamaktır.

Akıl (logos) ile bağdaştırılan her şey erkek ile tanımlanırken doğa bağdaştırılanlar ise kadın ile tanımlanmıştır. Bundan dolayı savaş sonrası adaleti –günümüzde mücadele alanlarından biri olan erkek adaleti- sağlayan taraf erkek olmuştur. Tragedyanın genelde görüldüğü gibi eril zihniyet ile hareket eden kadınlar bu adaleti sağlamakta destek olmuştur. Tragedya okunduğu zaman aslında yaşadığımız günden, olaylardan ve bunlara verilen tepkilerden pek de farkı olmadığını görüyoruz. Asırlar süren eril zihniyetin inşası ile karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Bu inşa ile mücadelenin kanımca, onun ne kadar mitsel olduğunu görmekten geçmektedir.


Kaynakça:

[1] Euripides, Troyalı Kadınlar, s.10

[2] Euripides, a.g.e, s.20

[3] Euripides, a.g.e, s.38

[4] Euripides, a.g.e, s.44

[5] Euripides, a.g.e, s.43

Görsel: https://greece.greekreporter.com/2018/10/26/10-things-most-people-get-wrong-about-greek-mythology/

Sosyal medyada paylaş

Fatma Kızılırmak
Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. Şu anda Wroclaw Ekonomi Üniversitesi’nde yüksek lisansını yapmakta. Özellikle ekonomi, politika ve feminizm üzerine okumalar yapmayı sever. Ursula Le Guin diyarını ziyaret etmek hobilerinden sadece biri. Şu sözü her daim aklında ‘…küçük ama derin bir umudunun bilincindeydi.’ Queer feminist bir hak savunucusu. Ukulele çalıyor.