Kategoriler
    More

      Mashrou’ Leila: Ortadoğu’dan Yükselen Politik Ses

      “Demokrasiye inanıyoruz. Tüm bireyler için cinsel özgürlüğe ve cinsiyet eşitliğine; konu ırk ve sınıfa gelince de toplumsal adalete inanıyoruz. Tüm bu görüşlerimiz ise, Arap basınına göre bizi satanist ve mason yapıyor.“

      Mashrou’ Leila,  Arapların, Müslümanların ve LGBTIQ+ topluluğunun sesini sırtlanmış Ortadoğu’dan yükselen başarılı bir alternatif-pop müzik grubu. Ancak bu yolculukları hiç de kolay olmuyor. Müzikleri politik, ki şarkıların sözlerinden politik mesajların çıkması kaçınılmaz; çünkü grubun baş vokalisti Sinno’nun da söylediği gibi “Sosyal adaletsizlikler insan olarak kim olduğumuzun parçası.” Ve bunun akabinde de grup, Arap basını ve politikacı çevrelerin odağında. Grubun sözleri çarpıtılıp Hristiyanlığa küfrediyormuş gibi basında yer alıyor. Hatta bazen de, gerçek olmayan video düzenlemeleri, görseller, röportajlar yayınlanıyor. Bir kez Hristiyan toplulukların sosyal medya üzerinde tehditleri nedeniyle konserlerini iptal etmek zorunda bile kalmışlar. Sinno “Ortadoğu’da yasaklanmak için çok fazla bir şey yapmanıza gerek olmuyor; herhangi bir insan hakları veya özgürlükle ilgili sözlerinizle anında politik çevrenin karşısında bulunuyorsunuz.” diyor. Grup, Mısır’da ve Ürdün’de yasaklanmış. Lübnan’da yasaklanmamalarına rağmen konserlerinin iptal edildiği oluyor. Firas Abou Fakher, Ürdün’de yasaklanmalarıyla ilgili “Grubun ahlaksız olduğunu, insanlara devrimci bir duygu uyandırdığımızı söylediler.“ diyor.

      Grubun bu yolculukta ne kadar büyük sorunlarla uğraştıklarını şu örnekle anlayabiliriz: Kahire’deki 35.000 kişiyle yapılan konserde kalabalığın içinden iki kişinin LGBTIQ bayrağı açması, Mısır basınında skandal oluşturmuş ve konserin aslında seks partisi olduğu hatta grubun da hapishanede olduğu söylentileri başlamış. Bunun üzerine Mısır hükümeti de eşcinsel olduklarından “şüphelendikleri” 75 kişiyi tutuklamış. Grup ise bu olayları güçsüz bir şekilde yurtdışından izlemiş. Gelen kutuları sürekli ölüm tehditleri ve nefret mesajlarıyla doluyormuş ve Sinno bunu travma yaratıcı bir olay olarak tanımlıyor.

      Yine de, tüm bu engellere rağmen grup daha da güç kazanıyor. Arap hitlerinden inmedikleri gibi müzikleri dünya genelinde birçok insana ulaşmış durumda. Yurtdışındaki konserlerinde insanlar Arapça bilmeseler bile gözleri kapalı sözleri söylemeye çalışıyorlar. Sinno bununla ilgili; “Mevcut siyasi iklimde insanların Arapçayı İslami köktencilik ve terörle değil de, fonetik öğrenmek ve konsere gitmek ile ilişkilendirebilmeleri siyasi bir zafer.”  diyor.

      Gerçekten de parçalarında sözleri dışında da farklı bir şeyler hissedebiliyorsunuz. Ben açıkçası “Shim el Yasmine” şarkısını ilk dinlediğimde, sözlerini ve ne anlattığını bilmememe rağmen, gözlerimin dolduğunu ve kalbimin sızladığını hissetmiştim. Müziklerinde ruha hitap eden bir tını var. Ve şarkının anlattığını öğrenince gerçekten de kalbim parçalandı. Şarkıda, sevdiği adamı eşcinsel olması nedeniyle ailesiyle tanıştıramayan bir adamın hikayesi anlatılıyor. “Yasemini kokla ve beni unutmayı hatırla.” diyor. Kavuşamayan iki aşık. Yine başka bir acı dolu parçaları da Fasateen, geleneksel evlilik anlayışlarının yine iki aşığı ayırmasını anlatıyor. Din ve maddi durum gibi bileşenlerin insanların arasına girmesine sitem ediyor. Min elTaboor şarkısı ise Ortadoğu’nun karanlık kaderini paylaşan tüm insanların hislerine tercüme ediyor gibi. 

      Kaynakça:

      https://www.wbur.org/hereandnow/2019/10/11/mashrou-leila-lebanese-indie-pop

      https://www.theguardian.com/music/2019/mar/07/mashrou-leila-lebanese-indie-band-britain-european-tour-lgbt-rights

      https://en.wikipedia.org/wiki/Mashrou%27_Leila

      Serenay Sabırlı
      Serenay Sabırlı
      İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde hukuk okuyor ve İzmir’de yaşıyor. Okumayı öğrendiği ilk andan itibaren kendini edebiyata, daha fazla okumaya, araştırmaya, öğrenmeye adamış. Henüz ilkokuldayken okuduğu Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt kitabını asla unutamaz. Türk edebiyatına ayrı bir hayran, doğunun büyüsüne inanıyor ve hep eskiyi özlüyor. Siyah beyaz caz kuşağı ile rengarenk hippi kuşağı arasında bir yerlerde kaybolmuş. Yaşamının anlamını barış ve sevgide bulmuş. Sanata ve doğaya aşık; gerçek ve sonsuz özgürlük peşinde. Hayatının dönüm noktası vejetaryen ardından da vegan olmasıymış. Gelecek kuşağa inanıyor, insan ve hayvan özgürlüğü için mücadele ediyor, mücadelenin zaferle sonuçlanacağına, güzel günlerin geleceğine inanıyor. Nazım Hikmet’in o şiirine inanıyor “Aya gidilecek daha da ötelere…”

      Rastgele Yazılar

      Adaleti Beklerken: Rabia Naz Vatan Soruşturması

      12 Nisan 2018'de Giresun'un Eynesil ilçesindeki evinin önünde yaralı bulunan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan'ın "şüpheli ölümü"...

      Van Gölü No 28

      Her yıl binlerce mülteci ülkelerinden kaçmaya çalışırken denizlerde boğularak ölüyor.

      Yeryüzü Vegan Kolektifi Kuruldu: “Hepimiz özgür olmadan, hiçbirimiz özgür olamayız.”

      İstanbul’da bütünsel mücadele yürütmek için çabalayan hayvan özgürlüğü aktivistleri tarafından Yeryüzü Vegan Kolektifi kuruldu. Kuruluş metnini yayınlayan kolektifin verdiği mesaj oldukça net: “İnsana, hayvana, yeryüzüne özgürlük!

      Sürdürülebilir Toplum: Ekoköyler

      “Hayat en iyi öğretmendir ve doğa sizin için eşsiz bir okul olabilir” Hayatımız boyunca en başta karnımızı doyurmak için;...

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz