Roma’da olduğum için oldukça mutluyum. “Bilmelisiniz ki, biz Fransız halkı için, İtalya’nın yanı sıra Roma şehri neredeyse mucizevi karakteristik yapılarla karşılanan yerlerdir.” Bunlar, Vatikan San Pietro Kilisesi’nin kubbesine bakan Roma’daki çatılardan birinde, görüşme başlamadan önce Louis Althusser’in açılış sözleri. Sahne arkasında durmayı tercih eden Markist Teorisyen Louis Althusser,  genellikle televizyonlara röportaj vermezdi. Gerçekten de bu, eşi Hélène’i öldürmeden yalnızca birkaç hafta önce Nisan 1980’de verdiği nadir bir televizyon röportajı. Röportaj, İtalyan gazeteci, deneme yazarı ve öğretim görevlisi Renato Parascandolo tarafından “Felsefi Bilimlerin Multimedya Ansiklopedisi” programı için İtalyan Radyo Televizyonu RAI tarafından yayınlandı.

Gazeteci: Althusser nasıl Althusser oldu?

Althusser:  Ama bu herhangi bir konuyla ilgili değil…

Gazeteci: Serüveninizden bize bahsedebilir misiniz?

Althusser: Serüvenim oldukça basit. Cezayir’de doğdum. Annem, ormancı olarak çalışmak için Cezayir’e yerleşmeye karar veren, Merkez Fransa’nın Movo kentinden yoksul bir köylünün kızıydı. Babam 1971’de Fransa’ya gelmeyi seçen Alsaslı3 birinin oğluydu, ancak Fransa Hükümeti onları Cezayir’e sınır dışı etti ve böylece annem ve babam tanıştılar. 1980’e kadar Cezayir’de, daha sonra 6 yıl Marsilya’da ve sonra 3 yıl Lyon’da yaşadım. Bir yıl orduya katıldım, sonra esir düştüm ve beş yıllığına Almanya’ya gönderildim. 1948’de Felsefe çalışmalarımı bitirdiğim Fransa’ya döndüm. École Normale Supérieure’de profesör olarak kaldım.

Gazeteci: Peki entelektüel ve kültürel serüveniniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Althusser:  İki adamla karşılaştım. Bunlardan ilki, Papa XXIII. Aziz John’un arkadaşı ve Papa VI. Paul’un yakın bir dostu olan Katolik filozof Jean Guitton’du. Tezimi tamamlamama yardım etti. Diğeri ise adı Joseph Hours olan bir tarih profesörüydü. Harika bir adamdı. 1936-1939 arasında olan her şey hakkında bizimle konuştu: savaş, yenilgiler, Petain’in yenilgisi mucizesi… Petain’in iktidara nasıl geldiğini, geçmişte olan her şeyi harika bir şekilde açıkladı…. Bu sözleri üzerine kafa yordum, aynı zamanda bir Katolik olduğum göz önünde alındığında, okuduğum lisede bir Katolik grubu [dernek]  kurdum; derinden bağlı bir Katolik’tim ve iki bakış açım vardı. Bir yanda toplumsal sorunları büyük bir saygıyla ele almak ve incelemek için çağrıda bulunan kilise, diğer yanda Katolik olan ancak aynı zamanda Galatyalı-Jakoben olan bir tarih profesörü [Hours] vardı; bize üzerinde çalıştığı her şeyi anlatırdı. Kendine has özellikleriyle inanılmaz bir dünyaydı. Ben böyle bir ortamda şekillendim.

Gazeteci: Ne zaman komünist oldunuz?

Althusser: Katolik olduğum için komünist oldum. Ancak din değiştirmedim, derinden bağlı bir Katolik olarak kaldım. Kiliseye gitmiyorum ama bu önemli değil; insanlardan kiliseye gitmelerini istemezsiniz. Katolik, yani enternasyonalist bir evrenselci olarak kaldım. Komünist Parti içinde evrensel kardeşliği gerçekleştirmek için daha yeterli araçlar olduğunu düşündüm. Ve sonra, korkunç direnişte savaşan ve bana çok şey öğreten karımın da etkisi vardı. Bana her şey kadınlar aracılığıyla geldi ve bu yüzden kadın hareketine çok önemli bir rol, baskın bir rol atfediyorum. Kadınlar kendi kapasitelerini, olasılıkları ve siyaset yapma yeteneklerini bilmiyorlar.

Gazeteci: Katolik kültürün bugün nasıl bir rolü var?

Althusser: Ah… Büyük bir rolü var. Benim düşünceme göre, bugün sosyal devrim ya da derin bir sosyal değişim; Katoliklerin (kiliseden bahsetmiyorum ancak kilise de bunun bir parçası olabilir), dünyadaki Katoliklerin, dünyanın tüm dinlerin ve komünistlerin birlik olmasına bağlıdır.

Gazeteci: Bilim ve hümanizm ile ilgili olarak; genç Marx’ın düşüncesini, bilimin temelini oluşturmadan felsefe yapamayacağını söyleyerek eleştirdiniz. Şimdi Marx’ın Kapital’inin izindesiniz ve Marksist bir felsefe yapıyorsunuz. Marksist bir felsefe var mıdır?

Althusser: Marksist felsefe diye bir şey yoktur ve olamaz da. Bunu uzun zaman önce, Kapital’in İtalyan baskısı için kısa bir giriş yazdıktan iki ay sonra belirtmiştim. Kitabın yayınlanmasından sonra neredeyse her şeyin yanlış olduğunu anladım. Sonunda, birisinin Marksist felsefe hakkında değil, felsefe içindeki Marxist konum hakkında konuşması gerekiyordu. Şimdi, eminim -ve 15 yıllık tecrübeyle konuşuyorum-  Marksist bir felsefenin var olması imkânsız, sadece imkânsız.

Gazeteci:  Diyalektik materyalizm de var olamaz mı?

Althusser: İkisi aynı şey, hatta bu daha kötüsü.

Komünizm üzerine…

Gazeteci: ’öz belirleme’ kelimesi komünizm anlamına mı geliyor?

Althusser: Benim için öyle değil…

Gazeteci: Farkı nedir?

Althusser: Çünkü ’öz belirleme’ kelimesinin şimdiye kadar herhangi bir somut maddesi veya içeriği olmadı. Diğer yandan, komünizmin varlığı gerçek. Öz belirleme diye bir şey yok, ama komünizm diye bir şey var. Örneğin; aramızda, Roma’daki bu çatıda var.

Gazeteci: Ne anlamda?

Althusser: Komünizm, ne ekonomik sömürü ilişkilerinin ne de herhangi bir siyasi egemenlik ilişkisinin olmadığı bir üretim şeklidir. Ne ideolojik sindirme ya da ideolojik baskı ilişkilerini ne de ideolojik köleleştirmeyi bünyesinde barındırır. Burada, aramızda böyle bir ilişki yok.

Gazeteci: Şu anda aramızda mı?

Althusser: Evet, şu anda. Dünyanın her yerinde çeşitli komünizm adaları vardır, örneğin: kilise, bazı sendikalar, ayrıca Komünist Partinin belirli hücrelerinde ve birimlerinde. Komünist Partimde komünist olan bir hücremiz/birimimiz var; bu da komünizmin gerçekleştiği anlamına geliyor… Futbolun nasıl oynandığına, neler olduğuna bakın… Piyasa ilişkileri ile ilgili değil, politik tahakkümle ilgili değil, ideolojik sindirme ile ilgili değil. Birbirlerine karşı çıkan [farklı] takımlardan insanlar var, kurallara saygı duyuyorlar, yani birbirlerine saygı duyuyorlar. Komünizm insanlığa saygıdır.

Gazeteci: Saygı ve sevgi arasındaki fark nedir?

Althusser: Aralarında büyük bir fark var. Kiliseye bakın. İsa, komşumuzu sevmeniz gerektiğini söylediğinde, sevgi bir emire dönüşür; bir başkasını da (ya da diğeri) dahil ederek komşuyu kendiniz gibi sevmeniz gereken bir emir. Ama ben herhangi bir emir duymak istemiyorum. Oysa bir başkasına (diğerine) saygı duymak sana ait bir şeydir. Başkalarını sevmeniz gerektiğini söylerseniz; O, başka biri sevginize dahil olur; kaçamaz. Peki ya sevginizi umursamıyorsa, o zaman ne yapabilir? Israr ederseniz ne yaparsınız: ‘Seni sevmeliyim çünkü İsa benden bunu istedi ‘? Kaçarsınız. Ama eğer başkasına saygı duyuyorsanız, o zaman sizi istediğiniz şeyi yapmaya bırakacaktır. Eğer onu sevmeni istiyorsa, o zaman sorun değil. Ama eğer istemiyorsa, o zaman da sorun değil. Eğer onu seviyorsan, diğerine onu sevdiğini açıklamaya çalış, ama eğer onu sevmiyorsan, ne istiyorsan onu yap.

Gazeteci: Lenin; anarşistler ve Marksistler arasında onda dokuz benzerlik ve sadece onda bir fark olduğunu, komünistlerin devletin yok olmadığını istediğini ve anarşistlerin derhal ortadan kaldırılmasını istediğini söyledi. Buna katılıyor musunuz?

Althusser: Evet, katılıyorum. Ben bir anarşistim, bir sosyal anarşistim. Ben komünist değilim, çünkü sosyal anarşizm komünizmin ötesidir.

Gazeteci: Anarşizm ve komünizm arasındaki bu kültürel birleşme neden bozuldu?

Althusser: Bu durumun çok dramatik bir tarihi var. Marx ve Bakunin’in ilişkisinde, Marx’ın kişiliğinin baskın özelliklerinin hikâyesi olduğunu biliyorsunuz. Bu çok korkunç bir hikâye, sadece korkunç. Marx’ın anarşistlere katlanılamayacak kadar kötü haksızlıklar yaptığını söylemek istiyorum. Bu, kitlelerin bir günde sindiremeyecekleri bir küskünlüğe yol açtı. Bunlar iz bırakan şeylerdir, tıpkı bir başkası size kötü davrandığında olduğu gibi. Onunla tekrar konuşmak için Mesih olmanız gerekir; ne kendiniz affedebilirsiniz ne de başkaları için affedebilirsiniz. Marx’ın Bakunin’e yaptığı gibi, insanlara nasıl saldırır ve onlara saygı duymazsınız? Bakunin biraz çılgın biriydi, ama bu bir şeyi değiştirmiyor. Her yerde çok çılgın insanlar vardır, ben de çılgın biriyim.

Devrim üzerine…

Gazeteci: Batı’daki devrim üzerine konuşalım. Bugün Batı’da bir devrim sürecinin başlaması için için tarihsel koşullar ne durumdadır?

Althusser: Bu, çalışma alanımızın ötesine geçen oldukça zor bir sorudur. Çok zor. Örneğin, Fransa’da olduğu gibi İtalya’da da engellenen durumu ele alalım. Yine de, bana göre İtalya’da Fransa’dan daha çok engelleniyor, ancak bu daha çok bir hipotez. Lenin genel olan koşulları sağlamıştı. En üstte olanların artık yönetemeyeceği ve alt tabakada olanların artık böyle yönetilmeye devam edemeyeceği her zaman doğrudur. Bu bir koşuldur. Ancak bu koşul henüz mevcut değil. En üstte olan insanlar artık yönetemiyorlar, bu doğrudur; ama en altta olan insanlar -işçiler, köylüler, aydınlar vb.- hala mevcut rejimi destekleyebilirler ve destekliyorlar da. Bir rejim, alt tabaka tarafından reddedildiğinde devrimin patlak vereceğini söylemek yeterlidir.

Gazeteci: Yani, sosyalist devrimin ortaya çıkmasının sadece kapitalist üretme biçimlerinin krizleri sayesinde gerçekleşeceğini mi söylüyorsunuz?

Althusser: Kapitalist üreme biçimleri her zaman krizdedir. Marx’ın kapitalizmin tanımı budur, yani kapitalizm her zaman krizdedir; başka bir deyişle kriz kapitalizm için normaldir.

Gazeteci: Devletin ideolojik aygıtlarının bir sınıfın egemenliği için çok önemli yapılar olduğunu söylüyorsunuz.

Althusser: Evet, öyle söylüyorum. Ama ben ‘devletin olanı’ vurguluyorum ve bu bir sorun, çünkü herkes ‘ideolojik aygıtlar’ terimine alışmıştır. Gramsci’nin ‘hegemonik aygıt’ terimini kullandığını bilmiyordum; bu aynı şeydir, sadece ‘devlet’ ortadan kaybolur. ‘Devleti’ tutmaya çok dikkat ediyorum, çünkü en önemli şey: bunlar devletin ideolojik aygıtlarıdır. Tabii ki bu devleti nasıl tanımladığınıza göre değişir. Devleti, Marx’ın klasik tanımı yerine devlete başka bir şekilde tanımlamalısınız, çünkü Marx devlet hakkında hiçbir şeyi anlamamıştı. Evet, [devletin] egemen sınıfın bir aracı olduğunu anlamıştı, bu konuda haklıydı, ancak devletin işleyişi ile ilgili hiçbir şey anlamamıştı, ya da devletin alanıyla ilgili diyelim.

Gazeteci: Örneğin, Gramsci de gazeteler hakkında konuşmuştu ve kamu ya da özel olup olmadıklarına bakılmaksızın, [gazetelerin] yine de hegemonik aparatlar olduğunu belirtmişti.

Althusser: Evet, tamamen katılıyorum.

Gazeteci: Şimdi, yeniden üretim aygıtları partiler, sendikalar ve aileler gibi kitle iletişim araçlarıyla sınırlı değil. Örneğin, fabrikalar da belirli üreme cihazları üretirler (örneğin hiyerarşi, kariyer, vb.)

Althusser: Ah, evet, evet, elbette. Bunun üzerine konuşmadım, ama doğru.

Gazeteci: Her şeyden önce, yeni bir kavramın yaratılmasıyla tanınıyorsunuz – ‘üstbelirlenim’. Bu kavramı açıklayabilir misiniz?

Althusser: Bu kavramı Freud aracılığıyla geliştirdim ve Freud ile hiçbir bağlantısı olmayan teorik bir alanda kullandım. Şu anda, Freud ve Marx’ın düşüncesi arasında, felsefe ile olan ilişkisi, felsefi benzetme, materyalizm vb. dışında herhangi bir ilişki kuramazsınız. Bunu toplumun gerçekliğinde, tarihsel olaylarda çeşitli şeyler hakkında konuşmak için kullandım. Bu kavram karşımıza yalnızca ‘belirleme’ olarak değil aynı zamanda ‘üstbelirlenim’ ve ‘altbelirlenim’ (‘eksik belirlenim’) olarak da çıkar. Bu basit değil, çoğuldur; bu çoğulda, düşündüğünüz ya da düşündüğünüze inandığınız, araştırmanızdan elde ettiğinize inandığınız ‘belirlenimin’ içinde az ya da çok bir çoğul vardır.

Gazeteci: Bir örnek verebilir misiniz?

Althusser: Örnek olarak, Stalin vakası. Çok ‘üstbelirlenimci’ bir vaka. Khrushchev’in kısaca yaptığı açıklama, Stalin’in deli olduğuydu. Delirmişti. Bu ‘belirlenimci’ bir açıklamadır. Ancak, bunun yetersiz olduğu, Stalin’in kişiliği ve dünyasını anlamak için yeterli olmadığı açıktır. Diğer ‘belirlenimler’ gereklidir  – ‘üstbelirlenim’ ve ‘altbelirlenim’ (‘eksik belirlenim’) – çünkü ‘belirlenim’ sütunlarını anladığınıza inandığınızda, gerçekte tam olarak nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz, gerçekliğin önünde, aşırı gerçeklikte veya gerçekliğin altında olabilirsiniz. Yukarısına, ötesine veya altına gitmelisiniz.

Gazeteci: ‘Aşırı gerçeklik’, gerçeklik konusunda ileri gittiğiniz anlamına mı geliyor?

Althusser: Bu genel olarak, gerçeklikte geç kaldığınız anlamına gelir. Bazı durumlarda – örneğin şairler, müzisyenler ve ütopik filozoflar- gerçekliğin önünde olabilir. Örneğin, burada [çatıda], gerçeklikte kesinlikle geç kaldık. Kesinlikle. Çünkü [gerçekliği] tanımıyoruz, sadece onu tanımaya çalışıyoruz.

Gazeteci: Belirsiz miyiz?

Althusser: Evet, belirsiziz.

Gazeteci: Ernest Bloch, insanın kaderinin her zaman çağ dışı olmak, her zaman çağlarının gerisinde yaşamak ya da 20 yıl önce veya bir yüzyıl önce düşündükleri gibi düşünerek kendi çağlarını yaşamak olduğunu söyledi.

Althusser: Evet, her zaman geç kalırlar. Bu doğru, ama yardımcı olmadı. Başkaları hakkında konuşuyordu, kendisi hakkında değil.

Siyaset

Gazeteci: Çalışma yönteminiz araştırma yapmaktır, hayır…

Althusser: Bunu yapmaya eğilimliyim, bunu her şeyde en önemli şey olarak görüyorum. Ben ‘düzen’ kelimesinin öncelik sırasında birinci olduğunu düşünüyorum. Sonra, düşünme değişikliği, düşünme biçiminde değişiklik ve sonra, daha sonra, hareket etme şeklinizde değişiklik. Bu, örgütlemenin, harekete geçmenin, başkalarının bir şeyleri anlamasını sağlamanın, insanları harekete geçmeye teşvik etmenin, sendikalarda, siyasette vb. eylemleri organize etmenin yolunu değiştirmek anlamına gelir.

Gazeteci: Bu, siyaset yapma şeklini de değiştirmek anlamına geliyor. Siyaset nedir?

Althusser: Siyaset nedir? [Gülüyor.] Özgürlük ve eşitlik için hareket etmek.

Gazeteci: Örneğin, siyasetin nasıl yapılacağını bilmek ne anlama geliyor?

Althusser: Siyaset ve diğer şeyler hakkında fikir sahibi olan insanlar arasındaki gerçek ilişkilerin farkında olmak demektir.

Gazeteci:  Daha önce, “siyaseti nasıl yapacağınızı bilmek için piyano çalmayı bilmeniz gerekir” diye bir metafor kullandınız. Bu ne anlama geliyor?

Althusser: Evet, Mao’nun sözleriydi. Bunu gelecekte yayınlanacak bir makalede açıkladım… Bugün tekrarlamanın lüzumu yok.

Gazeteci: Anlattığınız bir başka hikâye de meşe ağacı ve eşek…

Althusser: Bu çok basit bir hikâye. Lenin’in bu hikâyeyi İsviçre’deyken anlattığını duymuştum. İnsanlara düşünce tarzlarını değiştirmeleri gerektiğini açıklamaya çalışıyordu. Hikâye şöyledir: Rusya’da, kırsal, yarı ıssız bir alanda geçmektedir. Sabah saat 3 civarında Ivan adında bir adam evinde uyurken kapının sertçe vurulmasıyla uyanır. Uyanır ve neler olduğunu görmek için kapıya gider. Kapıda çığlık atan Gregori adında genç bir adam bulur, adam ona  ‘Korkunç bir şey var, korkunç… Lütfen benimle gel.’ der. Genç Gregori, Ivan’ı merkezinde muhteşem bir meşe ağacının bulunduğu bir alana götürür. Gecedir ve etrafı görmek zordur. Genç Gregori, “Bana ne yaptıklarını biliyor musun?” der. “Meşe ağacımı eşeğe geri verdiler.” der ama gerçek şudur ki, meşe ağacının etrafına bir eşek bağlanmıştır. Ve Ivan cevap verir “Sen tamamen delirmişssin, Gregori.”. Düşüncenizi değiştirmek için yeterli bir hikâye bu. Meşe ağacını eşeğe bağladıklarını söylemeyin, bunun yerine eşeği meşe ağacına bağladıklarını söyleyin.

Gazeteci: Başka söyleyecek bir şeyiniz yoksa daha fazla sorum kalmadı.

Althusser: Sahile gidebilir miyiz? Güzel bir gün.

Röportajın burada tercüme edilmeyen son dakikası gazeteci ve Althusser arasında kısa bir diyalog. Althusser, terastan gördüğü kilisenin kubbesini, merak ediyor. Gördüğü kubbe, aslında Vatikan San Pietro Kilisesi’nin kubbesi. Gazeteci, kubbenin Papa’nın yaşadığı yer olduğunu açıkladığında, Althusser, gazeteciyi kendisine katılmaya teşvik ederek, gündüz, gece, kış ve yaz aylarında Papa’yı herhangi bir zamanda ziyaret etmeye ve hazır olduğunu söylüyor.

NOT: Bu röportaj bir televizyon programı için yapılmıştır. Birçok cümle ortasından kesiliyor ve bazen kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu röportajı yazıya dökerken, orijinal versiyona mümkün olduğunca sadık kalmaya çalıştık.


  1. Orijinal röportaj için
  2. Çevirmen notu: Alsas bölgesinden gelen kişi.
  3. Althusser, Fransa’ya taşındığı ve eğitimini bitirdiği yılı yanlış söylüyor. Bunun dil engellerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmiyoruz. Ancak Althusser’in babası 1930’da ailesiyle Marsilya’ya taşındı. Althusser, Diplôme d’études supérieures’ı (yüksek lisans diploması) 1947’de Gaston Bachelard’ın danışmanlığında aldı.
  4. Çevirmen notu: Röportajda Althusser, Bakunin yerine “Buharin” diyor. Althusser, Marx ve Buharin değil, Marx ve Bakunin arasındaki gerilimlerden bahsettiği için yanlış söylemiş olabilir. Dahası, Buharin 1888’de doğdu, oysa Marx 1883’te öldü ve bu, Marx ile Buharin arasında herhangi bir gerilimin olmasının imkansız olduğunu gösteriyor.

 


Kaynak

İlginizi Çekebilir:

Jean Paul Sartre: Eylemsizliğe Tahammülü Olmayan Bir Adam

Sosyal medyada paylaş

Baran Okay

İngilizce Öğretmenliği birinci sınıf öğrencisi. Bir çok konuda okuma ve çeviri yapmaktan zevk alır. En sevdiğin konular tarih ve felsefedir.
Published On: Temmuz 8th, 2021Categories: Çeviri, Felsefe, Röportaj0 Yorum

Leave A Comment