Bu hafta insanın müziğin ve sözlerin içinde kaybolmasını sağlayan, 68 kuşağını en iyi temsil eden gruplardan biri olan Led Zeppelin’i konuşacağız. O dönemi görsel ve sanatsal açıdan en iyi yansıtan, rock müzik tarihinin en köklü gruplarından biri olduğunu düşünüyorum. Tek yönlü bir sound anlayışları olmadığı için dinleyici kitleleri hep çok geniş olmuştur. Örneğin herkesin ruhuna, algısına ve beğenisine hitap eden mutlaka bir Zeppelin şarkısı vardır. Sanırım  “tüm zamanların en çok satan grubu” klasmanında yer almalarının en önemli sebeplerinden biri de bu olmuştur. Aynı zamanda Rolling Stone dergisi onları “tüm zamanların en uzun soluklu grubu’’ diye nitelendirmiştir. Rock tarihinin tartışmasız en sağlam gruplarından biri oldular.

Şahane sesli Robert Plant, büyüleyici elleriyle Jimmy Page, davulcu John Bonham (nam-ı diğer Bonzo), gitarist John Paul Jones… Evet, bu mükemmel dört adam Blues ve Rockabilly de dahil olmak üzere birçok farklı müzik türünü sentezleyerek rock müzikte çığır açtılar. Yenilikçi, öncü yaklaşımları sayesinde müzik tarihinde eşsiz bir duruş sergilediler. Stairway to Heaven, yeryüzünün gelmiş geçmiş en iyi şarkılarından biri olarak sayılır. Bunun yanı sıra All My Love, Kashmir, Babe I’m Gonna Leave You, Whole Lotta Love gibi şarkılarıyla güçlerine güç kattılar.

Robert Plant’ın geçirdiği kaza, ardından oğlunun ölümü… Grup tüm konserlerini iptal eder ve bir yıl kabuğuna çekilir. 79 yılında grup In Through The Out Door albümünü yayınlar. Ardından Baterist John Bonham’in 1980 yılında gerçekleşen ölümüyle Led Zeppelin yasa büründü ve ilerleyen günlerde Jimmy Page bir konuşma yaparak Bonham’in yerinde başka birini görerek yola devam etmelerinin mümkün olmadığını açıkladı. Bana bir grup söyleyin ki arkadaşları öldükten sonra dağılmış ve bir daha birlikte hiç şarkı söylememiş olsun… Yıllar geçti… Plant kariyerine solo devam etti.

Led Zeppelin’in başarılarını ve niteliklerini saymakla bitiremeyiz ama biraz da grubun benim için öneminden söz etmek istiyorum. Onlarla tanıştığım ilk andan itibaren müziğin ve hayranlığın çok ötesinde şeyler hissettim. Plant’in sesi her zaman iyileştirici bir güç oldu yaşamımda. Her duygu durumum için bir liman, kaçmak istediğimde ise sonsuz bir yol oldular.

Şimdiye kadar kim bilir kaç hayatı değiştirdiler bilemiyorum ama 1982’den sonra da üretmeye devam etselerdi kim bilir müzik tarihi nasıl bir hâl alırdı, düşünmeden edemiyorum.

Sevgilerimle…

Sosyal medyada paylaş

Didem Kaygin

1986 yılında İstanbul’da doğdu. 90’lara denk gelen çocukluğu o yıllara yakışan enerji ve renkilikte geçti. Daha çok 70’lere aşık genç bir kadın olduğunda sırasıyla üniversite ve iş hayatı geldi. Çok uzun süredir özel sektörde çalışsa da müzik, sinema, televizyon hep radarında olan; dikkat kesildiği, araştırdığı, yazdığı sektörler oldu. Burada da ağırlıklı olarak müzik defterinden notlarını göreceksiniz.
Published On: Temmuz 12th, 2021Categories: Kültür & Sanat, Müzik0 Yorum

Leave A Comment