Kategoriler
    More

      Küresel Isınmanın Sessiz Mağdurları

      Küresel ısınma, tartışma konusu olarak masaya yatırıldığı günden beri dünyayı olumsuz anlamda etkilemeye devam ediyor. Mevsimlerin normalin dışında seyretmesi, kuraklık, canlıların iklime göre değişen davranışları gibi daha sayamayacağımız birçok etkiyle karşı karşıyayız. Ancak sadece bir dakikalığına, her zaman yaptığımız bencilliğin aksine, insanları bu tablodan çıkardığımızda doğanın küresel ısınmaya karşı nasıl bir savaş verdiğini gözlemleyebiliriz. Çünkü Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükümetler Arası Bilim-Politika Platformunun (IPBES) 2019 yılı raporuna göre, küresel ısınmanın ve sebep olduğu iklim değişikliği, çevre kirliliği vb. insan kaynaklı tahribatın sonucu 1 milyon canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.[1]

      İklim değişikliğinin habitattaki türleri yeni bölgelere ilettiğini zaten biliyorduk. Örneğin, herhangi bir balık türünü ele alırsak sıcaklığın gittikçe yükseldiği sularda bulunmaktansa serin sulara doğru yüzmeye başlar. Özellikle sıcaklığın artış gösterdiği denizlerde bakteriler ürediğinden sağıksız bir ortamın oluştuğunu da söyleyebiliriz. Sadece denizler değil, kültür balıkları da bu ısınmadan etkilenmektedir. Bu konu hakkında çalışmalarda yer alan mikrobiyolog Samira Sarter, “Su kültüründeki dirençli bakteriler, direnç genlerini insanlara hastalık bulaştıran dirençsiz bakterilere yayabilir ve bu yüzden hem hayvanlarda hem de insanlarda tedavi edilmesi zor hastalıklar oluşabilir” şeklinde açıklamalarda bulundu.[2]

      Dünyada ne kadar çok çevre aktivisti bulunsa da elde edilen verileri belgelemek dışında sistemli bir çalışmamız bulunmamakta. Buna aynı zamanda ekosistemlerin, habitatların değişkenliği de sebep olmakta. Ancak küresel ısınmanın sebep olduğu zararlar ortada. Herhangi bir tür kendi habitatında kalsa dâhi, başka istilacı türler o habitatı işgâl edip zarar verebilirler. Bu istilacı türler kendi kendine diğer habitatlara yönelse de insan kaynaklı durumlar da mevcut. Örneğin Ege Denizi’nde görülen Aslan Balığı istilasının küresel ısınmadan kaynaklı olduğu biliniyor. Ancak buna doğrudan sebep olan da yine insan eliyle açılan Süveyş Kanalı. Zira tıpkı Balon Balığı istilası gibi Aslan Balığı da Süveyş Kanalı’ndan geliyor.[3]

      Son olarak, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın genetik düzeyde de etkilerinin olduğu biliniyor. Canlılar sıcaklık gibi değişen koşullara uygun olarak mutasyon geçiriyor, uyum sağlıyor. Tabi bu süreç hızlanırsa, değişim hızlı gerçekleşirse, uyum daha da zorlaşıyor. Bu hızlı değişen sıcaklık etkisi sanıldığı kadar küçük etkilere sebep olmuyor. Örneğin bitkiler daha erken çiçek açabiliyorlar. Arılar bu sürece uyum sağlayamazsa tohum ve meyve oluşumunda sıkıntılar oluşuyor.[4]

      Uzun sözün kısası sadece oturduğumuz yerden bile doğaya zarar veriyor, her hareketimizde küresel ısınmayı arttıracak eylemlerde bulunuyoruz. Harekete geçmek için çok geç olmasa da yarattığımız zararı kapatmak için geç kalmış olabiliriz. Çünkü hâlâ doğanın mekanizmasını çözemedik ve bu sebeple gözlemlere dayalı olarak hareket ediyoruz. Bu zararlarımızın bilincinde olmamız ve bir sonraki nesle de çevre bilincini öğretmemiz dileğiyle…


      [4] https://www.milliyet.com.tr/gundem/yeni-tehlike-balon-baligindan-sonra-simdi-de-aslan-baligi-6219422

      [3] http://www.iklimin.org/moduller/ekolojimodulu.pdf

      [2] https://www.iklimhaber.org/kuresel-isinma-kultur-baliklarini-tehlikeye-atiyor/

      [1] https://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/1-milyona-yakin-hayvan-ve-bitki-turu-yok-olma-riski-tasiyor-41533907

      Fotoğraf: https://sloanreview.mit.edu/article/yes-im-feeling-bad-about-climate-change-lets-discuss/

      Sude Yıldırım
      Sude Yıldırım
      Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Biyoloji okumakta. Tema Vakfı gönüllüsü. Genetik ve ekoloji alanıyla ilgileniyor.

      Rastgele Yazılar

      Deli Dumrul Tiyatro İncelemesi

      Ne yazık ki ülkemizde sanata, sanatçıya ve tiyatroya verilen değer ortadayken ne mutlu ki hâlâ kapalı gişe oyunları çoğunlukta. İşte şimdi size Antalya Devlet Tiyatrosu'nda kapalı gişe oynayan ve izlerken oldukça keyif aldığım bir Dede Korkut Hikayesi olan Deli Dumrul isimli oyunu anlatmak istiyorum.

      Barolar Yola Düştü: Savunma Yürüyüşü

      AKP ve MHP’nin barolar da dahil olmak üzere birçok meslek odasının seçim sisteminin değiştirilmesine yönelik açıklamalarına ülkenin dört bir yanından, 80 baronun...

      Medyanın Korkunç İstismarı: Acımasız Yorumlamadan Çok Daha Fazlası

      İstismar denince akla birçok şey gelebiliyor, hele ki ülke gündemini az çok takip eden bir bireyseniz aklınıza oldukça çirkin ve korkutucu olayların...

      Vive La Commune: Paris’te Tarihin İlk İşçi İktidarı Kuruluyor

      Paris Komünü 18 Mart 1871’de başlayan, - resmi olarak 26 Mart / 30 Mayıs 1871- bir işçi sınıfı iktidarının tarihteki ilk deneyimidir....

      İlgili Makaleler

      CEVAP VER

      Lütfen yorumunuzu giriniz!
      Lütfen isminizi buraya giriniz