“Bir gecede kadın oldum, bir gecede gelin oldum, bir gecede anne oldum; çocuk zaten hiç olmadım.” bu sözler daha on dördünde evlendirilen Nazlı Doğan’a ait. Doğan; önce adını “çocuk gelin” koyarak onu evlendiren ailesinin, sonra da “bu bizim geleneğimiz” diyerek ses çıkarmayan toplumun istismarına uğrayan yüzbinlerce kadından sadece biri.

2016 TÜİK verilerine göre 2015’te toplam evliliklerin yüzde 5,2’sini henüz reşit olmayan kız çocuklarından oluşmaktaydı ve bunlar sadece resmi nikâhlardan elde edilen verilerdi. Yine TÜİK verilerine göre 2018’de 15 yaşından küçük 167, 15-17 yaş grubunda ise 11 bin 638 çocuk reşit olmadan anne oldu. Son yıllarda veriler gittikçe azalsa da çocuk gelin oranları hala çok yüksek seviyelerde.

Ülkemizde özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde evlilik yaşı cinsiyet gözetmeksizin 12’ye kadar düşmektedir. Bu tür evliliklerin en büyük nedeni eğitimsizlik olmakla beraber bulunduğu bölgeye bağlı olarak farklı sebepleri de mevcuttur. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sık görülen töre- aşiret gibi toplumsal faktörlerin insan topluluklarını hâlen daha etkilediği görülmektedir. Özellikle çocukların bir birey olarak görülmediği, bazen iki ailenin ‘kan davası’ gibi problemlerini çözebilmek için eşya gibi alınıp verildiği bu topluluklarda çocukların kaderleri de ne yazık ki birkaç büyüğünün iki dudağının arasındadır. Bunun dışında en önemli nedenlerden biri de dini bilgileri çıkarları uğruna yorumlayıp, çocuk yaşta evliliğin meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu bağlamda eğitim bile bazen yetersiz kalabiliyor. Kıdemli bir üniversitede profesör unvanıyla görev yapan Bedri Gencer’in Elâzığ depremi üzerine yaptığı “Çocuk yaşta evliliğin engellenmesi depremi getirmiştir.” yorumu buna en net örnek olacaktır.

Tabii bu sebeplerin yanında küçücük çocukların istismara ve/veya tecavüze uğraması ve bunu örtbas etmenin en etkili yolunun da tecavüzcü ile mağdur çocuğun evlendirilmesi olarak gören en az tecavüzcü kadar kirli zihniyette aileler de bir hayli fazla. Bu  insan yığınları, istismara uğramasının nedeni sanki çocuğun kendisiymiş gibi davranarak, ataerkil sistemin erkeği yüceltme ve erkeğin her koşulda haklı bulma görevlerini layığıyla yerine getirmektedir. Ek olarak aile içi şiddetle ve  ekonomik problemler de ailelerin çocuklarını erken yaşta evlendirmesene daha doğrusu çocuk olamadan anne baba olmasına sebep olmaktadır.

Özetle; içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda hâlen daha çocukların kişiliğine, bedenine onların rızası dışında dokunuluyor. Bunu engellenmenin yolu ise, insanları “toplumsal eşitlik” üzerine bilinçlendirmektir. Toplumsal eşitlik algısıyla bireyin “birey” olduğu için değer gördüğü, herhangi bir cinsiyetin, cinsel kimliğin, yaşın veya statünün bunu etkilemediği bir gelecek inşa edebiliriz.

https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2016/11/21/turkiyenin-cocuk-gelin-haritasi/https://tr.euronews.com/2019/07/05/turkiye-de-2018-de-11-binden-fazla-cocuk-dogum-yapti-167-si-15-yasindan-kucuk-tuik-nufus

Sosyal medyada paylaş

Anı Kırakosyan

Published On: Nisan 21st, 2020Categories: Çocuk Hakları, İnsan Hakları, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment