Sosyal medyada paylaş

2020 yılı, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 pandemisiyle başladı. Ülkemizde mart ayına kadar açıklanan vaka bulunmazken 13 marttan itibaren çeşitli tedbirler alınmaya başlandı. “Evde kal.” sloganıyla halk evde kalmaya teşvik edilirken birçoğumuz için, deyim yerindeyse, hayat durdu. Evde kalmaktan sıkılan ve çıkıp gezmek için gün sayan kesimin aksine büyük bir çoğunluk çalışmak zorunda olduğu için evde kalamadı. Şanslı kesimlerin aksine kalacak evi olmayanlarsa yine göz ardı edildi.

Evsizler, yeterli sağlık koşullarına sahip olmayan yaşam alanlarında, sağlık hizmetlerine ulaşımları olmadan ve aynı zamanda psikolojik olarak yıpratıcı koşullarda yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu nedenle halihazırda bağışıklık sistemleri oldukça güçsüz olan evsizlerin akut solunum rahatsızlıklarına sahip oldukları gözlemlenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırma, evsizlerin %30’unda kronik akciğer hastalığı olduğunu tespit etmiştir. 2014 yılında Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre ise evsiz hastaların %19’u solunum güçlüğü şikayetiyle acil servislere başvurmuştur. [1] Covid-19’un üst solunum yollarını etkileyen bir virüs olduğunu göz önüne aldığımızda evsizlerin yüksek risk altında olan bir sosyal grup olduğunu anlayabiliriz.

Tüm bunlar bir yana, evsizlerin çoğunluğu yaşlı bireylerden oluşmaktadır. Bu kişilerin hastalığa yakalanmaları kolayken gençlerin de taşıyıcı olma potansiyelleri oldukça yüksektir. Boston Hope Tıp Merkezi’ndeki 187 hastanın yarısından fazlasının evsiz olduğu belirtilmektedir. [2] Pandemi süresince sık sık ellerin yıkanması, hijyene dikkat edilmesi, sosyal izolasyona uyulması gibi gereklilikler, evsizler için, yaşam biçimlerinden dolayı, neredeyse imkansızdır. Kalabilecekleri evleri ve yeterli sağlık koşullarına sahip olmayan bu insanların sosyal mesafeyi korumasıysa bir o kadar imkânsız görünmektedir. Özellikle evsiz nüfusu fazla olan San Francisco, California ve New York şehirlerinde evsizler, boşaltılan otel ve pansiyonlara yerleştirildi fakat bu da bir çözüm sağlayamıyor. Birçok insanın tuvaletleri, yemek alanlarını paylaşması ve küçük alanlarda bulunmaları sebebiyle zaten çoğunluğu taşıyıcı olan bireyler arasında hastalığın yayılımı hızlandı. San Francisco’da bulunan MSC Evsizler Barınağı’ndaki enfekte kişi sayısı yalnızca birkaç gün içinde 70’den 100’e çıktı ve sayı artmaya devam ediyor. [3]

Covid-19 pandemisi sırasında evsizler için bir çözüm düşünülmesi yalnızca insan haklarıyla alakalı bir konu değildir. Bu kişilere sosyal izolasyon ortamının sağlanması aynı zamanda toplum sağlığı için de önem arz ediyor. Çorbada Tuzun Olsun Derneği tarafından yayımlanan, konuyla ilişkin durum analizi ve önlem stratejilerinin yer aldığı rapora buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Şehirdeki evsiz nüfusun yanı sıra küresel evsizler olan mülteciler de dezavantajlı gruplar arasında yer almaktadırlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de vaka sayısının açıklanması ve sosyal izolasyon tedbirlerinin alınmasından çok daha önce, şubat ayında, mültecileri siyasi bir koz olarak kullanmıştı ve Türkiye-Yunanistan sınır kapıları açılmıştı. Yalnızca sınır kapıları açılmakla kalmadı, mülteciler devlet destekli bir şekilde sınır kapılarına da taşındı. Bu noktada, hepimiz bir insanlık suçuna şahit olduk. Yunanistan’ın mültecilere uyguladığı hukuka aykırı orantısız güç, keyfi alıkoyma, geri itme, darp gibi müdahaleler tepki çekmişti ki korona virüsü salgını gündemi tamamıyla değiştirdi. Sınırdaki mültecilerin neredeyse tamamı açık havada barınma, tuvalet, duş, temiz su kaynağı ve yiyecek ihtiyaçlarından mahrum bir şekilde beklemekteyken mart ayı itibariyle göçmen ve mültecilerin Türkiye hükümeti tarafından çeşitli konaklama bölgelerine taşınarak konaklama amacıyla kullanılan çadırların yakıldığına dair kesin olmayan bilgi, gayri resmî kurumlar tarafından söylendi. [4] Bu süreçten önce bölgeye çeşitli STK’lar tarafından taşınabilir tuvalet gibi hizmetler ulaştırılsa da bunlar yeterli değildi.

Uluslararası Af Örgütü Kampanya Sorumlusu Damla Uğantaş, katıldığı bir konferansta birinci dereceden tanık olduğu durumu “Tuvaletleri yüzlerce kişi kullanmak zorundaydı, bu nedenle uzun kuyruklar oluşuyordu. Kadınlar için durum daha zordu. Güvenlik ve hijyen koşulları sebebiyle uzun süre bekleyerek toplu halde gitmeye çalışıyorlardı.” şeklinde anlattı. Tüm bu süreçte Türkiyeli yetkililerin, yıkanma yerleri ve tuvalet oluşturulması önerisini reddettikleri biliniyor. [5] Sığınmacı ve göçmenlerin hijyen koşullarından yoksun, yeterli gıda bulunmayan bu savunmasız durumda Covid-19 salgınından çokça etkilenmesi endişeleri üzerine Türkiye hükümeti, mültecileri araçlarla konaklama bölgelerine taşımış olsa da hâlâ otobüs garlarına ve yollara yakın yerlerde uyuyan göçmenler mevuttur. Uluslararası Af Örgütü’nün sınırda ve sınır ötesinde yaşananlara dair yayınladığı rapora buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


[1] BİYOLOJİK AFET: COVID-19 SALGININDA EVSİZLERİN DURUMU VE EVSİZLERE YÖNELİK STRATEJİK PLANLAMA, ÇOTUN, 2020 MART 24

[2] INSIDE THE US’S CORONAVIRUS CONVENTION-CENTRE HOMELESS SHELTERS, AL JAZEERA, THACHER SCHMID, 2020 MAYIS 4

[3] NO EASY FIXES AS COVID-19 HITS HOMELESS SHELTERS, CITYLAB, SARAH HOLDER/ KRISTON CAPPS, 2020 17 NİSAN

[4] 5 SİYASİ BİR OYUNUN ORTASINDA KALANLAR, ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ, MART 2020

Sosyal medyada paylaş

About the Author: İrem Tutcu

İrem Tutcu
Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi. İki senedir sürdürülebilirlik danışmanlığı alanında stajyer olarak çalışmakta olan Tutcu, ileride sürdürülebilir ve etik işletme konusuyla ilgili akademik çalışmalar yapmak istemektedir. Küçük yaştan itibaren insan hakları aktivisti olmak hayaliyle büyümüştür. Son yıllarda ise çevre, hayvan hakları ve mülteci hakları alanlarında çeşitli STK’lerde aktivizm faaliyetlerini sürdürmektedir. Yoga, plant-based aşçılık ve sinema gibi hobilerinin yanında küçüklükten bu yana en sevdiği hobisi olan yazmayı da bu amaçta kullanmaya karar vermiştir. Bu doğrultuda, ENT Dergi'de Ekoloji Bölümü editörlüğü yaparken içerik üretmekte ve çeviriler yapmaktadır.

Leave A Comment