Okuduğumuz kitaplar çoğu zaman dünyamız olur. İçindeki karakterleri o kadar benimseriz ki; bizden biri olurlar. Hepimiz bir kitabı okurken, o kitapta yer alan bir karakterle ne kadar iyi anlaşabileceğimizi düşünürüz. Çoğu zaman onlarla oturur, yaşadıklarına üzülür, sevinçleriyle huzur buluruz. Hatta okuduğumuz başka bir kitaptaki karakterin diğer karakterle ne kadar iyi arkadaş olacağını düşünür onların hayaliyle uykuya dalarız. Sabahları uyandığımızda kitapla göz göze gelip günaydınlaşırız. Gün içerisinde yaptığımız her aktivitede bizimle olurlar hatta onlarla fikir alışverişi bile yaparız. Bir sorunla karşılaştığımızda acaba o olsa ne yapardı diye düşünüp fikrini merak ederiz.

Bir yolculuğa çıkarken Don Kişot kitabındaki Sancho’nun bize eşlik etmesini isteriz. Arkadaşı için ailesini geride bırakan ve karşılaştığımız her zorlukta bizi kurtaran Sancho ile bir maceraya atılmak çok keyifli olacaktır. Sherlock Holmes serisinin yıldızı Dr.Watson’ı da unutmamak gerekir. Her koşulda Sherlock’un arkasında duran ve onu sürekli sabırla dinleyen Watson, çoğu zaman keşke bizimle olsa dediğimiz kahramanlardan biridir. Çünkü Watson, herkesin düşlediği sadık bir arkadaştır. Puslu Kıtalar Atlası’ndaki Uzun İhsan Efendi gibi yeşil sıvı içip, rüyalara dalıp dünya haritasını çizmek ve onun felsefi düşüncelerine dalmak isteriz. Yaşanan bunca kargaşanın karşısında kendini bulmuş olan İhsan Efendi, bizim mistik kahramanımızdır. Herhangi bir yerde olaya girip kafa karıştıran, bir şeyler anlatan, duyuları olmadan da dünyayı duyumsayabilen, gözlerine ihtiyacı olmaksızın gönül gözüyle görebilen, derviş tadında bir karakter; yolculuğumuzda düşünceleriyle bize eşlik eden güzel bir arkadaş olacaktır.

Hamlet, her ne kadar bencil düşünceleriyle tanınsa da yanında olan arkadaşı Horatio böyle düşünmez. Aksine Hamlet’ten desteğini hiç esirgemez ve hep yanında olur. Hamlet’in içeceği zehri, kendisinin içmesini teklif ettiği zaman onun gibi sadık bir arkadaşımızın olmasını ve onunla yolculuğa çıkmanın ne kadar keyifli olacağını düşünürüz. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’ndaki o isimsiz kadın, onu hiç hatırlamayan biri için yaptığı fedakarlıklarla bizi duygu yağmuruna sokar. Ömrünü yalnızca bir defa gördüğü kişiye adaması ve hayatı boyunca yaşadıklarını mektup olarak yazması bize çok duygusal gelir. O kadınla bir yolculuğa çıkıp onun gibi umutlu ve vefalı olmayı dileriz. Vahşetin Çağrısı adlı kitaptaki Buck bizim en iyi evcil hayvanımızdır. Sahibini her yere taşıyan, pek çok yerde hayatını kurtaran ve sahibi onun bağlılığını test ettiğinde neredeyse uçurumdan atlayacak olan bir köpek bizim hayallerimizi süsleyen evcil hayvanımız, dostumuzdur. Dünyaları ne kadar farklı olursa olsun Uçurtma Avcısındaki Emir ile Hasan’ın arkadaşlığı ve birbirlerine olan sadakatleri bizi kendine çeker ve onlarla arkadaş olmak isteriz. Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa bir sabah kendini böceğe dönüşmüş halde bulur. Onun topluma yabancılaşması; Gregor Samsa’yı bu kadar benimsememizi, yakın arkadaş olarak görmemizi sağlar. Aynı şekilde Albert Camus’nun Yabancı kitabındaki Meursault ‘’İnsan bu kadar vurdumduymaz olur mu?” diye düşündürecek ve kendimize bu kadar yabancılaşmamızı sağlayacaktır. Modern hayatın bunaltısı içinde bu kadar savruk ve umursamaz olması çıktığımız yolculukta; “Benim için fark etmez.” cümlesiyle onun hayat felsefesini benimsememizi sağlar.

Çıktığımız yolculuklarda en çok yanında olmak istediğimiz kişi Kuyucaklı Yusuf’tur. Küçük yaşlarda ailesini kaybeden bu karakter bir kaymakama evlatlık olarak verilmiştir. Zamanla kaymakamın kızına aşık olmuş olan Yusuf’un aldığı darbeler boynunu bükemez. Kader sonrasında türlü entrikalarla Yusuf’u nefes aldığına pişman eder. Şimdi bir dağın başında Yusuf’la birlikte Neşet Ertaş dinlemek istediğinize eminim. Notre Dame The Paris romanındaki yolculuğumuz Quasimodo ile başlar. Kambur ve Tabiat Ana’nın kendisine güzel bir görünüm bahşetmediği bir karakterdir Quasimodo. Meczuptur ama Esmeralda için yanar içindeki karnavalın tüm meşaleleri. Her sabah çanıyla tüm dünyaya kapanan, yalnız Esmeralda’nın frekansına tutunur kulak zarları. Ne yapsa da olmamıştır işte, olamamıştır bir türlü. Yolları kesişmiş ama kaderleri mühürlenmemiştir birbirlerine. Kendi köşesinde huşû içinde ve harlı bir ateşle sever Esmeralda’sını, o yüzbaşılı ellerde olduğunda bile. Bu yolculukta destek olmak istediğimiz bu kahraman; rüzgarın, Esmeraldası’nın hınzır çingene kokusunu burnuna getirişinin hayaliyle bahtiyar olur.

Aşk ve Gurur romanının baş kahramanı olan Mr. Darcy; başarılı, romantik ve bunun gibi mükemmel özellikleriyle gönlümüzde taht kurmuş ve keşke onun gibi bir sevgilim olsa dediğimiz bir sevgili tipidir. Hakan Günday’ın Az romanındaki Derda ve Derdâ yaşadıklarıyla en yakın arkadaşımız olurlar. Öyle ki gitmelerini hiç istemeyiz. Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” romanında Raif Efendi de bir resim galerisinde tablosunu görüp aşık olduğu ve hayatının anlamını yüklediği bu kadına paha biçilemez bir şekilde aşık olur. Bu yolculuğumuzda herkesin ucundan kıyısından hayal ettiği aşkın kadını olmak isteriz. Hafızalara kazınan en önemli kitap karakterinden biri de Zebercet’tir. Şiddet, haksızlık gibi kötü olayların kol gezdiği dünyadan kendini soyutlayarak bir kasabanın oteline sığınmış olan Zebercet, Anayurt Otelinde yaşamaktadır. Bu karakter iletişimsizlik ve yalnızlık timsalidir. Bu yolculukta çoğu zaman onunla iletişime geçmek, onun utangaç tavırlarını yok etmek için empati yapmaya çalışırız. Ancak ona bir türlü anlam veremeyiz. Goethe’nin iki haftada tamamladığı mektup roman türündeki unutulamaz eserinin acılar içinde kıvranan kahramanı genç Werther; kafamızdaki aşk tanımını yerle bir eden, bizi kendi aşkının içine çekmeye çalışan derin bir karakterdir. Bu eser aşkı, aşk yolunda çekilen ızdırapları, acıyı, sevgiliyi görememenin tahammülsüzlüğünü bize işler. Werther gibi sevmek, Werther gibi giyinmek isteriz. ‘’Aklımızı ve mantığımızı serbestçe kullanmaktan bizi alıkoyacak her şeyden kaçınmalıyız çünkü ruh özgürlüğüne ancak böyle ulaşabiliriz.’’ sözünü aklımızdan hiç çıkartmayız.

Yeryüzü düzleminde kitaplar bütün her şeyin bittiği başka bir boyuttadır. Farklı bir dünyada ve farklı karakterlerle çoğu zaman başbaşa kalırız. Yepyeni şeyler keşfettiğimiz belki de geçmişte yaşamış dehalarla konuştuğumuz, bilmediğimiz yerlerde, bilmediğimiz karakterlerle tanışırız. Ve bu karakterler üzerimizde derin izler bırakıp bizi hiç bilmediğimiz yolculuklara çıkartırlar.

Sosyal medyada paylaş

Bilge Karakaya

Eskişehir Osmangazi Ünversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Aynı zamanda tiyatroyla ilgileniyor. Sahnenin ışıklarında her zaman varolmayı düşleyen birisi. Yaşamı boyunca edebiyatın kocaman dünyasında kendine yer bulmayı amaçlar ve gayret gösterir. Hayata pozitif bakan, şiirlere hayran olan bir edebiyat aşığı.
Published On: Şubat 2nd, 2021Categories: Edebiyat, Kitap, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment