Kevin Hakkında Konuşmalıyız: Suçlar ve Cezaları

Saf kötülük diye bir şey var mıdır yoksa her suçun ardında bir azmettirici mi yatar? Yaşadığımız olaylar karşısında genellikle bunun gibi soruları sormaksızın tepki verme eğilimindeyiz. İnsanlığın bu pratik alışkanlığı günü ya da sorunları atlatma anlamında görece kolaylık sağlıyor. Bunun yanında da genel çerçevede sorunların temelinde yatan gerçekleri kavrama ihtimalimizi oldukça düşürüyor. Lionel Shriver’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan 2011 yapımı Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmi bize sorgulamaya yeltenmediğimiz bu sorular için 1 saat 52 dakikalık bir zaman yaratıyor. İskoç yönetmen Lynne Ramsay imzasını taşıyan yapımda Tilda Swinton, Erza Miller ve Jasper Newell’ın başarılı oyunculuklarının yanı sıra filmi sinematografik açıdan oldukça etkili kılan Seamus McGarvey’in de hakkını vermek gerek.

Kevin Hakkında Konuşmalıyız, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde sıkça yaşanan okul terörü gibi bir konu üzerinden anne, çocuk ve baba ilişkisini ve bu yapıyı doğrudan etkileyen toplumu merceğine alıyor. Gebeliğe ve aslında toplumsal bir rol olan anneliğe hazır olmayan bir kadın ile anti-sosyal kişilik bozukluğu belirtileri gösteren oğlunun ilişkisi üzerinden bize trajik olaylar karşısındaki tepkilerimizi sorgulama imkânı veriyor.

Kevin ve Eva

Melanie Klein’in Nesne İlişkileri olarak adlandırılan kuramı Freud’un aksine psikanalizin temeline penisi değil anne memesini koyar. Bebek doğduğunda ben ve ötekinin farkında değildir. Tüm dünya bebeğin benliğinin bir parçasıdır. Bebeğin doğumuyla başlayan ve yaşadığı her tecrübe ile devam eden bölünme sonucu bireyin psikolojik ve sosyal kimliği oluşacaktır. Bu bölünmenin ilki bebek ve annesi arasında gerçekleşir. Anne, bebeğin hayatında oluşan ilk öteki benliktir. Bu dönem pre-oidipal dönem olarak adlandırılır. Bu dönemde anne ve bebeğin ilişkisinde yaşanan kopuklukların bebeğin bilinçdışına yerleştiği ve onun sonraki dönemlerini şekillendiren temel etmenlerden olduğu söylenir.

Kevin ve Eva arasındaki ilişkiyi, Melanie Klein’in kuramından hareketle incelersek bu anne oğulun arasındaki sorunların doğumla birlikte başladığını söyleyebiliriz. Eva, bir bebeğin ve annelik rolünün sorumluluğuna hazır değildir. Kevin’ın doğumundan itibaren onunla sağlıklı bir ilişki kuramamış, bu kopuk ilişki bebeğin benliğinin annesinden sağlıklı bir şekilde ayrılamamasına neden olmuştur. Böylelikle bilinçdışında annesi tarafından istenmediğini kabul eden Kevin için yaşam, annesi ile sürüp gidecek bir tür öfke, sevgi ve duygusal açlık üçgeninden ibaret olur.

Kevin hem annesine yakınlaşmak hem de onu cezalandırmak istemektedir. Annesiyle oynamayı reddeder, konuşmaya başladığında “anne” demeyi reddeder ve annesinin kişisel alanını sabote etmekten haz duyar. Onu cezalandırmak için uzun bir süre tuvalet eğitimini kabul etmez, hatta özellikle altına yapar. Kevin’ın bu cezalandırıcı davranışları karşısında psikolojik açıdan gittikçe sıkışan Eva, sonunda kendini tutamaz ve öfkesini Kevin’a yöneltir. Bu şiddet sahnesinin sonunda canı yansa dahi annesiyle gerçek bir ilişki kurmanın keyfini çıkaran Kevin’ın kolunda o günün hatırası olarak bir yara izi kalır. Bu yara izi, Kevin ve Eva’nın ilişkisinin bir temsilidir. İkisi de birbirinin yarasıdır çünkü.

Her şeye rağmen, sonunda vahşi cinayetler işleyen bir katile dönüşen Kevin’ın durumundan yalnızca Eva’yı ve onun çocuğuyla kurduğu ilişkiyi sorumlu tutmamalıyız. Film boyunca Eva’ya gerek fiziksel gerekse psikolojik anlamda şiddet uygulayan diğer insanlar gibi Eva’yı tüm olanlardan sorumlu tutmak, bize günü kurtarmamızı sağlayan bir günah keçisi bağışlar ama bizi sorunun temelinden uzaklaştırır. Kevin söz konusu olduğunda onu aklamamızı ve bir tür mağdur olarak kabul etmemizi sağlayan etmenlerin Eva için söz konusu olmadığını söylemek de yazının başında vurguladığım pratik insan tepkilerinden biridir. Çünkü Eva boşlukta ve her şeyden bağımsız bir biçimde var olan bir fenomen değil, toplumun tarafından şekillendirilen bir bireydir.

Toplum ve Anne

Toplumsal kurallar ve normlar eylemlerimizi ve tüm kararlarımızı etkilemek için hazır bir şekilde yaşamımızı kuşatır. Rakel Dink’in dediği gibi, çocukluğumuzdan itibaren bizi şekillendiren, bize toplumsal alandaki rolleri dayatan bu norm ve kurallar, katili de maktulü de bir bebekten yaratır. Kevin Hakkında Konuşmalıyız, hikâyesini toplum tarafından günah keçisi ilan edilen bir annenin gözünden anlatıyor. Bize de günlük yaşantımızda kolayca yargıladığımız insanlarla empati kurma fırsatı veriyor. Suçun kişiselliği ve paylaşımı hakkında önemli sorular soruyor. Kevin’ın cinayetlerinin hesabını annesi Eva’dan soran, hatta Eva’yı böyle bir çocuğun annesi olduğu için suçlayıp cezalandıran bu toplum, gerçekleşen suçlardan kendine düşen payı ne zaman görecek ve kabul edecek diye düşünmeden edemiyor insan. Eva’yı kutsal annelik rolü ile görünmeyen parmaklıkların ardına tıkan ve ondan rolünü kuralına uygun oynamasını isteyen toplumsal kuralların Kevin’ın bir katile dönüşmesinde hiç mi payı yok?

Kayıp Baba ya da Bütün Her Şey Annenin Suçu Mu?

Babalık rolü, hemen her toplumda ev ile ilgili sorumluluklardan sıyrılmış, yalnızca para ve otorite ile sınırlı rahat, konforlu bir alandır. Geleneksel babalar yalnızca çocuklarıyla oynayarak babalık görevlerini yapmış olurlar. Franklin de bu geleneksel babalardan biri olarak Kevin’ın bütün sorumluluğunu Eva’ya terk ediyor. Böylece toplumun ona biçtiği rolü kuralına uygun bir şekilde oynuyor. Franklin’i Kevin ile oynarken görüyoruz yalnızca. Bir de ona hediye aldığı ok takımını kullanmayı öğretirken.

Bir okul dolusu insanı, kardeşini ve babasını öldüren Kevin’ın bunu babasının ona on altıncı yaş gününde aldığı ok takımı ile yapmış olması bir tesadüf değil. Çünkü Franklin’in de dahil olduğu bu geleneksel baba rolünün şiddet ile ilişkisi hepimizin ezbere bildiği bir konu. Çocuğuna bir tokat bile atmayan Franklin ona bir silah kullanmayı öğreterek şiddetin yalnızca onu uygulayarak beslenmediğini bize gösteriyor. Kevin’ın öfkesinin kaynağı Eva’dan geliyor olabilir ama öfkesini gösterme biçimini yıllarca babasının eğitimlerinin biçimlendirdiğini söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Öyleyse “kör ölür badem gözlü olur” sözünü doğrulamamak için suçun Franklin ile ilişkisini de düşünmek gerekiyor. Franklin sonunda kendisine yöneleceğini bilseydi, Kevin’ın ok eğitimine bir spor gözüyle bakar mıydı dersiniz?

Alper Büyükbudak
Alper Büyükbudakhttp://entdergi.com
1992 yılında doğdu. Çocukluğu ailesinin memuriyeti nedeniyle Türkiye'nin çeşitli illerinde geçti. 2006 yılında İzmir'e yerleşti. Bir süre Eskişehir’de Çevre Mühendisliği okumaya çalıştı, olmadı. 2014 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık ve Dramaturgi Ana Sanat Dalı'na kayıt yaptırdı. 2017 yılında yazdığı "Mağlubiyet Nişanı" adlı oyunuyla Ulusal Suat Taşer Oyun Yazma Yarışması’nda “Övgüye Değer Oyun Ödülü” aldı. 2019’dan itibaren radyo programı hazırlayarak geçimini sağlıyor ve hâlâ mezun değil. Kendi birasını yapmaya ve Balkanları gezmeye bayılır. İki kedi babası, İngilizce bilir.

Rastgele Yazılar

Çeviri: Seveceğiniz Klasik Müziği Nasıl Bulursunuz?

Çeviri: Seveceğiniz Klasik Müziği Nasıl Bulursunuz? 600 yıllık bir müzikal geleneğin arasından sevebileceğimiz klasik müziği nasıl buluruz?

İran’daki son protestoların öncekilerden farkı nedir? İran’da protestolar eşik mi atlıyor?

15 Kasım’da benzin fiyatlarının üç katına çıkarılmasının ardından İran halkı neredeyse tüm ülkeye yayılan protestolara tanıklık...

Sıfır Atık Yaşam

Doğadaki ayak izimizi azaltmaya yönelik uygulamalar doğal ve yıllar önce bile garipsemediğimiz uygulamalardır. Buna rağmen, hiç de zorlayıcı bir yaşam biçimi olmadığını söylemeyeceğim. Koşuşturmalı büyük şehirlerin içinde hayatta kalmaya çalıştığımız bu çağda, en kolay olan alternatiflere yönelerek büyük bir tüketim çılgınlığının içine gömüldükçe gömüldük ve buna oldukça adapte olduğumuz bugün, bırakın sıfır atık kadar büyük bir hedefi hayal etmeyi birçoğumuz plastik atık çıkarmadan bir gün bile geçiremez olduk.

Tarihte Kara Bir Leke: Madımak Katliamı 27 Yaşında

Bizi yakıp, duman duman, baktınızYetmedi mi, bir de alkış tuttunuzSonra birer masum olup çıktınızCan veririz, can almayız, biz canız

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz