Yedi sene önce meslek lisesini bitirdiğinde girdiği torna atölyesinden kazandığı parayı biriktirerek ilk arabasını alan Necip, yazları İzmir’den senelik izne gelen çocukluk arkadaşı Mustafa Ali’yi Toros’uyla Niğde’ye, kaplıcalara götürürdü. Necip ile dostluklarının temelleri çocuklukta atılmış, ortaokula kadar beraber okumuşlardı. Babası, Mustafa Ali’yi İzmir’e akrabaların yanına göndermiş, taksitle aldığı patozunu il il gezip kiraya vererek kazandıklarından arttırıp oğlunun okul masrafları için İzmir’e para göndermişti.

Mustafa Ali üniversiteyi kazanınca siyasete bulaşmış, birkaç ay hapis yatıp çıkmıştı. En sonuncusunda gözaltına alınıp karakolda polisler zorla İstiklal Marşı okutmak isteyince inat etmiş, okumadığı için de İstiklal Marşı’na hakaret etti diye tutuklanmıştı. Fakat tutuklanmakla kalmamış, üzerine fakülte dekanı daha davadan beraat etmeden “ben fakültemde bu anarşisti istemem” diye öğrenciliğini bitirmişti. Fakülteye dönmesi YÖK’ten gelecek affa bağlıydı. İnat etmişti, dönecekti fakülteye. Her seferinde “O dekana inat döneceğim okula.” diyordu. Okuduğu bölüm de Sosyoloji idi, işsiz kalacaktı.

Okuldan atılınca açıktan adalet okumuş, “Hiçbir şey olmazsam gider icra avukatının yanına girerim.” diyordu. Bu fikri kafasına sokan da üniversiteye girince tanıştığı kredi kartları olmuştu. Üniversiteye ilk girdiğinde okul kayıt esnasında eline bir de kredi kartı sıkıştırmış, imza alan memur “Sen şimdi imzala, istiyosan kullanmazsın, herkese veriyoruz merak etme zaten üç beş kuruş limiti var, ne zarar gelecek?” demişti. Büyük şehre ilk adımını atan Mustafa Ali, gezip tozmaktan bir haftada kredi kartını doldurmuş, borcunu da geciktirince icraya düşmüş, borcunu üçe katlamıştı. Bankanın avukatı gelmişti aklına. Zaten ömründe iki kez avukat gören Mustafa Ali karakolda baronun avukat gönderdiğini öğrenince korkuyla “Bunlar niye bana bedava avukat gönderiyor, parasını kim ödüyor?” diye kendi kendine soruyordu.

Necip meslek lisesinden sonra daha fazla okumamıştı. Babası okutmadı diye çok da memnundu. Mustafa Ali’yi ibretlik olarak gösterir, her seferinde “Okusan sen de onun gibi olacaktın.” diyerek oğlunu tatmin ederdi. Patoza sıkışmış buğdayları temizleyen Necip, topladıklarını torosun bagajına serer ve pazarda ucuza satardı. Buğdaydan gelen para Necip’in haftalık LPG parasını çıkarıyordu.

Kurban Bayramı’ndan önce Mustafa Ali, senelik izne ayrılarak tatilini bayramla birleştirmiş, 20 günlük izninde köye kaçamak yapmıştı. Köyde tatil diye gidip tarlada çalışmasına çalışıyordu da, İzmir’e dönünce ofiste elleri nasır içinde, kışa kadar utana sıkıla tebligat çıktıları alacaktı. Zaten bu işi de daha fazla iş yapıp kendini geliştireceği bir alan olarak görüyordu. Adaleti bitirince “Patrondan bir şeyler kaptım mı benim iki seneliği de hukuk fakültesiyle tamamlar avukat çıkarım.” deyip dalar giderdi.

Necip, Mustafa Ali’den geri kalmamak için Ziga yolunda “Ben de bir ara bulaştım bu işlere de sen tabii büyük şehirdesin, bizden daha fazla görüyorsundur.” diyordu. Necip’in siyaset hayatı Avanos’a gelen şehit cenazesiyle başlamıştı. İlçeye gelen cenaze için ocaktakiler köy köy dolaşıp cenazeye insan toplamıştı. Gelenlere masrafları ödeneceği sözleri de verilmişti. Köylü pek oralı değildi ama para veriliyorsa neden alınmasınlar? Askere el mi kaldırıldı, elbette gideceklerdi. Necip de gidecekti gitmesine ama bu hafta buğdaydan kazandığı LPG parası Avanos’a gidip dönmesine yetmeyecekti. Ocaktakiler “Sen gel bir şekilde, gelince hallederiz.” deyince depoyu dolduracağının hayaliyle Necip, köylüyü Toros’a doldurmuş, Nevşehir’e geçmişti.

Cenazeden sonra Necip’in ocaktan birilerini bulması kolay olmuştu. Protokolün arkasında bayrak açanlar köye gelenlerdi. Biraz da sinirli görünüyorlardı. Necip gidip ezile büzüle “Abi benim bir yakıt parası vardı, haftalığı buraya gelmek için harcadım, nasıl yapabiliriz?” diye sorunca ocaktakilerin o sinirlerinden eser kalmamış bir şekilde ismini sordular: “Bak Necip, vatanın her bir ferdi olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz, gavura, teröre karşı üstümüze düşen çok görev var, düşman ağzını açmış bizi yiyecek. Hepimiz fedakarlık ediyoruz, gencecik evlatlar düşüyor, yarın bize de sıra gelecek. Sen askerliğini yaptın mı?”,“Yaptım abi, Havza’da Jandarma’ydım.”

Necip dinlerken etrafındakilerin nasıl durduğunu, nasıl baktığını her anıyla takip edip kim nasıl davranıyorsa aynılarını yapmaya çalışıyordu. Önce ellerini göbeğinde birleştirdi, sonra farketti ki eller fazla yukarda, bu abiler namaz kılar gibi değil. Sonra sağda ocak başkan yardımcısının bakışlarını görüp o da kaşları çattı. Durum ciddiydi. “Abi haklısınız, kusura bakmayın ettik bir cahillik, sizin de vaktinizi aldım.” diyerek Necip köylüye dönmüş, aralarında topladıkları parayla torosa tüp almışlardı. Kulağı “Yahu Necip evladım, koca ocak başkanından para mı istenirmiş, bize niye gelmedin, adam hükümetin adamı, hükümet tam tekmil gelmiş, senin kırk liranı ne yapsınlar?” diyen köylüyü duymuyordu. Aklı, sabah başladığı siyaset hayatını akşam olmadan bitirmekle meşguldü. Necip ve Toros’taki köylü hem gelen cenazenin ocağındaki yası düşünerek hem de giden yevmiyeyi nasıl toplarlayacaklarını düşünerek akşam olmadan Su Vermez’e doğru yola koyuldular…

About the Author: Ent Kültür&Sanat

Ent Kültür&Sanat
Okumuş olduğunuz bu yazı Ent Dergi Kültür & Sanat Editörlüğünün seçkisidir.

Leave A Comment