Kayıp Sevgilimin Şiir Defteri

Sevgili Oğuz,

En son yazdığım mektubumun üzerinden geçen ayların affına sığınarak geldim. Kafamın içinde hapsolan, örümcek ağı bağlamış hatıralara aldırmıyorum artık. Şimdi tamamen silkelenip bir elbise geçirdim üzerime. Alelade değil, gayet narin bir şekilde gardıroptan seçilmiş, tozu alınıp ütülenmiş bir elbise bu. Sana mektup yazmak için giyilmiş bir elbise. Senin yanına gelirken çehremde açan çiçeklerin deseninden. Bunları düşünürken, acı çekiyor kahroluyorum ama çocukluğu bir kenara bırakıp, sana yazıyorum. Saçlarımı senin sevdiğin gibi topladım. “Rüzgâr esintisi değmiş dağınıklığında.” Masamın tozunu aldım, aylar sonra ilk defa çiçeklerimi suladım. Evi temizlerken bir çorba pişirdim. Bir insan gibi yaşadım bugün. Yaşamaya hevesli bir insan gibi. Babamın manasız atışmalarına aldırmadım. Hatta karşılık verdim, güldüm ağız dolusu. Annem hâlâ evin içerisinde adımlıyormuş gibi yaşadım. “Bir insan dünyaya gelmiş ise yaşamalı” derdin. Acıkarak, özenerek yaşamalı. Şimdi sana anlatacağım asıl şeye geliyorum, ellerim titreyerek. Neredesin? Nerede olduğunu bilmek istiyorum. Sende bir nefes hissetmek, bir mana aramak istiyorum. Yalvarırım bir şey söyle. Koca bir mezarlık gibi bu ev, senin olmadığın bu sokak girdap gibi. Ayağımı attığım an düşüyorum içine. Kendimi anlatmak değil, gözlerinin mavisinde kürek çekercesine seni dinlemek istiyorum. Her hatamın dersini sayfa sayfa yazıyorum artık. Nereden hastalık kapıyorum bulmaya çalışıyorum. Sen olmak istiyorum. Sen gibi düşünmek. En ince detayına kapılmak istiyorum. Eğer ki bir yolu varsa, kazımaya hazırım en köhne kuyuları. Var mı? Varsa sen söyle bana. Sana ulaşmam mümkün mü? Mezarı kazıyıp yatmam gerekiyor ise, uzanırım içine, en yumuşak yastığa baş koyuyormuş gibi uzanırım. Artık herhangi bir mektup dindirmeyecek sığıntılığımı. Yüreğimin sıkışarak patlamasını dindirmeyecek. Milyonlarca kâğıt karalasam, bulamayacağım sakin bir his. Geçen gün birkaç defter aldım. Heveslenmeye söz verdim yarına dair. Artık gerçek insanlar gibi planlarım olacaktı benim de. Sabah kahvaltıda ne yesem telaşım olacaktı, çiçeklerime özel saatler yaratacaktım sevgimi akıtmak için. Sonra bir şey oldu. Fena bir şey. Milim milim kazıdığım çıkış yolunda beni yıkan bir şey. Yatağın altına bir zarf düşmüştü. Senin ellerinin değdiği bir zarf. Bir fotoğrafımız vardı içinde, göğsüne doğru sokulduğum. Gözlerimin içinde küçük çocuklar gülüyordu, elbisem resmedilmiş gibi. Sen durgun bir deniz gibi huzurlu. Bir de arkasına kazıdığın meşhur şiirlerinden bir dize.

“Artık herhangi bir buluşma yetmiyor bana,

Hiçbir ev sığdıramaz ikimizi, bu aşkın içine.

Yüzüne kondurduğum öpücüklerin boynu bükük,

Birini kondursam öbürü bekliyor, beni de efsunlandır diye.

Artık herhangi bir çiçek yetmiyor yüzünün güzelliğine.

Ne kadar ekiversem saçlarına,

Hemen soluveriyor.”

İşte bu fevkalâde fena ama bir o kadar da nazenin zarf, yerle bir etti beni. Aylar sonra iki lokma yediğim yemek zehir oldu. Organlarım çıkarcasına ağladım dövündüm…İşte böyle bir etkin var bende. Mutluluğum da elinde, intiharım da. Canımın çiçek köşesi, söyle bana. Söyle yalvarırım, nasıl gelirim sana?

EYLÜL, 1973

 


Kayıp Sevgilimin Şiir Defteri, Berfin Oğuz

Çizim: Kaley Bales

Sosyal medyada paylaş

Berfin Oğuz

1999 Van doğumlu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde öğrenci. Yazarlık hayatının öğretmenini Oğuz Atay olarak tanımlıyor ve "Onun sayesinde daha çok yazmaya ve okumaya heveslendim" diye ekliyor. Çiçeklere derinden bağlı ve aşkın her şeyi yarattığına inanıyor..
Published On: Mart 18th, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat2 Yorum

2 Yorum

  1. Taha Cem Seçgin 9 Nisan 2021 at 12:13 am - Reply

    Oğuz Atay’ı neden örnek aldığını yazının dilinden ziyadesiyle anladım, emeğine sağlık.

    • Berfin Oğuz 8 Mayıs 2021 at 6:28 pm - Reply

      Çok teşekkür ederim 🌺

Leave A Comment