Katliam İhaleleri

Avlanma; devlete ödenen vergi karşılığında temin edilebilen “can alabileceğine dair izin belgesi” ile güvence altına alınmış, öldürme dürtüsünün tatmin edilmesine yarayan bir aktivitedir.

Günümüzden binlerce yıl önce beslenme ve yaşama dürtüsü ile tamamen içgüdüsel olarak ortaya çıkan avcılık, bugün rant sağlama ve dürtüleri tatmin etme amacına yönelik yapılmaktadır. Oysa 40.000 yıl önce soyları tükenmiş neandertallere, 21. yüzyılda avcılığı spor olarak hala devam ettiriyoruz deseydik, onlar dahi utanırdı bu durumdan.

Yasalara Dayanan Katliam!

Mevzuatımızda 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile avcılık kavramının yasal zemini oluşturulmuştur. Kanunun birinci maddesinde amacı düzenlenmektedir:

Sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlamaktır.

Bu ifadeye göre av hayvanını koruma amacı taşıdığını belirten bu yasa, koruduğu hayvanın tamamen ekonomik kaygılarla öldürülmesini yasal kılmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığının görevleri arasında hayvanları ve yaban hayatını korumak yer alsa da; bu yasa ile korunanın hayvanlar ve yaban hayatı mı, yoksa hayvanların öldürülmesi amacıyla açılan ihalelerden elde edilen gelir mi olduğunu sormakta fayda vardır.

Nitekim kanunda avcılık izin belgelerinden alınacak harçların, avlanma ücretlerinin, avlaklardan elde edilecek gelirlerin Bakanlık Döner Sermayesine yatırılacağı da düzenlenmektedir.

Günümüzde yalnızca avlanma izni için (harç, kurs ücretleri hariç) derneğe bağlı olmayan avcılardan 370,00 TL alınmaktadır. Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) tespitlerine göre 2018-2019 Av döneminde avlanma izin kartı satışından elde edilen gelir 19 Milyon 289 Bin 750 iken, avcılık belgesi harcından elde edilen gelir 41 Milyon 370 Bin TL’dir. 

4915 sayılı kanunun 3. maddesi uyarınca kurulan Merkez Av Komisyonu’na; korunacak av hayvanlarının belirlenmesi, avlanmasına izin verilecek av hayvanlarının avlanma süreleri, zamanı ve günlerinin tespiti, avlanma miktarlarının tespiti gibi temel bazı görevler verilmiştir. Ancak bu komisyonda 9 özel avlak temsilcisi, Jandarma Genel Komutanlığı, Spor Genel Müdürlüğü temsilcileri bile bulunurken hayvanların hakkını savunabilecek bir temsilci ne yazık ki bulunmamaktadır. 

Katliam Üzerinden Turizm

Anılan kanunun 15. maddesi uyarınca av turizmi adı altında yabancıların ülkemizde avlanmasına da izin verilmiş olup kanunun tüm dünyayı ülkemizdeki canlıları öldürmeye açıkça davet ettiği görülür.

Av Turizmi Kapsamında Avlanmalara İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile de av turizminin detayları düzenlenmiş olup bu yönetmelikte amaç olarak şu ifadelere yer verilmiştir

…acentelerin av turizmi kapsamında av organizasyonları ile av ve yaban hayvanı gözlem turu, fotoğraf ve film çekimleriyle ilgili faaliyetlerini düzenlemek, yöre insanlarının yaban hayatı kaynaklarının varlığından oluşan katma değerden yararlandırılarak kırsal kalkınmaya katkıda bulunmak ve av kaynaklarının ekonomiye faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini sağlamak…

Şubat 2020’de haberlere konu olan Amerikalı avcının Adıyaman’da dağ keçisi avlayıp pozlar vermesi, işte bu kanun ve yönetmeliğin koruması altındadır. Tamamen ekonomik kaygılarla oluşturulan bu kanun maddeleri ve yönetmelik, ülkemizdeki binlerce çeşit canlıyı göz göre göre dünyada kendini avcı olarak nitelendirenlerin önüne sererek karşılığında para talep edişimizin yasal dayanaklarıdır. Kültürümüzü, üç yanı denizlerle çevrili topraklarımızı turizme açmak yerine bizler gibi bu topraklarda barınan canlıların yaşamını para karşılığında “av turizmine” feda etmek, türcülüğün en sağlam örneklerinden biridir.

Hem Ulusal Hem de Uluslararası Mevzuata Aykırı

Her ne kadar Anayasa madde 90 usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir” dese de avcılık konusunda yürürlükteki uluslararası anlaşmalar adeta yok sayılmaktadır. Nitekim tarafı olduğumuz sözleşmelerden birkaç maddeye yer vermek gerekirse;

Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 4/2’ye göre: “… vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alıkonulması, avlanma ve balık tutma geçmiş zamana ait olup hangi sebeple olursa olsun vahşi hayvanların bu şekilde kullanımı hayati olmayıp, aksi davranışlar bu temel hakka karşıdır.”

1997’de yürürlüğe giren Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi madde 8/k’ye göre: “Tehdit altındaki türlerin ve popülasyonların korunması için gerekli mevzuatı ve/veya düzenleyici diğer hükümleri geliştirecek veya idame ettirecektir.”

1984’te yürürlüğe giren Avrupa Yaban Hayatı Ve Yaşam Ortamlarının Korunması (Bern) Sözleşmesi madde 3/1’e göre: “…bilhassa nesli tehlikeye düşmüş ve düşebilecek türlerin, özellikle endemik olanlarının ve tehlikeye düşmüş yaşama ortamlarının, bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak muhafazası amacıyla ulusal politikalarını geliştireceklerdir…”

Anlaşılan şu ki; 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca bütün hayvanların eşit doğduğunu ve yaşama hakkına sahip olduğunu düzenleyen yasa koyucu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununu saklı tutmayı unutmamış ama uluslararası sözleşmeleri unutmuştur.

2020 Av Sezonu “Hareketli” Geçiyor

Temmuz 2020’ye kadar insanlığın yoğun gündemlerle boğuştuğu dönemde, 21 adet ihale açan Tarım ve Orman Bakanlığının da gündemi yoğundu.

TBMM’de Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndan geçen “Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun” isimli torba yasa uyarınca Merkez Av Komisyonu’nun üye sayısının 25’e çıkarılarak çevre ve doğa gönüllüsü kuruluşlardan 3 temsilci, fen edebiyat fakültelerinin biyoloji bölümlerinden bir öğretim görevlisi olmak üzere 4 üyenin daha eklenmesi teklif edildi. Nitekim Merkez Av Komisyonunun, 8 Temmuz’da nesli tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türlerinin avlanmasına izin vermiş olması, bu yasa teklifinin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

Avcılık gündemiyle ilgili söz konusu hareketlilik sosyal medyada da her geçen gün artarak devam etmekte. Tunceli’de 17 dağ keçisi ihalesinin sosyal medya tepkileri üzerine iptal edilmesinin ardından Eskişehir’de 18 kızıl geyiğin avlanması hakkındaki ihaleye dair de yürütmenin durdurulması kararı verildi. Ardından Temmuz ayının sonunda yine sosyal medya üzerinden artan tepkiler sonucu Kuşadası’ndaki yaban domuzu sürek avı izni de iptal edildi.

Ancak her geçen gün #ÇünküAvCinayettir etiketi ile gösterilen tepkilerin büyümesine rağmen ihaleler açılmaya devam ediyor. Ağustos ayı başında Tarım ve Orman Bakanlığı, Erzincan’da 10 dağ keçisi için de 227.000-TL bedel ile ihale açtı. 

Ekonomik beklentiyle açılan bu ihalelerin, rant sahibi avcı lobilerinin kontrolü altında olduğu açıkça ortada. NTBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun Hayvan Hakları Yasa Tasarısı’nı hazırlarken, Avcılık Konfederasyonu ve silah savunma sanayi temsilcilerinden oluşan heyetle ortak kararlara yer verdiğini görüyoruz.

Avcılık Şiddeti Körüklüyor

Tamamen kan dökme, öldürme dürtüleri üzerine kurulu bu “hobi” insanlık dışıdır, doğa düşmanıdır. Özellikle iktidar olma içgüdüsü ile saldırganlığın bir araya gelerek ortaya çıkardığı bu hobi, silahlanmayı da kolaylaştırarak potansiyel şiddet failleri ortaya çıkarmaktadır. Daha geçtiğimiz ay eşi tarafından av tüfeğiyle öldürülen kadını konu alan haberi okumuş iken, çiçek dağıtır gibi av tüfeği ruhsatı dağıtmak bireysel silahlanmanın kontrol edilemez hale gelmesine sebebiyet vermektedir.

Artık kabul edilmelidir ki; göz göre göre yaşam hakkı ihlali olan avcılık, ne spor ne de turizm konusudur. Avcılık; meşrulaştırılmış, devlet destekli cinayettir. 


Görsel: Bilimsel Dünya

Tuğçe Berber
Tuğçe Berber
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2017 yılında mezun olup İzmir’de kurucusu olduğu Lotus Hukuk Bürosu’nda avukatlık mesleğine devam etmektedir. “Türk Hukuk Sisteminde Hayvan Hakları ve Uluslararası Hukukun Hayvan Hakları Mevzuatına Etkisi” isimli tez yazısından sonra hayvan hakları aktivisti olarak savunuculuğunu gerek mesleki gerek sosyal alanda sürdürmektedir. İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi olarak çeşitli sosyal projelere destek vermektedir. Sokaktayken bütün hayvanların, evdeyse bir kedi annesidir. Vejetaryenliği benimsemiştir.

Rastgele Yazılar

Kadim Kent Ciphas: Hasankeyf Gerçeği

Dicle’nin iki yakasında 10.000 yıllık bir tarih... İmparatorlukların kurulduğu, yıkıldığı, uğruna savaşlar verilen kadim kent Ciphas, modern zamanın “Kayalar Kenti''. Bu yüzyılın...

Film İncelemesi: Parasite

Memories of Murder, The Host, Snowpiercer ve Okja gibi sevilen filmlere imza atan, yakın dönem Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan...

Engelliler “Düzeltilmeye” İhtiyaç Duymaz, Engellilere Yönelik Ayrımcılığın Tedavisine İhtiyacımız Var

"Artık engelliliğinden kurtulmak istemiyor musun?" Bu doktorların, fotoğraf editörlerinin ve çocukların bana sorduğu bir soru. Tanımadığım insanlar elimi tutup...

Bisikletçilerin Hoş Karşılanmadığı Şehir

Yazar: Sharon Tshipa Çevirmen: Merve Aksu Bisikletçiler dünya çapında birçok şehirde nefretle mücadele ediyor ama Botswana...

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz