Kim bilebilirdi karanlık olmadan aydınlığın olmayacağını…
Yağmurlu bir akşamüstü elimde sigaramla sarhoş bir şekilde yan yan yürürken aklıma gelmişti aydınlığa giden her yolun karanlıktan geçtiği… Hayır hayır aydınlık önemli değil burada, her aydınlık için en başta karanlığın olması anlamlı olan. Peki, gerçekten her aydınlığa çıkış karanlık bir yoldan mı geçer? Her ne kadar karamsar bir yazı gibi başlasam da bu yazıda daha farklı mesajlar vereceğim. Hazır mısınız ?
Mahalle de maç yaparken attığım ilk golle öğrenmiştim aydınlık için karanlığın gerekli olduğunu. Takım arkadaşımın yaptığı ortada rakip defans ile kafa kafaya çarpışacağımı bile bile vurmuştum topa. Pozisyon gol olurken kaşım açılmıştı… Kanlar içinde de olsam o gole deli gibi sevinmiştim… Bir değerinde ise her sabah 6’da kalkıp gittiğim işimden ilk maaşımı aldığımda görmüştüm. Sosyal hayatımın olmadığı, ailemle, arkadaşlarımla ve kendimle bile zaman geçirmediğim için almıştım o maaşı ve o maaş bana ilaç gibi gelmişti… Hayatımda ilk kazandığım sınav mesela. Evet evet bildiğimiz bir sınav, okul kazanmalı olanından. Kendimi kapattığım, durduk yere ağladığım, çevreme öfke saçtığım ve stres küpü olduğum bir dönemden sonra kazandığım sınav. Geçen o karanlık yılın yorgunluğu hala sırtımdayken yerleştiğim okulu öğrenince sevinçten havalara uçmuştum… Bir başka meseleyse gitarımda çaldığım ilk şarkıydı. Haftalarca gitar nasıl çalınır, akor nasıl basılır diye bakmıştım ve sonunda çalışmalarımın karşılığını
almıştım, fakat şarkı bittiğinde tüm o çalışma yolunun ürünü olan parmaklarımın ucunda oluşan nasırları görüp, eklemlerimin açılma ağrısını hissetmiştim. Sanki haftalarca hissetmemiş ve görmemiştim onları. Şarkı bittiğinde aldığım keyfi ise bir daha o kadar yoğun bulamadım… Ailemle aramın kötü olması bir başka mesela. Eğer çatışmalarımız, kavgalarımız, birbirimizi kırmalarımız olmasaydı evimi asla ayıramazdım ve evimi ayırdıktan sonra ailemle aramın daha iyi olması, hayatta daha başarılı ve hayatın daha ne olduğunu bilmeye yeni yeni başlamıştım. Aklıma gelen tüm o
kavgaları hatırlayarak ailemle beraber kendi dünyamı yarattım… Dediğim gibi umutsuz gibi görünen umutlu bir yazı bu. Hayatımız çok yoğun ve artık hemen hemen herkesin hayatı çok zor, her açıdan.. Ve burada vermemiz gereken bir karar var; ya karanlığa umutsuzca bakıp her şeyi kenara iteceğiz, bize ağır gelenleri yük olarak görüp vasfımızı sorgulayacağız yada karanlığa umutlu bir şekilde bakıp sırtımızda, içimizde olanı kabul edip başarımızın sonunda hatırlayacağız hepsini ve yolumuza devam edeceğiz. Eğer şimdi ayağa kalkıp ileriye doğru yürümezsek hep olduğumuz yerde kalırız. Eğer istersek hiçbir şey için geç değil.. Sadece aydınlık için karanlığı sevmeye çalışalım.. Yazının sonuna bir şiir eklemek istedim. Başta yazı daha uzun görünsün diyeydi ama sonradan şiiri seçince bu şiirsiz bu yazı olmazdı dedim…
”Saraylar saltanatlar çöker
kan susar bir gün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklar da güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler… ”

Görsel – kaynak

Sosyal medyada paylaş

Hamza Gürkan Yıldırım

29 Aralık 1995 İzmir doğumlu ve İzmir'in Doğançay mahallesinde oturuyor. Ege Üniversitesinde Makine, Resim ve Konstrüksiyon önlisans mezunudur. Şu anda ise Dgs ile geçiş yaptığı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği bölümünü okuyor. Entdergi'de yazar ve sosyal medya editörü. Hayvan hakları temelli hissedebilen her canlının yaşam hakkının olduğunu savunan ve vegan yaşama uygun bir şekilde yaşamı düzenleyen Gürkan aynı zamanda vegan aktivist olarak bu yönde ki mücadelesini sürdürüyor.
Published On: Aralık 14th, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment