Suratıma kapanan kapıların yarattığı esintiyle serinliyorum.
Bu hızlı alınan darbelerin kanaması da hızlı lakin kabuk tutması birkaç göz yaşına bakıyor. Şimdi anlıyorum. Bir kere güzel söz söylendi diye hissedilen lütufun ne kadar ezikçe olduğunu. Meğerse sadece basit aldanmaların içinde yaşam savaşı vermekle meşguldüm. İnatla ölüyordum zehirli toprağında. Ben sadece ezik hissediyormuşum kendimi.
Bu bir lütuf değil.

Kapanan kapıların ardına elime koymuyorum artık.
Yaklaşık dört parmağım kopmuş. Sayarken fark ettim. Ne çok kapı kapanmış şuncacık yaşımda. Ben bu hayata bir tek kendim için gülümsememişim. İçimin eğri büğrü kanaması, ağzıma kadar dolan göz yaşlarım ve iki kişilik ilişkilerin içinde yalnız yaşamak. Bundan ibaret bir et yığını olmuşum.

Başkalarına kapanan kapıların ağırlığını da duyumsuyorum.
Bir tek bana has olmayan bu ağırlığın, ne çok durakları varmış. Sanki bu ağırlık hepimizin omzuna bir kez yaslanmış gibi. Tanımamışız birbirimizi fakat ağırlıklarımızı tanıştırmışız. Bir kez öpücük kondurmuşuz omuzlarımıza; bende de var aynısından der gibi. Gözlerimizin önünden kendi hatıramızı yoklar gibi oluyoruz, anımsamamız ondan.

Artık herhangi bir açık kapıya açlık hissetmiyorum.
Bu bir minnet değil. Açılması gereken kapıların bin bir zahmetmiş gibi gösterilmesine saygı duymayacağım. Zaten söylenmesi gereken sözlere teşekkür etmeyeceğim, yapılması gereken hareketlere göz doldurmayacağım. Sana beni sevdiğin için teşekkür etmeyeceğim. Bu karşılıklı bir şeydi.

Kapı diyorum, yaklaşık birkaç yüz kez kapanmış.
Bunu anlamak için kopan parmaklarımı yanaklarımda gezdiriyorum. Hadi oradan diyorum, dışarıdan ahkam kesmek kolay. Aptallığımı ye ye doymuyorum kimi zaman. Uslanmaz oluyorum, kör oluyorum, kusmuğumu bile bile yutuyorum; sonrasında ne kadar kusturacağını bile bile.

Olurmuş öyle.
Hatalarım için yüklenmiyorum göğüs kafesime. Sıkıntılardan en kırmızısını seçip giyinmiyorum yüreğime. Her yaşayan gibi ben de düşüyorum, bu engerekli oyunlara. Kırgın değilim hiçbir kimseye, hepsiyle tek tek kavgaya tutuştum, kan gövdeyi götürürken el sıkıştım. Yalnız bunun için affediyorum hiçbir kimseyi. Bir kez bile gözlerime değdikleri için.

Öpüyorum avuç içlerinden, bana acıyıp yüzümü sevmeyen ellerine rağmen.

 

Sosyal medyada paylaş

Berfin Oğuz

1999 Van doğumlu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde öğrenci. Yazarlık hayatının öğretmenini Oğuz Atay olarak tanımlıyor ve "Onun sayesinde daha çok yazmaya ve okumaya heveslendim" diye ekliyor. Çiçeklere derinden bağlı ve aşkın her şeyi yarattığına inanıyor..
Published On: Mayıs 10th, 2021Categories: Edebiyat, Kültür & Sanat0 Yorum

Leave A Comment