Sosyal medyada paylaş

Kahve, gelişmiş ülkelerde tüketilen en popüler içecektir. Ancak neredeyse sadece küresel güneyde yetiştirilmektedir. İki temel kahve çeşidi vardır: Arabica ve Robusta. Birincisi ve daha kaliteli olanı çoğunlukla Latin Amerika, Etiyopya ve Kenya’dan gelir. İkincisi Brezilya, Vietnam ve Uganda’dan gelir. Dünya çapında en büyük kahve tüketicisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir zamanlar egzotik bir lüks olan şey, şimdi kültürlerinde vazgeçilmez olacak kadar kök salmıştır. Ne yazık ki, kahvenin uzun bir sömürgecilik ve kölelik geçmişi vardır. Kahve üretimi bir sömürü ve çevresel bozulma yatağı olmaya devam etmektedir.

Çocuk İşçiliği

Kahve çiftçileri genellikle kahvenin perakende fiyatının sadece %7-10’unu kazanıyorlar. Brezilya’da ise işçiler perakende fiyatının %2’sinden daha az kazanıyorlar.Hayatta kalmak uğruna yeterince para kazanmak için, birçok ebeveyn çocuklarını kahve çiftliklerinde çalışmaları için okuldan alıyor. Kahve yetiştiriciliğinde çocuk işçiliği yaygın görülmekte. Kahve fiyatları yükseldiğinde, maddi zorluk çeken ailelerin çocuklarını okuldan alma ve işe gönderme ihtimali artar. Aynı zamanda kahve fiyatlarındaki düşüş, mahsulün olduğu bölgelerde yoksulluğu arttırır. Bu da çocukların okula gitmesine engel olabilir. Uzun vadede yüksek eğitim yüksek gelire bağlıdır. Düşük gelirli ailelerin çocukları da büyük olasılıkla okul yerine çalışmaya gönderilir. İşte bu şekilde çocuk işçiliği nesiller boyunca süren bir fakirlik döngüsü oluşturur. Tam da bu yüzden çocukların okula gitmesi ve çiftçilere asgari ücret desteği önemlidir. Bu sayede kazandıkları para sadece ellerindeki ürünün karşılığı olmayacaktır.

Brezilya’da yapılan bir araştırma, çocuk işçiliği oranlarının kahvenin üretildiği bölgelerde ortalamadan yaklaşık %37 daha yüksek ve okul kaydının %3 daha düşük olduğunu buldu. Altı yaşın altındaki çocuklar genellikle günde sekiz ila 10 saat çalışırlar. Tehlikeli güneş ışınlarına maruz kalma ve yaralanmalardan, agro kimyasallarla temastan zehirlenmeye kadar kahvenin toplama ve işleme sürecinde birçok sağlık ve güvenlik tehlikesine maruz kalırlar.

Honduras’ta kahve hasatı sezonundaki işçilerin %40’ı kadar çocuktur.Bu çiftliklerde çocuklar ve kadınlar geçici işçiler olarak işe alınır. Bu nedenle yetişkin erkek işçilerden daha da az ücret alırlar.Örneğin Kenya’da, bu “sıradan” işçiler genellikle ayda sadece 12.00 dolar kazanırlar. Çocukların günün bir kısmında yardım edebileceği aile çiftlikleri olmasına rağmen, kahve üreten ülkelerde çocuk işçiliğine karşı düzenlemeler vardır. Ancak ekonomik baskılar bu bölgelerdeki yetkilileri yasayı uygulamak konusunda isteksiz kılmaktadır.

Kölelik

Birçok kahve işçisi, borçlarını ödemek için zorunlu çalışma olan “borç peonu” ile etkili bir şekilde köleleştiriliyor. Kahve üreten bölgelerde yer alan seçkinler, sürekli işgücünün kullanıldığı büyük çiftliklere sahiptir.Bu çiftliklerde, temel gıdaların tek kaynağı genellikle toprak sahipleri tarafından işletilen dükkanlardır. İşçiler uzun çalışma saatleri, ulaşım zorluğu veya mülkün dışına seyahat etme kısıtlamaları nedeniyle başka yerlerde alışveriş yapmaktan kaçınırlar.Asgari ücretten daha az kazandıkları ve toprak sahiplerinin dükkanında şişirilmiş fiyatlar ödemek zorunda oldukları için, işçiler uzun saatler süren ağır fiziksel emekleri karşılığında çok az ya da hiçbir şey kazanmazlar. Daha da kötüsü, çiftlik sahibine borçlu olabilirler ve böylece borçlarını ödemek için çalışmak zorunda kalırlar. Çiftlikteki kalıcı işgücünün birparçası olan ailelerin nesiller boyunca çalışmaları ve orada yaşamaları, bazen kira ücreti veya acil sağlık hizmetleri için kredi faizi ile borca sürüklenmesi yaygındır. Zorla çalıştırmaya ek olarak, kahve üretiminde çalışma koşulları haksız ve çoğu zaman yasa dışıdır.

Guatemala’daki işçiler üzerinde yapılan bir araştırma, büyük çoğunluğun fazla mesai ücreti veya yasaların gerektirdiği çalışan ayrıcalıklarından yararlanamadığını gösterdi. Neredeyse yarısına da, Guatemala’daki asgari ücretten daha az ödeme yapılıyordu. Aynı çalışmanın bir parçası olarak yürütülen odak grupları, kadınlara karşı ayrımcılık, sağlıksız yaşam ortamları, çocuk işçiliği ve hem yasal olarak gerekli sağlık ve güvenlik kuruluşlarının hem de eğitime erişimin eksikliğini ortaya koydu.

Brezilyada, her yıl yüzlerce çalışan böyle köle benzeri çalışma koşullarından kurtarılıyor. 2016 yılında, dünyanın en büyük iki kahve şirketi olan Nestle ve Jacobs, köle işçi probleminin Brezilya’daki operasyonlarına risk oluşturduğunu söyledi. Nestle zorla çalıştırma uygulayan iki çiftlikten kahve aldığını itiraf etti. Kahve sağlayıcılarının “zorla çalıştırmayı ve insan hakları ihlallerini tamamen bırakmış olduklarını” garanti edemeyeceklerini söylediler.

Hayvan Sömürüsü

Kahve ticaretinde endişe oluşturan bir gelişme daha var. Hayvanlara kahve yedirmek ve dışkılarındaki çekirdekleri alıp ticaretini yapmak. Örneğin Kopi Iuwak, misk kedilerine kahve yedirme yoluyla üretilen bir Endonezya kahvesidir. Dünyanın en pahalı kahvesidir, yarım kilosu yüzlerce dolara satılmaktadır. Tek bir kupası bile 80 dolara mal olabilir.  Kahve üreticilerine göre misk kedisinin sindirim işlemi çekirdeklerin lezzetini artırmakta.

“Kedi kahvesi” denen kahvenin popülerliği bu hayvanların çiftliklerde kafese tıkılıp zorla kahve yedirilerek kullanılmasına yol açtı.  Kahve endüstrisindeki misk kedilerinin çoğunun temiz içme suyuna, türdeşleri ile iletişime imkanı olmadığı kanıtlandı. Aynı zamanda bu hayvanlar, idrar ve dışkı dolu kafeslerde yaşamaya mahkum bırakılıyor. Birçoğu ayakta durmaya, uyumaya ve tel zeminler üzerinde oturmaya zorlanıyor. Bu durum ağrı ve vücutlarında aşınmaya neden oluyor. “Durmayan, keskin bir ağrı ve rahatsızlık hissi.”  Bazı misk kedileri zoochosis (hapsedilen ve stres altındaki hayvanlarda görülen zihinsel bir hastalık) belirtileri gösteriyor. Bu belirtiler arasında dönüp durmak, zıplamak ve kafalarını bir yerlere vurmak var.  Lüks kahve üretimi için misk kedileri büyük bir bedel ödüyor.

Buna benzer bir işlem yakın zamanda fillere kahve yedirmekte kullanılıyor. Maalesef, bu işlem Tayland’da bir barınakta yapılıyor. Burada 27 adet file yakın çiftliklerden kahveler yediriliyor.  Black Ivory Coffee markası altındaki bu pahalı kahve “kedi kahvesi” kadar popüler değil henüz. Bazı üreticiler hayvanlara zarar verilmediğini iddia ediyor. Yine de, hayvan sömürüsünde rahatsız edici bir durumu gösteriyor bize.

Çevresel Etki

Doğal ortamında kahve bitkisi, tropik ve subtropik bölgelerde alt bitki örtülerinde yetişir. Kahve ağaç gölgesi altında ya da açık güneşte yetişebilir. Gölgede yetişen kahve üretiminin çevreye çok faydası vardır. Toprak erozyonunu önler. Kahvenin yetiştiği alandaki hassas türler için kusursuz bir alan oluşturur.  Gölgeyi oluşturmak için kullanılan bitkiler çiftçiler için ek bir gelir kaynağı olabilir. Dahası, toprak erozyonunu önlemesiyle, gölgede yetiştirilen kahve tarımsal kimyasalların çözünmesini ve su tüketimini azaltır. Aynı zamanda, bu kahveler daha kalitelidir. Ancak, birçok kahve kavurma şirketi kötü çekirdeklerin acı tadını saklamak için yollar geliştirdi. Bu da ucuz kahveye olan talebi artırdı. Çok yoğun şekilde kahve tarımı yapılan yerlerde hasat düşük olduğundan, gölgede yetiştirilen kahveler yerlerini güneş altında yetiştirilenlere bıraktı. Bazı durumlarda kahve üretimi doğayı mahveden tarım türleri için tamamen bırakıldı. Buna dünyadaki “ucuz et” talebini karşılamak için kullanılan ormanlar boyunca et çiftlikleri de dahil.

Üretim

Güneş altında yetiştirilen kahveler topraktaki besinleri tüketir. Bu sebeple bu tür üretim yalnızca 12-15 yıl sürebilir. Bundan sonra çiftçilerin bu toprağa yeni bitkiler dikmesi gerekir.  Verimlilik toprak kalitesi ile beraber düşer. Kısa bir süre sonra çiftliği boşaltıp terk etmek ve yeni bir yer bulmak daha karlıdır. Bu tam bir çevre yıkımı örneğidir. Bunun aksine, gölgede yetiştirilen kahveler 30 yıldan daha uzun süre üretken kalabilir.  Maalesef büyük ölçekli, teknoloji tabanlı kahve üretimi Brezilyanın çoğu bölgesindeki toprakları mahvetti bile. Artık bu topraklar tarım için kullanılamaz durumda.

Güneşte yetiştirilen kahve aynı zamanda daha çok kimyasal gübre, tarımsal kimyasallar ve fungusit gerektiriyor. Bu da kahveyi dünyanın en ilaçlı tarım ürünlerinden biri yapıyor.  AB tarafından yasaklanan bir çok pestisit kahve üretiminde kullanılmaya devam ediyor.Kahvenin üretildiği yerlerdeki yoksulluk seviyesi göz önüne alındığında, işçiler bu kimyasallardan kendilerini koruyacak ekipmanları alamıyor. Diğer durumlarda da kullanmayı tercih etmiyorlar ya da gerekli olduğunun farkında olmuyorlar. Birçok kahve işçisi nefes almada zorluk, cilt aşınması ve doğum kusurundan şikayetçi.

 

Kahve üretiminde kahve meyvesinin kabuğu ve püresi çıkartılır. Bu atık çok iyi bir gübre oluştursa da, genellikle su yollarına atılıyor ve su kalitesini kötü etkiliyor. Kahve çekirdeklerinin işlenmesinin iki ana metodu var: kuru ve yaş. Kuru işleme çevresel bir bakış açısına sahip biriyseniz doğru tercih. Bu yöntemde kahve meyveleri ayrılır ve güneş altında kurumaya bırakılır. Yaş işleme ise büyük ölçekte su kullanımı gerektirir ve su israfına neden olur.

Kahve Etiketlerinde Yazanlar Doğru Mu?

Çekirdeklerin etik yolla üretildiklerine dair birkaç sertifika vardır. Organik sertifikalı kahveler sentetik gübre ve pestisit kullanılmadan üretilmelidir. Organik tarım aynı zamanda GDO’lu organizmaların kullanılmasına engel olmakta. Çiftçiler tarım ilaçları yerine daha güvenli alternatifler ve organik gübre kullanır.Ne yazık ki, düşük yoğunluklu tarım ve gölge ağaçlarının kullanımı düşük hasatla sonuçlanır. Organik kahve üretiminin çevresel yararları olsa da, finansal açıdan yoktur. Çiftçiler yoksulluk içinde yaşamaktadır. Ailelerine gelir sağlayabilme kaygısı su kalitesi ve kimyasala maruz kalma kaygılarının önüne geçmektedir. Organik sertifikası olan kahveler yüksek fiyatlara satılıyor. Ancak düşük hasat çiftçilerin sertifika yoluyla her zaman çok da kar edemeyeceği anlamına gelir.

Yağmur Ormanları İttifakı sertifikası kahvenin çevresel etkileri hakkında kaygılı tüketicilere hitap eder. Bu sertifika Kraft ve Nestle gibi büyük üreticilerin ürünlerinde mevcut. Ne yazık ki, bu sertifikanın standartları çok düşük. Bu durum sertifikayı anlamsız kılmakta. Adil Ticaret sertifikasının aksine, Yağmur Ormanları İttifakı üreticilere net fiyat belirlemez. Kahve piyasasındaki fiyat değişimlerine üreticileri savunmasız bırakır. Bu ittifakın agro kimyasallar hakkında bazı şartları var ancak, organik tarım gerekliliğini katı bir şekilde belirtmiyor.

Adil Ticaret kuruluşları üreticilerin kahvelerine ve işgüçlerine karşı adil bir ödeme sunmayı amaçlar. Ancak, son yıllarda kahve fiyatlarında görülen büyük düşüş birçok çiftçiyi iş ortaklarına borçlanmaya mecbur bırakmıştır. Adil Ticaret tarafından sağlanan ek gelir borç ödemelerine ve üretim maliyetlerine paylaştırıldığı zaman, üretici ailelerin hayat şartları pek de iyileşmemektedir. Bu sebeple, Adil Ticaret etiketi kahve üreticilerine daha iyi çalışma koşulları ya da hayat standartları garanti etmemektedir. Dahası, Adil Ticaret için paha biçilen ücretin tamamı üreticilere gitmemektedir. Bu yüksek fiyat reklam, yönetim, işleme ve üretimin diğer seviyelerindeki işçiliğe gider. Adil Ticaret sertifikası doğruyu amaçlayan bir uygulamadır. Ancak kendi başına kahve sektöründeki eşitsizlikleri ortadan kaldıramamaktadır.

Bradley R. Wilson’ın (2010);

Kahve fiyatı dışında çok daha geniş siyasal ve ekonomik faktörler var. Çiftçilerin hayatlarını kazanabilmesi için ve borç döngüsünden kurtulabilmeleri için bunların ifade edilmesi gerekiyor.


Kaynak:

Food Is Power

Görsel:

Fair Trade

Çeviri: İbrahim Aktürk

Sosyal medyada paylaş

İbrahim Aktürk

İbrahim Aktürk
Hacettepe'de tercümanlık okuyor. Bilimin, sanatın ve müziğin hep takipçisi. Kahve meraklısının teki. İnsan ve bilgi arasında köprü olmayı amaçlayan iletişim heveslisi. Sosyal adalet savaşçısı, yarı zamanlı müzisyen, yarı zamanlı çevirmen.

Leave A Comment