Sosyal medyada paylaş

Şiddet kavramı, sahip olunan gücün veya yetkinin bir canlıya, bir topluluğa, bir ırka, bir halka karşı uygulanması sonucu doğuracak olduğu fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel zarar olarak hatta ölüme yol açması ya da bunlara yol açma olasılığının bulunması şeklinde açıklanabilir. Türkiye’de ve dünyada şiddetin bütün türlerinin, bütün canlılara uygulandığına şahit oluyoruz. Şiddet kavramının tanımını öğrenmeden önce onu görüyor ve hissediyoruz. Kadına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde genç-yaşlı, fakir-zengin, eğitimli-eğitimsiz, doğulu- batılı, ev kadını-çalışan fark etmeksizin her kadının maruz kaldığı ortak bir problemdir.

Kadına yönelik şiddet, özel yaşamda veya kamusal ortamda meydana gelebilir. Bu durum kadının fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik, cinsel anlamda zarar görmesine; acı çekmesine, onurunun zedelenmesine, aşağılanmasına, ayrımcılığa uğramasına, özgüveninin kırılmasına, yaralanmasına ve ölmesine yol açabilen bir eylemdir.

Kadına yönelik şiddet evde, okulda, sokakta, işyerinde, yaşanılan mevkide, eylemde, gözaltında, savaşta kısaca her yerde karşımıza çıkan bir kavramdır. Kadınlar şiddeti her yerde yaşasa da, kendini en güvende hissetmesi gerektiği yerde yani aile içinde daha fazla şiddet görüyor. Her yıl dünyada binlerce kadın erkek arkadaşından, kocasından, eski kocasından, babasından, abisinden, sözde namus davasından dolayı, ailede seçilmiş kişi tarafından işkence görerek katlediliyor. Her geçen gün şiddet, cinsel saldırı, nedeni belirlenemeyen intiharlar ve öldürülme haberlerinin -bazılarının üstü örtülmeye çalışılsa da- arttığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlalidir.

25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak belirlenmesinin altında yatan trajik bir hikaye

Dominik Cumhuriyeti’nde yönetimi ele geçiren Rafael Trujillo, 1930 yılından 1961 yılına kadar diktatörlükle yönetimini sürdürdü. Trujillo, yönettiği süre boyunca bütün diktatörler gibi halka baskı uygulamış, zulüm yapmış, sisteme karşı çıkanları tutuklatmış, cinayetlerin faili meçhul kalmasına olanak kılmıştır. Mirabal kardeşler olarak tanınan üç kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa eşleriyle birlikte, baskılara boyun eğmeyerek diktatörlüğe karşı Clandestina isimli gizli bir örgüt kurdu. Trujillo yönetimine karşı insan hakları ve demokrasi için mücadele veren kardeşler, diktatörlük tarafından zulme uğrayarak defalarca hapsedildiler. Mal varlıklarına da el konulan kardeşler mücadelelerinden vazgeçmediler. Bununla da yetinmeyen Trujillo, bir konuşmasında “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabal kardeşlerdir.” diyerek Mirabal kardeşleri hedef göstermiştir. Bu konuşmadan 23 gün sonra, 25 Kasım 1960 tarihinde, hapishanede olan eşlerini ziyaretten dönen Mirabal kardeşlerin arabaları Trujillo yandaşları tarafından yolda durdurulduktan sonra tecavüz edilerek ve sopalarla dövülerek katledildiler. Mirabal kardeşlerin ölümü örtbas edilmek için, cesetleri bir arabaya koyularak uçurumdan atıldı ve ertesi gün olay, trafik kazası olarak gösterildi. Kardeşlerin ölümünden 1 yıl sonra yani 1961 yılında Trujillo diktatörlüğü devrildi. Bu erk savaşı içerisinde güç sarhoşu olmuş diktatörler, en çok başkaldıran kadınlardan korkarlar. Devlet şiddeti ile katledilen bu kadınlar ne ilk ne de son oldular.

 

1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda; Mirabal kardeşlerin vahşice öldürüldükleri 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi. 1999’da da Birleşmiş Milletler bu günü resmi olarak “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti. Her yıl dünyanın her yerinde kadınlar sokaklara çıkarak ‘bir kişi daha eksilmemek adına’ eylem ve yürüyüşler düzenliyor.

Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet

Toplumsal cinsiyet kavramı, doğduktan sonra kişinin biyolojik cinsiyetine göre; kız çocuklarının daha “yumuşak, kırılgan, hamarat, ev işlerine yatkın, korunmaya muhtaç”; oğlan çocuklarının ise daha “sert, savaşçı, güçlü ve mücadeleci” tohumlar taşıdığı düşünülerek toplum tarafından atanan cinsiyettir. Ataerkil kültürü benimsemiş toplumlar, erkekler tarafından kadınlar üzerinde egemenlik kurmaya yönelik bir güç kullanma şekli olan şiddete başvururlar; buna ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddet’ de diyebiliriz. Bu toplumlarda yaşayan kadınlar, fiziksel, sözel, psikolojik, cinsel, ekonomik gibi her türlü şiddetle karşı karşıyadır. Kadın her anlamda fakirleştirilerek erkeğe bağımlı yaşaması gerektiği konusunda öğretilere maruz kalır.

‘Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ diye yetişen nesil, kadını ikincil statüde görerek şiddeti meşrulaştırmıştır. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, sadece aile içinde olan bir şiddet değildir. Kadınların çalışma hayatında da toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı, ekonomik açıdan ayrımcılığa uğradığını ve  işyerinde sıkça cinsel şiddetle karşlaştıklarını biliyoruz.

Kadınlara yönelik şiddet eğilimleri, hedef göstermeler ve siyasilerin medya yolu ile yaptıkları açıklamalar

  • “Kadın erkek eşit olamaz; fıtrata aykırı.”
  • “Kız mıdır, kadın mıdır bilemem.”
  • “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.”
  • “Tecavüze uğrayan kadın ölsün.
  • “Evdeki işler yetmiyor mu?”
  • “Kadın çalışarak fuhuşa hazırlık yapar.”
  • “Kahkaha atan kadın iffetsizdir.”
  • “Tecavüze uğrayan kürtaj yaptırmasın.”
  • “Hamile kadın sokakta dolaşamaz.”
  • “Kadının fıtratında köle olmak var.”
  • “Kadınlar için tek kariyer annelik.”
  • “Türk kadını evinin süsüdür.”
  • “Kadından alacağımız eğitime ihtiyacımız yok.”
  • “Kadın olarak sus!”

Kadına şiddet sorununu eğitimle, gerekirse tedaviyle çözmek mümkün; buna en baştan başlamak gerekir. Siyasetçilerin, din insanlarının, medyada önde gelen isimlerin eril dilden kurtulup örnek teşkil etmesi gerekirken; hâlâ kadını küçük düşürecek, kadını yok sayan söylemlere devam ediliyor. Buna sosyal medyadan, televizyonlardan, hepimiz şahit oluyoruz. Bu söylemler kadına şiddeti meşrulaştırıp erkeğe cesaret vererek ne yazık ki kadın cinayetlerinin önüne geçmek yerine her geçen gün çoğalmasına sebep oluyor. Kadına şiddet insanlık suçudur. Sessiz kalmayarak, haklarımızı bilerek bu gidişata dur demek için birlik olmamız gerekir.

Kadına Yönelik Şiddet İçin Alınan Kararlar ve Önlemler

Kadına yönelik şiddet tarih boyunca var olsa da şiddet olarak algılanmamıştır. Ancak, kadına yönelik şiddetin günümüzdeki anlamda bir sorun olarak ele alınması, önlenmeye çalışılması, mağdurun korunması, failin cezalandırılması çalışmaları yakın tarihlerde kabul edilip çalışmalara başlanmıştır. Avrupa’da 1970’lerde gündeme gelmeye başlamış, 1990’larda Uluslararası belgelerde düzenlenmeye başlamıştır.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun

1 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ toplantısında, 46 devlet ve Avrupa Birliği üyeleri arasında Türkiye, sözleşmeyi ilk imzalayan devlet olmuştur. 80 maddeden oluşan sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi.

Sözleşme, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası sözleşmelerden en önemlilerinden biri olma özelliğine sahip.

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından uygulanan şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi(kamusal alanlar; okul, işyeri, karakol, hapishane gibi) ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını amaçlıyor.

Kısaca sözleşmenin amacı kadına yönelik her türlü şiddetin önüne geçmek, toplumsal cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak ve şiddetsiz bir dünya yaratmak.

Sözleşmenin 4 temel maddesi; önleme, koruma, yargılama, ev içi şiddeti kontrol altına almak için çalışmalar yapma şeklindedir.

6284 Sayılı Kanun

Sözleşme kapsamında kadın örgütlerinin büyük mücadeleleri sonucunda atılan en somut adımlardan biri 2012 yılında çıkarılan 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dur. Kanun şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla çıkarılmıştır.

 

 

6284 sayılı kanun kapsamında neler talep edebilir?

– Kendinizin ve çocuklarınızın, bulunduğunuz veya başka bir ilde bulunan sığınma evine yerleştirilmesini,
– Hayati tehlike olması halinde evden çıktığınızda size eşlik etmesi için geçici koruma (yakın koruma) verilmesini,
– Şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılmasını ve bulunduğunuz konut, okul, işyeri gibi adreslerinize yaklaşmasının engellenmesini,
– Şiddet uygulayanın sizi telefon, mail, sosyal medya gibi iletişim araçlarıyla rahatsız etmesinin engellenmesini,
– Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol, uyuşturucu gibi maddeleri kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bulundukları yerlere yaklaşmaması; bağımlılığının olması halinde, hastaneye yatmak da dahil muayene ve tedavisinin sağlanmasını,
– Adresinizin herhangi bir kurumda görünmemesi için gizlenmesini,
– İşyerinizin değiştirilmesini,
– Şiddet uygulayanın silahını polise teslim etmesini (Polis ve jandarma olarak görev yapıyor dahi olsa),
– Geçici maddi yardım bağlanmasını,
– Oturduğunuz eve aile konut şerhi konulmasını,
– Geçici velayet ve tedbir nafakası,
– Kimlik ve ilgili diğer bilgilerinizin değiştirilmesini talep edebilirsiniz.
– Ayrıca sigortalı değilseniz ya da sigorta prim borcunuz olsa dahi koruma kararınızın geçerli olduğu süre boyunca, sağlık hizmetlerinden sigorta kapsamında yararlanabilir ve ilaçlarınızı sigorta kapsamında alabilirsiniz.

İstanbul sözleşmesi kadını, çocuğu, ailenin diğer fertlerini, göçmen ve mülteciyi koruma altına alan bir sözleşmedir. Tekrar söylüyorum: Amaç şiddetsiz bir dünya yaratmak.

Son dönemlerde İstanbul sözleşmesi hakkında “aile yapısını bozuyor, insanları eşcinselliğe teşvik ediyor, boşanmalar artıyor, erkeleri mağdur ediyor” gibi söylemlerden dolayı gündemde, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi yönünde tartışmalar var. Sözleşmeyi doğru anlamadıklarından, tabiri caizse kendi ekmeklerine yağ sürülmemesinden, ataerkinin onlara vermiş olduğu gücü kaybetme korkusundan dolayı sözleşmeden çekilmek isteyen bir topluluk var. Bununla birlikte İstanbul Sözleşmesi’ne karşı gelen kadınlar da, maalesef erkek egemen zihniyet içinde bastırılmış, ezilmiş, susturulmuş oldukları için gerçekleri göremiyorlar ve bu sisteme hizmet ediyorlar. Çünkü İstanbul Sözleşmesi kadınlar yaşasın, failler cezasız kalmasın ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlansın diye var ve var olmaya devam edecek.

Son Söz

2016 yılında 328, 2017 yılında 409, 2018 yılında 440, 2019 yılında 479 ve 2020 yılının 9 aylık bölümünde 369 kadın katledildi.

Ayşe Tuba Arslan, Ceren Özdemir, Güleda Cankel, Sibel Kaya, Melisa Kalem, Nihal Akar, Saime Solmaz, Güllü Yılmaz, Nuray Gökalp, Birgül Bilal, Zübeyde Delen, Sevgi Polat, Emine Bulut, Özgecan Aslan, Münevver Karabulut, Pınar Gültekin, Aslı Şahin, Şule Çet ve daha sayamadığımız nice kadın; kocası, eski kocası, sevgilisi, eski sevgilisi, babası, abisi, amcası ya da tanımadığı bir erkek tarafından katledildi.

Eğer İstanbul sözleşmesi uygulansaydı, binlerce kadın hayattan koparılmamış olacaktı. İstanbul Sözleşmesi kadının yaşama güvencesidir. İstanbul Sözleşmesi yaşatır.

Kaynakça:

ekmekvegul.net

dekaum.deu.edu.tr

evrensel.net

dspace.ceid.org.tr

siddetsizlikmerkezi.org

gazeteduvar.com.tr

birgun.net

Görsel:

t24.com.tr

indigodergisi.com

gercekgazetesi.net

Sosyal medyada paylaş

Rojda Yavuz
1993 yılında Ankara`da doğdu, eğitimini Pamukkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji mühendisi olarak tamamladı. Şimdilerde Ayna Haber Ajansı'nda editör olarak çalışıyor. Hayvan Hakları, LGBTİ+ Hakları, Azınlık Hakları alanlarında aktivist.

Bir Yorum

  1. Avatar
    Ahmet YAVUZ 2 Aralık 2020 at 7:40 pm - Reply

    İşte bu seninle gurur duyorum ROJİM❤🌺😘