“Zorunlu normlarla kuşatılmış aile, hayal edilen beklentileri karşılamaktan uzaktır. Çünkü hiyerarşik bir yapıdır. Kapitalist sisteme, devlete ve kocaya bağlı bir işlevi vardır. En özel alan olarak korunması gereken temel insan haklarına aykırı biçimde kodlanmıştır. İnsanların duygusal ve bedensel özgürlüklerini yaşamasının önünde bir engeldir. Cinsel çeşitlilik hakkı tanınmamaktadır. Devletin ailesi yerine sevgi ve güven yaratan bir başka aile oluşturmak mümkündür. Bu feminist bir politika ile başarılacaktır.” Tennur Koyuncuoğlu, “Başka Bir Aile Mümkün (Feminist Politika Deneyimi)”

15 Mayıs dünya aile gününde kadının ailedeki yerine dikkat çekmek için bir röportaj hazırladık. Anonim olarak katılan 5 kadına sırasıyla

  1. “Aile sizin için ne ifade ediyor? Bu kelimenin sizde çağrıştırdıkları nelerdir?”,

  2. Çocukluğunuzdan bu yana cinsiyet/cinsel yönelim konularına bağlı olarak karşılaştığınız aile içi/aileye bağlı sorunlar oldu mu? Bu sorunlarla nasıl başa çıktınız?”,

  3. “Ailedeki yeriniz hakkında gözlemlediğiniz değişimler nelerdir?”

soruları yöneltildi. Karşınızda farklı yaşam koşullarında büyümüş beş kadının aile hakkındaki görüşleri.

 


*****Kadın ve Aile – Röportaj*****

Aile benim için mücadele demek çünkü sürekli olarak ebeveynlerim tarafından cinsiyetimden dolayı önüme koyulan yasaklar ve kurallarla mücadele ettim. Birkaç yıl öncesine kadar, verdiğim mücadelenin farkında bile değildim. Ancak, geriye dönüp baktığımda benim hiçbir zaman sahip olamadığım ya da yıllardır sahip olmak için mücadele verdiğim haklara benden 6 yaş küçük erkek kardeşimin “doğuştan” sahip olduğunu görüyorum.

*****

Henüz 6-7 yaşlarında bir çocukken babamdan bir bisiklet istemiştim. Bir çocuk için son derece basit olan bu isteğimi “Kızlar bisiklet sürmez” diyerek reddetmişti babam. Bunun doğru olmadığını, henüz o zaman, bisiklet süren birçok kız arkadaşıma bakarak anlamıştım ama babam bu konuda çok netti ve benim için bisiklet konusu ne yazık ki hiç açılmadan kapanmıştı. İlerleyen yıllarda, ablam üniversiteye başlayacağı zaman babam bir kız çocuğunun üniversite eğitimi almasına gerek olmadığını söylemişti. Teyzemin günler süren konuşmalarından sonra sadece kendi yaşadığımız şehirdeki üniversiteye gitmemize ikna olmuştu. En temel hakkımız olan eğitim hakkımızı kazandığımız için çok sevinmiştik o zamanlar. Bunlar aklıma gelen örneklerden sadece iki tanesi. Bu örneklerle, çok küçük bir yaşta başlayan mücadelemin hiç bitmediğini göstermek istedim.

*****

Yukarıdaki örneklerden devam edecek olursam, ben henüz küçük bir kız çocuğuyken “Kızlar bisiklet sürmez” diyen babama cevabımı ehliyet alarak ve araba sürerek verdiğimi düşünüyorum. Bunun yanı sıra, üniversite sınavından aldığımız puanlarla babamı, yaşadığımız şehir dışında bir yerde üniversite eğitimi almaya da ikna ettik. Aile evine döndüğüm zamanlarda, ev içi görevlerin, cinsiyetlerimize bakılmaksızın, erkek kardeşimle eşit olarak paylaştırıldığını görüyorum. Bütün bunlar çok basit şeylermiş gibi görünse de bir mücadelenin içine doğdum ve bu mücadeleyi kazandım diye düşünüyorum.

*****

Şimdi aynı mücadeleyi bütün kadınlar için sürdürmeye devam ediyorum ve edeceğim ta ki eşit hak ve özgürlüklere sahip olana dek.

B.G. Kadın ve Aile – Röportaj


“Kadın olarak ailedeki yerim çok geleneksel, evimizde erkekler hiçbir şey yapmaz. Her şeyle kadınlar ilgilenir. Ben ev işi yapmakla, çocuk bakmakla, markete gitmekle, ufak tefek işlerle ilgilenmek zorundayım çünkü annemi bunlarla tek başına bırakamam.” S.S.


****** Kadın ve Aile – Röportaj******

Benim için aile; genetik olarak içine doğduğum ve koşulsuz sevgi barındıran çatı anlamına geliyor.  Her ne kadar böyle olması gerektiğine inansam da nadiren böyle gelişiyor.

******

Bugün bile odamın dışında rahatlayıp kendimi olduğum gibi koy veremiyorum.

Sürekli savunma mekanizmamın açık olmasından dolayı da asabi; her an tetikteyim.

Çocukluğumdan bu yana, yani “kız çocukluğumdan” bu yana; kıyafetlerimin, oturuşumun, insanlarla iletişim yöntemimin sürekli uyarı almasına maruz kaldım.

Bisiklete binmeme karşı çıkılmıştı, bahar geldiğinde kısa kollu giymek için ağlamak zorunda kalmıştım.

Tek başıma mutfak masasında kitap okuduğum zamanlar; “sen bizimle oturmak istemiyorsun” sitemleriyle salona çekilmiştim.

Ortaokulda öğle arasından ödevlerimi yapmak için okula erken gittiğim bir gün, abim beni sınıfa kadar takip etmişti. Sıra arkadaşımın erkek olmasından ötürü, fingirdemeye gittiğimi söyleyerek ifşa derecesinde beni dövmüştü.

Okuyup da ne olacaksın diye beni liseye göndermemişlerdi.

Abilerim benim ortaokul yıllarımda cezaevine girdi, çıktı, girdi, çıktı. Annemin kolu kanadı kırıktı. Babam üzgündü, babam yıkılmıştı, iyice içine gömülmüştü. Ben yalnız büyümek zorunda kaldım, karnımı doyurmalı, kendimi temizlemeli, temel ihtiyaçlarım dışında bir şey istememeliydim. Bütün bunların yanında onların olmamı istediği kız kardeşi ve kız çocuğu olmalıydım. Görüşlerine giderken, 13 yaşımdayken başörtüsü takıyordum. Dini inancım ve bağlılığım tamdı. Müslümandım. Başörtüsünden pardösüye, oradan pantolon giymemeye kadar ilerlemişti muhafazakârlığımın boyutu.

En ufak ilgi kırıntısının peşinden koştuğum günler oldu. Dışarıda aradığım ve bulduğumu sandığım o sevilme-sahiplenilme ihtimalinin bende uyandırdığı hisler bana çok kez hata yaptırmıştı.

Kendimin doğru olduğunu bile bilmiyordum, çünkü herkes aynı fikirdeydi. Annem babam abilerim akrabalarımız komşularımız “kız çocuğu dediğin böyle olmalıydı” diyordu, ben yanlıştım. Onlara ihanet ediyordum layık değildim, değişmeliydim, uyumlu olmalı ve ne denilirse yapmalıydım. Yapmalı mıydım?

Öyle bir duruma geldim ki; çığlığımı yutamadığım, anlaşılamama korkusundan nefesimi tuttuğum anlar olmuştu. O çaresizlik duygum, nasıl kendim olabilirim, bu nereye kadar böyle gidecek sorularımın yoğun duygusu sanırım beni 13 yaşımdayken kanser etti.

Lenfoma teşhisi konuldu. O günlerde de hissediyordum ama bugün biliyorum. Boynumdaydı tümörlerim, tam nefes borumda. Konuşamadığım için olmuştu. Birikmişti orda.

Kimsenin önünde ağlamadım. Ağrılarımı, canımın yanmasını hiçbir zaman olduğu gibi dile getirmedim. Ama bir yanda da her şey böyle çok güzeldi, nasılsın diye soruyorlardı, istediğim kitapları alıyorlardı, midemin bulunmadığı zamanlar istediğim yiyecekleri yapıyorlardı. Hem ölmekten çok korkuyordum hem de iyileşmekten.

Bugün bile kendime itiraf etmek de zorlanıyorum. İyileştikten sonra abilerimden gördüğüm duygusal baskı ve fiziksel şiddetten, annemin ve babamın buna kayıtsız kalışlarından kurtulmak için, sık sık gittiğim kontrollerde yeniden kanser olmayı diliyordum.

******

18 yaşımdayken çalışmaya başladım. Maddi gücümü elime aldım. Asiliğim ve o asabiyetimi olumlu yönde kullanma çabamla bunu devam ettirebildim. Ne düşünüyorsam ve ne hissediyorsam dile döktüm. Yorulmadan uzun uzun anlattım onlara başka bir şekilde hayata devam edemeyeceğimi, bir çirkin ördek yavrusu olduğumu, eğer onların istedikleri gibi bir kadın olursam gerçekten ölebileceğimi söyledim. Dinlemeleri önemli değildi, ben anlatmıştım. Kimi zaman yoruldukları için tamam dediler, kimi zaman gerçekten kendi yararıma davrandığıma inandılar.  Ama çoğu zaman savaştık ve aramızda daimî soğuk rüzgarlar esti. Abilerimi gerektiği kadar görüyor ve hatırlarını soruyorum asla fazlası değil.

Annem ve babam ile ise son iki yıldır ilişkim oturdu. Onaylamasalar bile artık davranışlarıma ve yaşam görüşüme saygı duyuyorlar. Bunu başardım, bunu başarmaya devam edeceğim. Düştüğümde, sevgiye, maddi güce ihtiyacım olduğunda kimse olmayacağı için yanımda bunları kendime kendim sağlamayı öğrendim. Ve benim bunlara sahip olma yöntemime kimse yardım etmedi. Engel oldular ama destek olmadılar son iki yıla kadar.

G.Ö. Kadın ve Aile


****** Kadın ve Aile – Röportaj******

Aile benim için geniş bir konfor alanını temsil ediyor. Bu kavramın içinde kan bağının gerekli olmadığını düşünmek ile beraber, aile olabilmiş bireylerin birbirlerini en saf halleriyle, bireysel hak ve özgürlüklerini kısıtlamadan desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Aile birliği içinde her bireyin kendini dürüstçe ifade edebileceği güvenli ortamın sağlanması benim için aile olmanın en önemli koşullarından bir tanesidir. Bireylerin çocukluktan itibaren aile bireyleri dışında oluşturduğu diyaloglarında, aile bireyleriyle olan iletişiminin etkilerini kendim de tecrübe ederek öğrendim. Bu sebeple, aile kelimesini düşündüğüm zaman paylaşmak, güvende olmak, desteklenmek gibi kavramlar aklıma geliyor. Temelinde bu duyguları barındırmayan ailelerden sağlıklı bireyler yetişebileceğine inanmıyorum.

******

Açıkçası bu konuda Türkiye’deki birçok kız çocuğuna göre şanslı olduğumu düşünüyorum. Ancak her ne kadar ailemle cinsiyet ya da yönelimim konusunda büyük çatışmalar tecrübe etmemiş olsam da benden 4 yaş büyük erkek kardeşimle her konuda aynı yaklaşımı gördüğümüzü söyleyemem. Örnek vermek gerekirse, ağabeyim ergenlik döneminde konsere gitmek, arkadaşlarıyla buluşmak gibi konularda bana göre daha geniş bir alana sahipti. Ben onun yaşlarına geldiğim zaman onun yapmasına müsaade edilen bazı şeylerden muaf tutuldum. İzin almak istediğim konularda ailem daha detaycı ve ‘’korumacı’’ bir yaklaşıma sahipti. Bu yaklaşım benim sosyalleşmemi ya da kendimi keşfetmemi engelleyici seviyede değildi. Fakat o zamanlar, erkek çocuklarının kız çocuklarına nazaran kendini korumak konusunda daha güçlü olduğu duygusuna kapılmıştım. Daha sonraları, kendimi keşfettikçe, bu durumu konuşarak çözmeye yöneldim. Her zaman sakin bir iletişimle olmasa da ısrarla bu durumun karşısında durdum. Sonuç olarak ailemle bu konuda yol kat ettiğimizi düşünüyorum.

*****

Önceki soruda belirttiğim üzere ailemle cinsiyet rolleri üzerinden büyük savaşlar vermedim ancak, son 10 senedir bu konuda birçok şeyin evirildiğini gözlemliyorum. Ben, genç yaşında her açıdan baskılandığı evliliğini bitirerek 2 çocuğunu tek başına yetiştirmiş olan annemin bizim için inşa ettiği küçük bir ailede büyüdüm. Bu noktada annem sadece annelik rolüyle değil özgür ve mücadele veren bir kadın olarak da kişisel gelişimimde büyük etkiye sahiptir. Buna bağlı olarak, toplumun bizlere dayattığı cinsiyet rollerini keşfettiğimden itibaren bu durumla psikolojimi güçlü kılmaya çabalayarak mücadelemi gösterdim, göstermekteyim. Bu süreç içinde kendimi ifade etmeye ve her türlü baskıya karşı sesimi çıkarabilmeye cesaret buldum. Elbette bu durum aile bireyleriyle olan ilişkime de yansıdı.

Ben kendimi bir kadın olarak ifade etmeye başladıkça ailedeki evin küçük kız çocuğu olduğum algısı zamanla karar verici, kriz anlarında danışılabilen kişi olduğum bakış açısına evirildi. Yetişkin bir birey olarak, özellikle kadın olarak kendimi çevrelediğim sınırlar, farklı bir şehirde tek başıma verdiğim mücadele onlar için de güven duyulan bir anlam ifade etmeye başladı. Küçükken ağabeyimle olan ilişkimde onun daha güçlü ve otorite sahibi olduğunu düşünürken şimdilerde ailedeki rollerimizde hiçbir hiyerarşinin söz konusu olduğunu düşünmüyorum.

*****

Yaşadığımız coğrafyaların, sahip olduğumuz ebeveynlerin; fiziksel, maddi, manevi, inanca dayalı her türlü farklılıkların kadın olarak verdiğimiz mücadelede ne kadar etken rol oynadığını biliyorum. Her çocuğunun kendini yetiştirmeye çalıştığı süreçte cinsiyet ve cinsel yönelimler üzerinden baskılara, kısıtlamalara ve hatta kim zaman şiddete maruz kaldığını hepimiz biliyoruz. Ancak şunu eklemek isterim ki, bizler kendimizi daha güçlü kıldıkça en azından çevremizdeki bir çocuğun, bir kadının elini tutmakla yükümlüyüz. Bizler birbirimize ne kadar kulak verirsek, bireysel olarak ilerlediğimiz mücadelelerimiz bir o kadar köklenir, bir o kadar güçlü ilerler. Bütün çocukların cinsiyet ve yönelim farklılıkları gözetilmeksizin, özgürlüklerini yaşayabildiği, yeteneklerinin ve hayallerinin bize dayatılan rollerin çok ötesinde olduğunu ispatladığı günleri görebilmek için, paylaşmak ve birlikte mücadele etmek zorunda olduğumuza inanıyorum.

E.K. Kadın ve Aile – Röportaj


****** Kadın ve Aile – Röportaj******

Uzun bir süre için aile kavramının dışında kaldığımı, kafamda bir türlü sağlam bir yere oturtamadığımı söyleyebilirim. Biraz bilinçlendikten sonra biyolojik aile ve kendi seçtiğim aile olmak üzere ikiye ayırıp biraz kendimi oyaladım, böyle düşünmek kolayıma geliyor, içimi rahatlatıyordu çünkü. Olanlara biraz daha dışarıdan bakmayı becerebildiğimde de iki farklı grubu bir araya getirmeyi başardığımı düşünüyorum. Çocukken kabulleniş, ilk gençlikte reddediş, şimdilerde ise merak dürtüsünü çağrıştırıyor.

******

Muhafazakâr olmaya çalışan ama kafası çok karışık ve kadınların çoğunlukta olduğu bir ailede büyüdüm. Böyle bir ailenin son üyesi olmanın bana bazı kolaylıklar sağladığını düşünüyorum. Bu zamana kadar çok belirgin sorunlar yaşadığımı hatırlamıyorum. Yalnızca aileden ayrılmak, tamamen ayrı bir hayat kurma meselesinde bazı diretmelerle karşılaştım. Kendi evime çıkmak ve yalnız yaşamak istediğimde ailemde daha önce böyle bir şeyin bahsi bile geçmediği için onların yetişme şekillerinin epey dışında kalan bu isteğimi önce kararlı bir şekilde reddettiler. İlk başta bahsettiğim ailenin son üyesi olmanın yarattığı kolaylık ve biraz da ısrarlı iletişim kurma çabalarımla sorunu çözebildim. Aslında hatırlamadığımı söylediğim bütün problemler de bu tip sonuçlandığı için hatırlamıyorumdur belki. Çünkü isteğim konusunda ne kadar reddederlerse etsinler onları bir şekilde konuşmaya ikna ettiğimde, mantıklı tarafa çekebildiğimde sıkıntıları halledebilecek hale geliyoruz.


******

Ebeveynlerimle zor da olsa kurduğum gerçek iletişimin sonunda artık aramızdaki bağın salt aile bağı olmaması en büyük değişim olabilir. Yani onlarla aramdaki bağı zorunluluktan ya da görev bilinciyle değil de rızaya dayalı bir biçimde yeniden kurduğumu hem eylemlerim hem de sözlerimle açık açık uzun bir süredir ortaya koyuyorum. Duygusal olarak sıyrılamadığım durumlar oluyor elbette. Ama kurduğum bu yeni ilişki şekli onların da aklına yatmış olacak ki artık duyarsam çocukları olarak üzüleceğim şeyleri benden saklamak yerine benimle paylaşıp hatta fikirlerimle durumları yeniden değerlendirmeye çalıştıklarını gözlemliyorum. Sanırım ailedeki yerimi ailenin dışına taşıdım.

******


Kendine ait bir odanın vereceği özgürlüğün tadını hepimizin, özellikle kadınların keşfetmesini diliyorum.

S.Ç.


******Kadın ve Aile – Röportaj******

Aile benim için farklılıklardan ortaya çıkan bir zincirdir. Farklı deneyimleri, hikayeleri dünden bugüne getirilebilendir. Aile kavramının temeli biyolojik bir bağdan ziyade koşulsuz sevgiyle oluşan bir bağdır. Nasıl ki bir bebeği sevmek için doğurmaya ihtiyacımız yoksa karşımızdaki bireyi sevmek için farklı cinsiyetten biri olmaya da ihtiyacımız yoktur. Bu yüzden, aile, koşulsuz ve tüm anlaşmazlıklarımızla kabullenip sevdiklerimizdir.

******

Annem, eşitsizlik kavramını en çok maddi özgürlüğünün olmadığında hissettiğini hep anlatırdı. Neredeyse bir yaşına bile basmayan bebeğine rağmen 20’lerinin başında hırsla sınavlara çalışmış ve onlarca mülakattan sonra istediği işten kabul almış. Kazandığı paranın ona ne kadar özgürlük sağladığını ve bu özgürlüğü elde etmenin en önemli şeylerden biri olduğunu söyleyerek beni ve ablamı büyüttü. Yıllar geçti, çocukluğumda en çok duyduğum ve o zamanlar nedenini anlayamama rağmen hayranlıkla dinlediğim annemin bu öğüdünün sebebini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Çocukken anlamını fark edemediğim bu öğüdün en sevindirici kısmıysa bir kişiden gelen bu öğüt ben büyüdükçe babamın da bir bireyin özellikle bir kadının maddi özgürlüğünü elde etmesinin ne kadar değerli bir şey olduğunu anlamasıyla birlikte iki oldu. Teşekkür ederim canım ailem.

C.D. Kadın ve Aile – Röportaj


******Kadın ve Aile – Röportaj******

Benim için aile kan bağından ibaret olmayan, bir bireyin diğeriyle kurduğu duygusal bağ ile ortaya çıkan ilişkidir. Anne, baba, kardeş ve diğer akrabaları ele alacak olursak, aile bana sadece kavga, gürültü, ayrıştırılma ve çatışmayı çağrıştırıyor. Geleneksel aile kavramı benim için sadece ekonomik bağımlılığı ifade ediyor.

******

Muhafazakâr bir ailem olduğundan kendimi keşfetmeye başladığımdan beri aile içinde kendimi ifade etme fırsatım olmadı. Cinsiyet kimliğim ve cinsel yönelimime verecekleri tepkiyi az çok tahmin edebildiğim için bu konularda hiçbir zaman açık olamadım. Sadece kendimin yönelimi değil çevremdeki bireylerin cinsel yönelimim konusunda annemin çok endişeli ve ters tepkilerinden dolayı son 5 yıldır tartışmalara girdiğimiz oldu. Aileme yakın bir birey olmadığımdan cinsellik ya da buna bağlı konuları konuşmamak benim için en iyi yoldu.

Kendi güvenli alanımı oluşturup onları dışarda bırakarak kendime en büyük iyiliği yaptığımı düşünüyorum.

******

Eşitlik hareketleri eskisine nazaran daha çok gündeme geldiğinden ailem daha çok farkındalık kazandı. Ses çıkarmadıkları şeylerin karşısında durmaya başladılar. Sık sık onları bu konuda bilgilendirmeye devam ediyorum. Bazen dikkatlerini vermeseler de eskisi kadar umursamaz değiller.

D.A. Kadın ve Aile – Röportaj


Kapak Görseli: yourviews.mindstick.com

Kadın ve Aile – Röportaj

İlginizi Çekebilir: Kadın Hakları: İnsan Hakları Eylem Planı 

Sosyal medyada paylaş

Aleyna Kaltalıoğlu

Ent Dergi'de Çeviri Editörü. Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde son sınıf öğrencisidir. Freelance çevirmenlik yapmakla birlikte Ent Dergi ve çeşitli mecralarda içerik üretmektedir. Yeraltı edebiyatı, ütopik/distopik romanlar ve sanat filmleri ile ilgileniyor. Ekoeleştiri alanında akademik çalışmalar yapmayı planlıyor. Bu nedenle doğa, hayvan ve yeşilliğin korunması ve iyileştirilmesi konularında okur-yazar, aynı zamanda TEMA Vakfı gönüllüsü.
Published On: Mayıs 15th, 2021Categories: Feminizm, Kadın, Yaşam0 Yorum

Leave A Comment