Kadın Hakkı İhlali: Hindistan’da Sati Uygulaması

Sati uygulaması, Hinduizm’de kadının ölen kocası ile beraber yakılması olarak tanımlanır. Kökeni MS. 400’lü yıllara kadar dayanan bu gelenek, günümüzde hâlâ devam etmekte ve milyonlarca kadının yaşam hakkını gasp etmektedir. Hinduizm’de Sati geleneğinin uygulanması, dul kadınların kocaları olmadan bir anlam ifade etmedikleri ve işe yaramadıkları düşüncesine dayanır. Bu vahşet içeren uygulamayı maalesef ki Hinduizm dinine inan kadınlar da benimsemiş veya zorla kabul etmişlerdir. Çünkü kocası ölen kadın eğer kendini yakmazsa toplum tarafından baskı, zorbalık, dışlanma gibi durumlara maksimum derecede maruz kalmaktadır.

Sati uygulamasıyla ilgili bilgilere bu ritüelin öyküsüyle başlamak istiyorum. Antik dönem Hint mitolojisine göre Brahma’nın oğullarından biri olan Daksha, kızı Sati’nin kocası olan Shiva’yı üstün güçlere sahip olduğu için kıskanır. Daksha bir gün kurban töreni düzenler ve Shiva dışındaki tüm tanrıları ve tanrıçaları bu törene davet eder. Shiva kendisi törene katılmaz ve karısı Sati’nin de gitmesini istemez. Çünkü törende babasının Shiva’nın hakkında, herkesin önünde hakaretlerde bulunacağını bilir. Bunun için Sati’nin öfkesini kontrol etmesini ister. Törende Daksha, gerçekten de Sati’nin kocası hakkında ağır ithamlarda bulunur ve SAti tüm bunlara tepki olarak kendini ateşe atarak yakmaya karar verir. Bu öykünün Sati uygulamasından tek farkı kendini yakan kadının dul olmamasıdır.

Sati Uygulaması Nasıl Başladı?

Hindistan’ın Rajastan eyaletinde çıkan savaşta, erkeklerin hepsi ölünce dul kalan kadınlar düşmanların cinsel saldırılarına maruz kalacaklarını anlayıp hep birlikte kendilerini ateşe atmışlardır. Bu şekilde başlayan gelenek, sonraları kocası ölen her kadının kendini ateşe atarak öldürmesi şeklinde devam etmiştir. İntihar etmeyen kadınlar ise toplum baskısına maruz kalarak Sati geleneği dayatmasıyla karşılaşıyorlardı. Bazı kadınlar ise aileleri tarafından zorla ateşe atılmaktaydı.

Sati uygulamasını dini olarak temellendirebilmek için Kutsal Manu kitabında, koca ölen kadının kendini ateşe atarak çok onurlu bir davranış sergilemiş olduğundan bahsedilmiştir. Hatta bu şekilde günahlarından arınacağı ve cennete gideceği söylenmiştir. Kendisi yakmayan dul kadınlar ise ailesi ve toplum tarafından dışlanmakta, hiçbir topluluğa kabul edilmemekte, evlenememekte hatta kendi evinde bile yaşayamamaktadır. Dul bir kadının toplumda itibar kazanabilmesinin tek yolu, ölen kocasıyla birlikte kendisini yakmasıdır.

Hindistan’daki kast sisteminin ne kadar katı bir tabakalaşma sistemi olduğunu hepimiz biliyoruz. Evlilikte kısıtlamalar, tabakalar arası eşitsizliğin had safhada olması,  ayrımcılık gibi kurallara dayanan kast sisteminde en çok kadınlar sömürülmekte ve aşağılanmaktadır. Tarih boyunca Hindistan’da yaşayan ve ait olduğu kast fark etmeksizin tüm kadınlar Sati uygulamasına maruz kalmıştır. Bu da tabakalaşma sistemi içinde kadının yerinin aslında çok da fark etmediği, her zaman yaşam hakkının ihlal edildiği, saygınlık ve değer görmediğinin en büyük kanıtıdır. Yani Hindistan’da değer görebilmek için yalnızca üst tabakalarda yer almak değil; aynı zamanda erkek olmak da önemlidir. Buradan ataerkinin tüm toplumsal sistemlerden önce geldiği ve hepsini etkilediği çıkarımında bulunmak zor değildir.

Hindistan’da Dul Kadın

Hinduizm’de, küçüklüklerinden itibaren kız çocuklara kocalarına iyi bir eş olmaları, onlara ait oldukları, kendilerini eşlerine adamaları gerektiği öğretilir. Bu öğretiler ataerkil normlarla içselleştirilerek kız çocuklarına benimsetilir. Evlilik iyi talihi simgelerken; dul kadın çirkinliği simgeler. Bu da kız çocuklarına yaşamları boyunca öğretilir ve kocaları ölen kadınlar, kendilerini topluma kabul ettirebilmek için mecburen Sati uygulamasını kabul eder. Bu uygulamayı isteyerek yerine getiren ve kendini yakan kadınlar, kendilerini kocalarına adama fikrinden çok, toplumdan dışlanma korkusu nedeniyle bu fikri benimserler. Bu fikri benimsemeyen ve kendini ateşe atmak istemeyen kadınlar ise buna mecbur bırakılarak kendilerini öldürürler.

Kadınların bir kısmı bu uygulamadan kaçabilmek için birtakım yöntemler denemiştir. Bu ritüeli tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için ilerleyen dönemlerde kadınların kaçmaması için bazı önlemler alınmaya başlamıştır. Kadını cesede halatla bağlama, kadının ve kocasının cesedinin üzerine kütük yüklemek gibi uygulamalar bu yöntemler arasında yer alır. Kadınların bu uygulamadan kaçmaması için fikirsel olarak ise zaten sürekli kadınlara ‘dul kadın’ kötülemesi ve kendini yakan kadının cennete gideceği fikri benimsetilmekteydi.

Kadınlar Nasıl Yakılıyordu?

Sati uygulaması tek bir şekilde gerçekleştirilmemektedir. Öncelikle kadın kendini yakacağını söyledikten birkaç saat sonra bu işlem gerçekleştirilir. Otlardan yapılan bir kulübenin ortasına yarı yatar şekilde kadın yerleştirilir ve dizlerine kocasının bedeni yaslanır. Yakma işlemi çabuk bitsin diye de kulübenin çevresine yağ dolu kaplar yerleştirilir. Kimi zaman ise kadınlar direkt kocalarının yakıldığı ateşin içine atlar.

Sati ateşinin kadının gönlünden çıkan ateşle yandığına inanılmaktadır. Bu inanış, salt kötü niyet barındırmakta ve geleneği meşrulaştırmak için uydurulmuş bir kandırmacadır. Kadınların kendilerini ölen kocaları ile birlikte yakmak zorunda hissetmeleri ve kendini yakmak istemeyen kadınların daha kolay ikna edilebilmesi için dinin istismar edilmesi şeklinde de ifade edebiliriz.

Günümüzde Sati Uygulaması

Sati uygulaması günümüzde Hindistan’da suç olarak kabul edilmekte; fakat bu uygulama kayıtlara intihar veya kaza olarak kaydedildiği için herhangi bir caydırıcılığı bulunmamaktadır. Bazı araştırmalar bu uygulamanın tarihsel bir olgu olduğunu söylerken bazı araştırmalar 21. Yüzyılda hâlâ bu geleneğin güncel olarak varlığını sürdürdüğünü kanıtlamıştır. Özellikle yakın tarihte Roop Kanwar’ın Sati uygulaması yüzünden öldürülmesi Sati uygulamasını yakın geçmişte yeniden gündeme getirmiştir. 1987 yılında gerçekleşen bu olay Sati uygulamasının yasaklansa bile hâlâ devam ettiği yönündeki fikri desteklemiştir. Kaldı ki zaten günümüzde de bu uygulamanın suç olmasına rağmen cezalandırılmaması da devam ettiğine kanıt niteliğindedir.

Kadına şiddetin farklı şekillerde sürdürülmesi, kadının ikinci cinsiyet olarak kabul edilmesi, ataerkil normların benimsenmesi, cezasızlık, şiddetin dinsel, geleneksel ritüellerle meşrulaştırılması tarih boyunca milyonlarca kadına zarar vermiştir. Yaşam hakkının ihlali başta olmak üzere cinsel, psikolojik, ekonomik, fiziksel vb. her açıdan sömürülen kadın, günümüzde gelişmiş toplumlarda bile çeşitli şiddete maruz kalmaktadır. Yani dünyadaki tüm toplumlar gelişmişlik düzeylerinden bağımsız bir şekilde, kadına şiddet olgusunu ortak özellik olarak taşımaktadırlar. Sati uygulaması, kadın sünneti, çeyiz sebebiyle öldürme ve günümüzde de yemeğin tuzunun az olması, gece geç saatte dışarda olma, mini etek giyme gibi daha pek çok nedenle kadınlar erkek şiddetine maruz kalmaktadır. Kadın cinayetlerini meşrulaştırmaya çalışan ataerkil normların, dinin sömürülmesinin, geleneklerin bir araç olarak kullanılması kabul edilemezdir.

Kaynak: m.bianet.org

tbbdergisi

sosyalbilimler.org

Görsel: blogspot.com

Beste Begüm Yigit
Beste Begüm Yigit
Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden taze mezun. Ent Dergi'de yazar ve Yaşam Kategorisi editörü. Kendini tanımlamayı ve kimliği reddeden biri. Hayvan sömürüsüne karşı. Kadın, LGBTİ+ ve azınlıklar konusunda aktivist. Analog makinelere, tiyatroya ve bağımsız sinemaya ilgili. Çoğunlukla okur kimi zaman yazar.

Rastgele Yazılar

Ölüm mü İpin Ucundaki: Bilge Karasu’nun Cambazları

Bilge Karasu’nun Göçmüş Kediler Bahçesi’ndeki hikâyelerinden (masallarından) biri olan Usta Beni Öldürsen E’yi bir yolunu bulup kurcalayacağım, cümleleri bir köşesinden gücüm yettiğince...

Yeni Bir Salgın Daha: Wuhan Koronavirüsü

Gün geçmiyor ki, dünya yeni bir salgınla daha karşı karşıya gelmesin. Peki Çin’de neler oluyor? Gerçekten insanlığı tehdit eden yeni bir...

Belediye Barınaklarında Skandal: “Giden Gitsin” Deniyor

Belediyelerin hayvan barınaklarında yaşanan skandalları, son günlerde Meclis'te ve basın toplantılarında sıkça gündeme getiren Milletvekili Gergerlioğlu ile konuştuk. Gergerlioğlu'nun anlattıklarına bakacak olursak, acilen bir önlem alınmazsa hayvan barınaklarının durumu felakete gidiyor.

Sosyal Medya Düzenlemesi Mi Sansür Yasası Mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya platformlarıyla ilgili açıklamalarından sonra tartışmalarla gündeme gelen Sosyal Medya Düzenlemesi kısa bir süre içerisinde Meclis'e gelerek yasallaştı.

İlgili Makaleler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz