Dünyada bir şeylerin iyi gideceğine inanmaya ihtiyacımızın olduğu günlerdeyiz. Birilerinin gelecek için çaba gösterdiğini, kaygılarımızın ortak olduğunu, mücadelede yalnız olmadığımızı bilmeye ihtiyacımız olan günler… Tam da böyle bir zamanda, Nesin Matematik Köyü’nde katıldığım Sanat ve Ekolojik Onarım etkinliğinde eğitim alma fırsatı bulduğum güzel bir oluşumu tanıtmak isterim. Tıpkı ismi gibi iyi insanların çabalarıyla kurulmuş bir oluşum: İyiEkim.

İyiEkim Nedir? [1]

İyiEkim 2017 yılında şehirde gıda yetiştiriciliğini yaymak üzere kurulmuş bir girişimdir.

Onlar sitelerinde kendilerini böyle tanımlamışlar. Ben ise onlardan aldığım bir haftalık eğitimden sonra İyiEkim’i geleceğe ümitle bakarak yaşayan ve yaşatmaya çalışan iki güçlü kadının girişimiolarak tanımlardım. Permakültür tasarımcısı Evren Yıldırım ve Burcu Arıkan’ın bir araya gelerek “kendin yetiştir” ürünleriyle yola çıktıkları bu girişim, mantar yetiştiriciliği ile başlamış ardından çeşitli Anadolu otları tohumlarıyla devam etmiş. Şimdi ise temiz ve besleyici gıdaya erişimi mümkün kılmak adına özellikle büyükşehirlerde “eğitim, uygulama ve erişim” adımlarını takip ederek çeşitli projeler üretiyorlar. Aynı zamanda kent bahçesi kurulumu, gıda tedarik ağı kurulumu ve topluluk oluşturma konularında danışmanlıklar veriyorlar. Kısacası, hayalimiz olan ama çeşitli bahanelerle şehir hayatında bir türlü imkan bulamadığımız yaşam tarzını öğretiyor ve sürdürüyorlar.

   

Aşırı ve lüks tüketim alışkanlıklarının gün geçtikçe sağlıklı ve adil gıdaya erişime engel olduğunu artık gözle görebilir durumdayız. Bu adil gıda kavramından anlamamız gerekeni slow food oluşumu şöyle tanımlıyor: tüketiciler için ulaşılabilir fiyatlar ve koşullar çerçevesinde sunulan besin. [2] Farklı olduğu belli olan, “zehirsiz, atalık tohum” adı altında kilosu normal fiyatının üç katından satılan herkesin alamadığı o güzel domateslerden bahsediyorum, işte tam da burada başlıyor adil gıda mücadelesi. İyiEkim’in de yapmaya çalıştığı şey de bu mücadeleyi geliştirmek, duyurmak. Büyükşehirlerde yaşarken artan talepler sonucu endüstriyelleşen üretim, kirlilik, salgınlar, iklim krizi vb etkilerle soframıza giren zehirlere maruz kalmaya devam ettiğimiz hayatlarımızı düzene sokmak; adil, iyi ve temiz bir beslenmenin de mümkün olduğunu gösterebilmek ve bunun getirdiği birçok faydayla birlikte dünyayı daha yaşanabilir kılmak. Mesela şu an adil ve temiz gıdaya erişimin en zor olduğu şehirlerimizden birinde bu mücadelenin tohumlarını atıyorlar: Postane Bahçe.

Postane İstanbul Yenebilir Teras Bahçesi[3]

Günümüzde sağlıklı gıdaya erişim hakkı ve doğayla uyumlu kent taleplerinin artmasıyla meydana gelen kent hakkı tartışmalarının sonuçlarından biri olan kentsel tarım kavramı belki de tarım kültürüne en uzak şehirde İstanbul’da, Beyoğlu Galata’da bir terasta vücut bulmuş durumda: Postane Bahçe.

2020’den bu yana restorasyonu süren geçtiğimiz 9 Ekim tarihinde kapılarını açan Postane İstanbul’a içerisinde kütüphanesi, mutfağı, kafesi, teras bahçesi bulunan bir kültür merkezi diyebiliriz. Binanın terasında ise İyiEkim tarafından kuruluşu sağlanan aromatik otlar, sebzeler ve meyve ağaçlarından oluşan, yağmur suyu hasat sistemi ile kendi suyunu depolayabilen, sürdürülebilir gıda yetiştiriciliği temelli 11 metrekarelik bir gıda bahçesi yer alıyor; Postane Bahçe! Aynı zamanda binadaki atıklar bu bahçede yer alan üç farklı kompost sistemiyle geri dönüştürülüyor ve üretimde kullanılmaya devam ediliyor. Kendi küçük alanında ekolojik yaşama ilişkin adeta tüm İstanbul’a örnek olabilecek bu çalışma Açık Bostan günleri olarak her salı 12.00-16.00 saatlerinde ziyarete açık.

Beton Kentlerde Yeşile Hasret

Artık sabah penceremizden baktığımızda bir binanın tüm o kirli görüntüsüyle karşımızda dikilişini izliyoruz, balkonlarına çiçekler yerine klima motorları yerleştirilmiş. Bu görüntüden sonra evimizden çıkıp markete gittiğimizde adeta ölçülerek yetiştirilmiş parlatılmış kocaman elmaları, çekirdekleri üzerine cımbızla dizilmiş gibi düzgün kalp şeklindeki çilekleri alıyoruz. Tek tip besleniyor, artan monokültür sonucu biyoçeşitliliğin azalmasına, beslenme zincirinin ilk halkası olan tohumun yok olmasına sebep oluyoruz. Daha çok tüketiyor, daha hızlı üretim istiyor, sürdürülemez tarım politikalarının artmasına neden oluyoruz. Sürekli büyümeyi ve peşinde doğa sömürüsünü destekleyen kapitalizmin birer kuklası olarak büyükşehirlerde yaşam sürdürüyoruz, yaşam budur denebilirse tabi.

İşte ben tüm bu karanlıklar silsilesi içerisinde boğulduğumu hissettiğim bir günde, balkon bostanı yapmaya karar verip ilk tohumlarımı aldım. Bir sabah balkonumdan ilk çileğimi yediğimde, salatama maydanoz gerektiğinde bir koşu markete değil balkonuma gitmeye başladığımda, komşum senin domates de epey büyüdüdiye sevinerek balkonuma baktığında şehirde de “yaşamın” mümkün olduğunu anladım. Katıldığım eğitimde tanıştığım, ortak kaygılarla şehirlerde yaşamını sürdürmeye çalışan kişiler ve İyiEkim girişimini kuran güçlü kadınlar da bana mücadelede yalnız olmadığımı hissettirdi. Bireysel çabalarımızın yanı sıra böyle girişimleri de desteklediğimiz sürece karanlık dünyamızı biraz olsun yeşillendirmek mümkün. İnanıyorum ki toprağa bıraktığımız bir tohum eninde sonunda dünyanın bir ucunda filiz verecek.

 

[1] https://iyiekim.com/iyiekim-hakkinda/

[2] https://livetobloom.com/slow-food-akimi-temiz-iyi-ve-adil/

[3] https://postane.co/bahce-ve-teras/

Görseller:

Sosyal medyada paylaş

Tuğçe Berber

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup İzmir’de kurucusu olduğu Lotus Hukuk Bürosu’nda avukatlık mesleğini sürdürmektedir. Çocukluğundan gelen hayvan sevgisi “Türk Hukuk Sisteminde Hayvan Hakları ve Uluslararası Hukukun Hayvan Hakları Mevzuatına Etkisi” isimli tez yazısından sonra hayvan hakları aktivistliğine evrilmiştir. Vegan ve sürdürülebilir bir yaşam mücadelesiyle birlikte, türlerin eşitliği için de hak temelli mücadelesine gerek mesleki gerek sosyal alanda devam etmektedir. Hayvanlara Adalet Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi olarak çeşitli sosyal projelere destek vermektedir. Sokaktayken bütün hayvanların, evdeyse bir kedi annesidir. Adalet mücadelesinin karanlık dünyasına renk katmak için yoga ve müzik alanlarıyla da ilgilenmektedir.
Published On: Ekim 25th, 2021Categories: Ekoloji0 Yorum

Leave A Comment