Sosyal medyada paylaş

Türkiye’de kadın cinayetlerinin hız kesmeden hatta ivme kazanarak devam ettiği şu günlerde hükümetin gündeminde İstanbul Sözleşmesi var. Gönül isterdi ki her gün en az bir kadının şiddete maruz kaldığı ya da öldürüldüğü bir ülkenin hükümetinden bahsederken ”İstanbul Sözleşmesi nasıl daha etkin uygulanabilir?” tartışması yürütülüyor diyelim ama ne yazık ki iktidarın gündeminde sözleşmeden çekilmek var.
Onlarca kurum, milyonlarca kadın her gün şiddete karşı isyanda. Çünkü katiller yargılanmıyor, korunuyor ve aklanıyor. Katil erkeklerin yargılanmamasının doğurduğu sonuçları ve İstanbul Sözleşmesi’nin önemini yıllardır süren kadın mücadelesinin güçlü isimlerinden İrem Kayıkçı’ya sorduk. Kayıkçı Mor Dayanışma ekibi ve tüm kadınlar adına ” İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dedi.

Kendinizi ve kurumunuzu kısaca tanıtır mısınız?


Ben İrem Kayıkçı. Mor Dayanışma üyesiyim. Mor Dayanışma; kadınların bedeni, emeği ve kimliği üzerinde özgün bir tahakküm kuran erkek egemen (patriarkal) kapitalist sisteme karşı, kadınların öz örgütüdür. 2013’te Antakya’da kurulmuş olan Mor Dayanışma şu an 20’den fazla ilde kadın özgürlük mücadelesi yürütüyor. Mahalle bazında örgütlenen Mor Dayanışma, ulaşabildiği her yerde yerel kadın meclisleri kuruyor. Atölye çalışmaları (okuma-yazma, erbane, yoga, kadın korosu, öz-savunma, edebiyat, vb) ve seminerlerle (toplumsal cinsiyet, kadın sağlığı ve kadın hakları, kadın emeği) kadınlara kendilerini ifade etme alanları yaratıyor Farklı kesimlerden gelen kadınların, kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları ortak sorunlar üzerinden bir araya gelmelerini sağlıyor.


Daha etkin uygulanıp, kadınları koruması gerekirken iptali tartışılan İstanbul Sözleşmesi nedir?


Tam ismi Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan “İstanbul Sözleşmesi” kadınları her türlü şiddete karşı korumak, şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak amacıyla imzalanan, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığı olan ilk uluslar arası sözleşmedir.


İlk defa ”ev içi şiddet” kavramından bahsedildi

Sözleşmenin faydaları ve kazanımları nelerdir?


İstanbul Sözleşmesi birçok ilki barındıran ve eksiksiz uygulanması halinde kadına yönelik şiddeti ciddi anlamda önleyebilecek bir sözleşme. Şiddet tanımını sadece fiziksel ya da cinsel olarak bilinen sınırlarda bırakmayıp ekonomik, psikolojik, duygusal olarak da genişletiyor. ”Ev içi şiddet” kavramını ilk defa kullanan sözleşme olmasıyla ”özel olan politiktir” şiarının somut hali diyebiliriz. Ve ”ev içi şiddet” tanımı sadece aile ile sınırlanmıyor. Sevgili, partner, arkadaş ya da dışarıda tanımadığınız biri de olabilir. Sözleşme, bu kişilerden gelebilecek herhangi bir tehdit olasılığı karşısında acil eylem planlarını uygulamaya koy diyor. Kadın tanımının 18 yaş altı kız çocuklarını da kapsaması, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığa karşı olması eşit yurttaşlık ilkesinin önemini gösteriyor. ”Israrlı takip” kavramının sözleşmede kullanılması, şiddet, cinayet, istismar, taciz, tecavüz olmadan müdahale edilmesini ”önleyicilik” vurgusu ile yapması çok önemli. Şiddet olayı gerçekleşmeden müdahale edilmesi için toplumun her yerinde topyekûn bir seferberlik hali olmalı diyor. Örneğin devlet mekanizmalarında olan çalışanlara, kolluk kuvvetlerine toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmesini gibi somut öneriler veriyor.


Sözleşmenin ilk yılında cinayetler azaldı

İlk kez uluslar arası bir sözleşmenin toplumsal cinsiyet tanımını yapması ve üye olan ülkelerin toplumsal cinsiyet eşitsizliği bahanesine sığınmaması gerektiğini vurgulaması çok önemli. Gelenek, töre, namus kavramları ile kadına yönelik şiddeti meşrulaştıramazsın vurgusu var. Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi başka görüşe sahip olma, cinsel kimlik, cinsel yönelim, engellilik, medeni hâl, göçmen-mülteci olma durumuna bakılmaksızın her vatandaşın eşit sayılması gerektiğini ve üye ülkelerin kişilere yönelik her türlü ayrımcılığın önlenmesi konusunda sorumluluğu olduğunu söylüyor. Bu sorumlulukların yerine getirildiği 2011 yılında yani aslında sözleşmenin ilk yılında kadın cinayetlerinde nasıl bir düşüş yaşandığını çok iyi biliyoruz. Kadınların, LGBTİ+’ların mücadelesi ile getirilen 6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi ve o sırada daha etkili uygulanması, 183 hattının kullanılmaya başlanılması tabii ki buna vesile olan adımlardandır.


Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin zararları ne olur, nasıl sonuçlar doğurur?


Açıkçası sözleşmenin etkili bir şekilde uygulanmaması, tecavüz kriz merkezlerinin kurulmaması, yeterli sayıda Şiddet Önlme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) ve kadın sığınma evi açılmaması, kolluk kuvvetlerinden yargısına kadar her devlet kurumunun görevini layıkıyla yerine getirmemesi ve birçok eksiklik zaten bizlere yeteri kadar zarar vermiş durumda. Fakat İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tehditlerinin Türkiye’de yeni bir rejim kurma inşasında farklı bir anlamı var. Erkek egemen, kadın düşmanı, homofobik, ayrımcı ve zihniyete sahip kurumlara ve dinamiklere, tarikatlara kapılarını sonuna kadar açacak olan siyasal islam rejimi adım adım hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu toplum ve rejim inşasında kadınlar, hayvanlar, çocuklar, LGBTİ+’lar yok! Sadece beyaz muhafazakâr heterokseksist erkekler var.


Türkiye’de kadına şiddetle mücadele edilirken izlenmesi gereken yol sizce nedir?


İstanbul Sözleşmesi şiddetle mücadelede çok önemli bir yol haritası aslında. Bu sözleşmenin eksiksiz uygulanması demek milyonlarca kadının, çocuğun ve LGBTİ+’ların ”Yaşamak İstiyoruz” çığlığına ses vermek demektir. Fakat tabii ki bu saydığım dinamiklerin yaşam hakkına göz dikmiş olanlar karşısında yükselen kadın mücadelesi her gün daha çok ivme kazanıyor. Çünkü yaşamak, eşit yaşamak dediğimiz şeyin gayet somut bir karşılığı var! Ve mahallelerden kentlere kadar her yerde büyüteceğimiz örgütlülük hali bizi yaşatacak.


Sizce iktidar neden sözleşmeden ayrılmak istiyor?

Şu an devletin içerisinde olduğu yapısal krizin içerisinden çıkılması için ise şiddet dili ve pratiği her gün artıyor ve artması destekleniyor. Ve yukarıda dediğim gibi erkek egemen, kadın düşmanı, homofobik, ayrımcı ve zihniyete sahip kurumlara ve dinamiklere, tarikatlara kapılarını sonuna kadar açacak olan Siyasal İslam rejimi adım adım hayata geçirilmeye çalışılıyor. Kalıcılaştırılmak istenilen şey kesinlikle eşitlik, barış, özgürlük değil. Aksine kurumsallaştırmaya çalıştıkları faşizm içerisinde aileden devlet mekanizmalarına kadar her yerde erkek reisler yaratmak.

Kadınlar şiddete uğramamak için, öldürülmemek için, eşit yaşam hakkı için ülkenin her yerinde direnmeye devam ediyor ama kadınların direnmesi yetmez. Yasalar kadını korumalı, İstanbul Sözleşmeli uygulanmalı.

Sevgili kadınlar; etrafınız sarılı ama asla teslim olmayın çünkü sonunda biz kazanacağız. İstanbul Sözleşmesi’ni de kadınları da yaşatacağız.

Sosyal medyada paylaş

Dilara Çelik
Akdeniz Üniversitesi mezunu, mesleğe küsmüş gazeteci. Ent Dergi gündem editörü/yazarı. Fotoğraf tutkunu, özel fotoğrafçı. Babasının prensesi olamayan biri. Bir köpek annesi. Eski sosyalist şimdilerde aktivist. Zırhı paslanmış bir kahraman.